60’LAR AVRUPA SİNEMASI

60’lı yıllar… Sınırlarını aşıp küresel bir alan bulan ideolojilerin, toplumsal çatışmaları arttırdığı, ahlaki ve kültürel normların, yenilikçi ve özgürlükçü fikirlerin altında ezildiği; belki konvansiyonel bir havadan yoksun ama çeşitliliğin değer kazandığı zamanlar. 60’lı yıllar, ölümün gökyüzünden geldiği büyük savaşlar gören toplumların, küllerinden yeniden doğmasına referans eder bir bakıma. Bu yeniden doğuş, bu kez bir öncekinden çok farklı olacaktır. Edebiyattan resime, müzikten sinemaya pek çok disiplinin yeni bir kimlik arayışına ön ayak olacak ve isyanı, sanatsal başkaldırıyı tetikleyecektir.

60’lar Avrupa sineması birbirinden farklı dinamikleriyle hüzünlü bir sinema serüvenidir aslında. Baş kahramanlarımızın çoğu aramızdan ayrılmıştır fakat unutulmaz karelerle hala içimizde yaşarlar. Bazen Anna Karina’nın tebessümlerinde kaybolur, Marcello Mastroianni’nin karizmasından dolayı afallar ve Liv Ullmann’ın oyunculuğuyla mest oluruz. Bazense Fellini’nin tekniğiyle, Visconti’nin hikayeleriyle ve Tarkovsky’nin görüntüleriyle büyüleniriz. Tüm tabuları yıkıp yenilikçi bir sinema yaratmak isteyen Fransız Yeni Dalgası’nın (La Nouvelle Vague) saflarında dururuz bazen, biçimsel başarılarını onlarla beraber kutlarız ya da Mussolini rejiminden izler barındıran İtalya sokaklarında yürürüz, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin yansımalarıyla yolumuzu buluruz. 60’lar, sinemanın henüz masumiyetini kaybetmediği zamanlardır. Bu yüzden dönemin her filmi insana tuhaf bir hüzün verir. Tarifi zor olan tüm bu duyguları, zamanın ruhuyla beraber bu derlemede tekrar hissetmek, hissettirmek istedim. Lafı uzatmadan sinemanın kahramanlarını yad edelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.