Marslı

Star Wars serisini, Kubrick’in 2001 A Space Odyssey’ini izleyen nesiller olarak bu filmlerden sonra çekilen uzay filmlerine daha eleştirel gözle bakıyoruz ve çoğunlukla haklıyız da. Kubrick’in 2001 filmiyle başlattığı yeni çağın kötü uzay filmleriyle gölgelenmesine karşıyız. Star Wars’un 39 yıldır devam eden mazisine ve yarattığı evrene olan bağımız uzay filmlerini izlerken zihnimizde bu evrenin canlanmasına neden olduğundan sadece görsellik olarak bile daha aşağısına razı değiliz. Bu nedenle de çok üst düzey bir uzay filmi yapılmadıkça tamamına burun kıvırıyoruz. Bunu aşmanın en iyi yolu uzay filmlerini iki açıdan değerlendirmek. Birinci açı filmi tüm uzay filmlerinden bağımsız kendi özelinde değerlendirmek, ikinci açı ise diğer filmlerle karşılaştırarak sinema tarihindeki yerini belirlemek. Böyle yaptığımızda daha adil kararlar verebileceğimizi düşünüyorum ki sadece ikinci açıdan bakarak yargıladığımız için mağdur olan Gravity, Interstellar gibi filmlerden birisi de Marslı.

Aslında sadece öncülü olarak görülen filmlerin çıtayı yükselttiği noktaya erişememesi değil, aynı zamanda filmin Nasa ile olan yakın bağı ve vizyona girmeden önce Nasa’nın Mars’ta su bulunduğuna dair yaptığı açıklama filmin daha çok eleştirilme nedenlerinin başında geliyor. Anlayacağınız henüz filmi izlemeden bile eleştirmemize yarayacak birçok argümana sahibiz. Peki filmi tüm bunlardan bağımsız olarak ele alırsak yere göğe sığdırılamaz bir yapım olur mu? Hayır! O zaman neden bu kadar uzun uzadıya bir açıklamayla yazıya başladın diyebilirsiniz. Söylemeye çalıştığım şu; film çok üst düzey bir film olmayabilir ancak izlediğinize pişman olacağınız veya yerden yere vurmanızı gerektiren bir yapım kesinlikle değil. Marslı da klasik Amerika övgüsüne sahip filmlerden ve bu konuda daha önce benzeri yapımları nasıl eleştirdiğimi bilen bilir. Filmin en vurucu sahnesi olarak fonda dalgalanan Amerika bayrağını görmekten ben oldukça sıkıldım. Marslı filmi de bu filmlerin bir parçası. İlla yerden yere vurmak gerekirse bu taraftan vurulabilir. Fakat filmin izlenebilirliği konusunda daha anlayışlı olunmalı.

Mars’ta tek başına kalan bir adamın hayatta kalma mücadelesinin gerçeklerle temellendirildiğini söyleyemeyiz elbette. Bu nedenle bize sunduklarını fantastik bir filmin bize sunduklarını kabul ettiğimiz gibi etmeliyiz. Yoksa “Mars’ta patates mi yetişi yeeaa” demek elbette oldukça kolay. Bu, Interstellar’da Christopher Nolan’ın Kip Thorne ile çalışmasına rağmen “Böyle kara delik mi olur yeeaa” eleştirileri kadar acımasız olmasa da benzer bir durum oluşur. Bu filmin belli bir matematiği olan fantastik bir film olduğunu unutmayalım.

Matt Damon için şunu söylemeliyim ki Bourne serisinden sonra neredeyse ilk defa kendisini bu kadar konsantre olmuş gördüm. Bu serinin yeni filmi Jason Bourne için de umutlanmamı sağladı. Jessica Chastain’in de bu filmde rol alması ve uzay kıyafetlerinin benzerliği nedeniyle filmin bir bölümünde acaba Nolan Interstellar’ı çekerken Ridley Scott aynı seti ve oyuncuları kullanarak maliyeti mi azalttı şakaları akla geliyor.

Sonuç olarak Oscar’a aday olan The Martian Oscar adaylığı nedeniyle baş tacı edilecek, son zamanların en iyisi denebilecek bir yapım değil elbette ancak izlemeye değer bir yapım olduğu da bir gerçek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.