88. Oscar En İyi Film Adayları

Bu yıl sekiz filmin yarıştığı kategoride en çok öne çıkan aday Iñárritu’nun Diriliş filmi. Öyle ki adayların tamamını izlemeden ödülün Diriliş’e gideceğine emin birçok kişi mevcut. Gelin tüm adaylara birlikte bakalım ve ödüle en yakın aday hangisi ve ödülü en çok hak eden aday hangisi görelim.

Brooklyn

Oldukça sıradan bir film Brooklyn. Bu filme benzer yüzlerce filmle her an karşılaşmamız mümkün. Neden Oscar’a aday oldu peki? Eskiden olsa sayıyı tamamlamak için derdim ama adayları dokuzdan sekize düşürebildiklerine göre sayıya da çok takılmıyorlar belli ki. Filmin sıradan bir film olması sorun değil ama filmin En İyi Film kategorisine aday olması büyük bir sorun. Hele aday olmayan filmleri göz önüne getirince Brooklyn akla cevapsız tek bir soru getiriyor. Neden Brooklyn? Ben bu sorunun cevabını bulamadım.

Büyük Açık

Filmin oyuncu kadrosunun açıklanması bile filmi merak etmeye yeterliydi. Brad Pitt, Christian Bale, Steve Carell, Ryan Gosling isimleri yan yana, bir filmde. Seçilen hikaye de başarı için oldukça uygun. 2008’deki ekonomik krizin neden kaynaklandığını ve kimlerin bu krizi fırsata çevirdiğini anlatılan film dramı eğlenceye dönüştürebilen yapısıyla da elindeki tüm materyalleri iyi kullanan bir yapım. Ancak bu dört oyuncunun hepsinin yardımcı oyuncu gibi hikayenin kalbine yerleşememesi, Pitt, Bale ve Gosling’in neredeyse hareket etmeden “masa başı oyunculuk” sergiledikleri, biraz Steve Carell’ın canlılık kazandırmaya çalıştığı ancak onun da rolü gereği sürekli kaşlarını çatarak olayları anlamaya çalışan ifadesi nedeniyle sevimliliğini kaybettiği bir film izledik. Ekonomik terimleri herkes anlasın diye eğlenceli bir anlatıma bürünse de oyuncular arasındaki kopukluk filmi “En İyi” olmaktan uzaklaştırmış. Büyük Açık filmin ödülü alması yönünde bir beklentim yok. Ancak zeki Amerikalıların krizi fırsata çevirmesi gibi bir konu varken Akademi bir sürprize imza atmak isteyebilir.

Casuslar Köprüsü

Casuslar Köprüsü öncüllerine nazaran oldukça iyi bir film. Amerika propagandasından sıkıldık artık yeter dediğiniz noktada doğru formülle yola çıkıyor film. Özellikle ilk yarısında Amerika’nın yaptığı haksızlıkları aktarırken seyirciyi şaşırtıyor. Ancak ikinci yarısında Rusya’nın yaptıklarını gördüğünüzde aslında Amerika’nın yakaladığı casusa dahi ne kadar iyi davrandığı, adaleti her şeyin üstünde tuttuğu, tek bir vatandaşını dahi yüzüstü bırakmayacağı masalları filmin önüne geçiyor. Böyle olunca da filmin asıl kaygısının ne olduğu tartışılır hale geliyor. Tüm bunlara rağmen yaptığı işi Argo’dan ya da Keskin Nişancı’dan daha iyi yapıyor. Özellikle Mark Rylance’ın oyunculuğuna şapka çıkartmak gerekir. Yine de Casuslar Köprüsü’nün bu ödülü alması rakiplerine haksızlık olur ama eğer kazanana ödülünü Michelle Obama’nın vereceği açıklanırsa bilin ki Casuslar Köprüsü ödülü alacaktır.

Diriliş

Daha çekim aşamasındayken bir önceki yılın kazanan yönetmeni Alejandro González Iñárritu’nun ve bir türlü ödülü kazanamayan Leonardo DiCaprio’nun varlığı filmin merak edilmesini sağladı. Fragmanıyla birlikte bu merak daha da arttı. Ayı saldıran, diri diri gömülen Leonardo’nun canlandırdığı karakterin neler yapmış olabileceği ilgiyi oldukça arttırdı. Sonunda da karşımıza oldukça iyi bir yapım çıktı. Ancak birçok sinema eleştirmenin de ortak görüşü olduğu gibi filmin iyi olmasındaki en büyük unsur Iñárritu ya da DiCaprio’dan çok görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki’nin kamera arkasındaki yerini almasıydı. Geçen sene Birdman’i bir üst seviyeye taşıyan Lubezki bu yıl da Diriliş için benzer bir seviye atlatmaya imza atmış. Senaryo olarak pek bir şey vaat etmeyen hatta kimilerine “yok artık bu kadar da olmaz” dedirten filmde senaryoyu görmezden geliyorsak bu Lubezki sayesindedir kesinlikle. Lubezki’nin sinema zekası ile Leonardo DiCaprio’nun başarılı oyunculuğu filmin yılın en iyisi olması için yeterli olacak mı göreceğiz. Eğer Diriliş ödülü alırsa, ki bence alacaktır, yeni bir tartışma başlatacağımı da buradan duyurayım. Yerçekimi filmini yerden yere vururken, senaryosu olmadığı sadece görüntü ile de bir filmin en iyi film olmasının haksızlık olacağını savunanların argümanları Diriliş için geçerli değil mi? Leonardo’nun oyunculuğu senaryo zafiyetini kapatmak için yeterli mi?

Gizli Dünya

Oldukça acı bir hikaye ve muazzam bir ilk yarı ile başlıyor film. Ne olduğunu çözene kadar birçok soru biriktirip çözüm ortaya çıkınca ise büyük bir acı hissediyorsunuz. Jack ve annesinin yaşadıklarını hayal etmek dahi imkansızken onları izlemek dehşete düşürüyor. Bu şekilde başlayan bir filmin ikinci yarısında daha da yükselmesi gerekirken oldukça sert bir düşüş yaşıyor. Filmin ilk yarısındaki hisleriniz yavaş yavaş dağılıyor ve normale dönüyorsunuz. Bu da Gizli Dünya’nın ödüle aday olabilmesine yeterken ödülü alabilecek kadar iyi bir film olmasını engelliyor. Filmin ilk yarısının can alıcı finalini filmin sonuna koyup Jack ve annesinin dünyasını genele yaymayı ve arada kullanılacak flashbacklerle tekrara düşmekten de kurtulmayı deneselerdi belki daha başarılı olabilirlerdi. Bu haliyle ise ne yazık ki Gizli Dünya ödülden bir hayli uzak.

Mad Max: Fury Road

Yıllar önce başlayan iddialı bir serinin devamı da oldukça iddialı bir yapımla başladı. Mel Gibson’ın ilk kez 1979 yılında Max’i canlandırdığı üç filmlik seride yönetmen George Miller petrol yokluğunu, çöle dönen dünyayı, yok olan modern şehirleri distopik bir şekilde anlatmıştı. İlk filmde daha çok yollardaki serseri gruplar ve onlarla mücadele eden polis benzeri bir grubu anlatan Miller seyircisini diğer iki filmde karanlık dünyasıyla tanıştırmıştı. Şimdi yeni filmde, yani Max’i Tom Hardy’nin canlandırdığı Fury Road’da bu kez yok olan petrolü değil yok olan suyu ve su savaşlarını merkezine alan Miller karanlık dünyasını daha da karanlık hale getiriyor. Max ait olduğu yerde yani yollarda nasıl savaşılacağını gayet iyi bildiğinden yeni bir seriye başlayacak olan Miller’ın seçtiği tema ilk seriye bağlılığını gösteriyor. Ancak bana göre filmin eksik kalan tek yönü de bu seçimle ortaya çıkıyor. İlk serinin sahip olduğu felsefe bu yeni filmde yakından hissedilemiyor. Sürekli aksiyon sahnelerinin yer aldığı film üzerinde yükseldiği distopyayı pek iyi kullanamıyor. Elbette bu da yeni bir serinin başlangıcı olduğu için affedilebilir bir durum bu. Hatta Diriliş ile birlikte ödüle en yakın filmin Mad Max olduğunu da belirtmem gerek.

Marslı

Öncelikle bu filmin haksızlığa uğradığını belirterek başlamam gerek. Nasıl ki Diriliş filminde Leonardo’nun karakterinin başına gelenlere şaşırmak ve gerçeklikten uzak olduğunu iddia edip filmi bununla yargılamak yanlışsa Marslı için de aynı şeyler geçerli. Mars’ta tek başına kalan bir adamın hayatta kalma mücadelesini izlerken karşılaştıklarımız için böyle saçmalık mı olur demek ve filmi bunlarla yargılamak adaletsizlik olur. Tıpkı Interstellar’da ünlü fizikçi Kip Thorne ile çalışan Nolan’ı kara delik yüzünden yerden yere vurmanın haksızlık olduğu gibi bu filmde oluşturulan evren için de Ridley Scott’ı eleştirmek haksızlık. Uzay filmlerini izlerken gerçeği aramak yerine fantastik film izlediğimizi unutmamak gerekir. Marslı iyi bir film bunu kabul etmeliyiz. Ridley Scott’ın iyi bir iş çıkardığı ortada. Matt Damon’ın oyunculuğu da karakterinin izin verdiği ölçüde başarılı. Ancak rakiplerine göre daha alt seviyede bir film olduğunu kabul etmek gerekir. Ridley Scott’ın elinde görselliği üst düzeyde kullanabileceği bir senaryo varken dünyanın herhangi bir yerindeki çölden farksız bir alana tüm filmi sığdırmak Ridley Scott’ın hanesine eksi puan olarak yazılabilir. Ayrıca filmin tek heyecanının finalinde toplanması ve Interstellar’a olan yakınlığı da eleştirilebilir. Tüm bunlar birleşince de Marslı’nın ödülü alması beklenemez.

Spotlight

Lobster ile birlikte 2015 yılının en iyi işlerinden birisi bana göre. Diriliş’i ve Mad Max’i yani ödüle en yakın iki filmi beğensem de Spotlight benim için daha değerli bir yapım. Dolu dolu bir senaryo, muazzam oyunculuklar ve işlenmesi oldukça zor bir konu. Ahlaklı habercilerin bakışıyla ele alınan cinsel istismarın boyutlarını, din olgusunun arkasına sığınan beş para etmez din adamlarının yaptıklarını, hayatları kararan insanların yaşadıklarını öyle güzel anlatıyor ki duygulanmamanız elde değil. Bunları yaparken de sadece habercilerin haberi araştırırken karşılaştıklarını izliyoruz. Çocuklar film boyunca hiç kullanılmıyor ki bu da filme saygı duymam için başka bir sebep. Dramı arttırmak için çocukları filme dahil etmesinin yeterli olacağını yönetmen Tom McCarthy de farkındadır. Ancak bu seyirciyi etkilemenin en kolay yolu. McCarthy zor yolu seçiyor ve bunun altından da başarıyla kalkıyor. Spotlight sinemanın gücünün net bir temsili. Çok sıkı kurallarla korunan din mekanizmasına öyle bir çomak sokuyor ki bu büyük bir cesaret. Tacizde bulunduğu bilindiği halde herhangi bir ceza almayan din adamlarının nasıl korunduğunu gördüğü halde bu işi beyaz perdeye aktaran herkesi tebrik etmek lazım. Ödülü Diriliş filmine kaptıracağı neredeyse kesin olsa da benim için bu yılın en iyi filmi Spotlight bu ödülü en fazla hak eden yapım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.