60’LAR AVRUPA SİNEMASI

Naif Bir Auteur: Eric Rohmer

La Collectionneuse (1967)

‘Koleksiyoncu kadın’. İçinde bulundukları toplumda ‘aydın’ ve sanat insanı olarak tanınan iki erkeğin, Daniel ve Adrien, bir kadını yaftalamak amacıyla kullandıkları çirkin bir tabir bu aslında. Bu kadının, Haydée, tercihlerinden ve toplumsal ahlak anlayışına ters düşen hayat tarzından dolayı ahlaksız olarak değerlendirilmesi; farklı fikir ve dünya görüşüne sahip olanın ötekileştirildiği ataerkil toplumun özeti aslında. Rohmer, entelektüel birikimlerine ve sanatsever kişiliklerine rağmen ego ve kibirden gözü dönen ve çürümüş bir ahlak anlayışına sahip olan narsistlerle dolu 68 kuşağı öncesi Fransız toplumunun resmini çizmiş. Rohmer tüm bunları öyle naif, öyle incelikli bir sinema diliyle yapmış ki, filmde müzik kullanılmamasına rağmen, eksikliğini dahi fark etmiyorsunuz. Böylelikle sakin bir denize baktığımız, temiz bir hava soluduğumuz, yer yer Rohmer usulü fikirsel tartışmaların olduğu oldukça yalın bir film ortaya çıkmış. Ne aradığını bilen fakat nasıl araması gerektiğini bilmeyen bir genç kadının ‘kaybolduğunu’ ya da yolunu şaşırdığını düşünen ve müdahale etmeye kalkışan eril zihniyetin, tüm manipülasyonlara rağmen bir kadının erkek psikolojisi üzerindeki gücü karşısında boyun eğişini izlemek müthiş keyif vericiydi.

Ma nuit chez Maud (1969)

“Eğer bir gelecek yoksa gelecek kaygısı da olmaz.”

Birini düşünün. Prensiplerinden dolayı aşk trenlerini kaçıran, inandığı değerleri dahi kendine göre uyarlayacak kadar sahtekar olan biri. Tüm sahtekarlığı kendine, kendi yaşamına. Gizlemek zorunda olduğu düşüncelerinden ve hislerinden ötürü hayat boyu gerçek mutluluğu tadamayacak, belki mutluluğa sahip olduğunu düşünerek kendini kandıracak. Her şey sırf kendi prensiplerine aykırı hareket etmemek için. Rohmer’in Ahlak Serisi’nin üçüncü filmi olan Ma nuit chez Maud, Katolik inancına sahip Jean-Louis’in, prensiplerinden ödün vermeden, rasyonel bir şekilde mutluluğu arama çabasını anlatıyor. Jean-Louis, yıllar sonra karşılaştığı arkadaşı Vidal’ın davetiyle çekici bir kadın olan Maud’nun evine gider ve burada kendi geleceğine yön verecek kararlar alır. Bu bölümden itibaren Rohmer, aşk, ikili ilişkiler, din ve inanç gibi pek çok konunun irdelendiği bir hikaye sunuyor. Bir münazarayı andıran felsefi sohbetlerdeki provokasyonlar, tatlı-sert iğnelemelerle yönetmen öyle samimi bir atmosfer yakalamış ki, keyif almamak mümkün değil. Bir yandan insanı kendi içinde fikir çatışmalarına soktuğu için de epey gerildiğim bir film oldu. Sanırım Rohmer etkisi tam olarak bu. Tüm zamanların en iyi filmlerinden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir