SILENCE

YÜZYILLAR BOYUNCA SESİNİ DUYMAYAN TANRI ACABA İNSANIN İÇ SESİNDE OLABİLİR Mİ?

SILENCE

Kuşkusuz yaşayan en büyük yönetmen Martin Scorsese’nin The Wolf of Wall Street sonrasında 2016’da çektiği Silence, yönetmenin es geçilen filmlerinden birisi olarak hatıralarda kaldı. Scorsese’nin Katoliklik, din, inanç, İsa ve Tanrı üzerine olan merakı hepimizin malumudur. Yönetmen çocukluk ve ergenlik dönemlerinde papaz, rahip olmak için ciddi anlamda uğraşmış, sınavlara girmiş ve çok şükür ki bunu başaramamıştı.

Silence ise Marty’nin The Last Temptation of Chirist ve Kundun sonrası çektiği üçüncü din temalı film. Dini bir üçlemenin son filmi olduğunu söylemek de mümkün. Aslında Scorsese’nin dünya sinemasında bu kadar büyük bir efsaneye dönüşmesini sağlayan politik suç filmleri de dini alt metinler içermekte olan filmlerdir. Örneğin 1973’te ilk önemli çıkışını yaptığı Mean Streets, Taxi Driver gibi filmler de kendi içlerinde ana karakterlerinin sık sık din, inanç ve tanrıdan dem vurarak muhakeme yaptıkları, içsel çatışmalara girdikleri filmlerdir. Ancak The Last Temptation of Chirist ve Kundun Scorsese’nin tamamen din üzerine çekilmiş iki filmidir. Silence ise bu seriye eklenen son filmdir.

KONUSU

Portekizli Misyoner rahipler Rodrigues ve Garupe, bir süre önce Japonya’ya gönderilmiş olan akıl hocaları Peder Ferreira’yı bulmak için tamamen kendi inisiyatifleriyle Japonya’ya gitmeye karar verirler. Ancak vardıklarında Hıristiyan Katolikliği için bir cehenneme giriş yaptıklarından habersizdirler.

ANALİZ

Silence her şeyden önce bir özünü keşfediş ve bir yolculuk filmi bana göre. Bu yönleriyle Coppola’nın Apocalypse Now’ı ile birçok ortak noktası olduğunu düşünüyorum filmin. Willard & Rodrigues ikilisi birbirlerine hayli benzeyen karakterler. İkisi de uzun yolculuklara çıkıyorlar, bu yolculuklarda kendilerini, insanlığı, geleneksel insan şiddetini, inancı, dini, kültlüğü, tanrıyı sorgulayıp muhakeme ediyorlar. Apocalypse Now’daki Kurtz ile bu filmdeki Peder Ferreira ise birbirlerinden hayli farklı karakterler o yüzden bu analizde Silence’ı Apocalypse Now ile karşılaştırmayı burada bırakacağım.

Rodrigues ile Garupe’nin yolculuklarına geldiğimiz vakit ortaya şöyle şeyler çıkıyor. Japonya’ya vardıklarında karşılarına kendi geleneksel Budizm inanışlarını korumak için çok katı yöntemler seçen bir imparatorluk var. Çeşitli işkencelerle Katolik Hıristiyanlığı benimseyen insanlarını öldürüyorlar. Ancak İsa mermerine ayaklarını basmaları ve Haç’a tükürdükleri zaman onları affediyorlar. Burada dinler tarihinde simgelerin “değeri” veya “önemi”ne dair sorular sormamızın istendiğini söyleyebiliriz. Müthiş şekilde cahil kalmış Japon köylülerin körü körüne Hıristiyanlığı seçmeleri sonrasında ölümden sadece bu iki simgeye sözüm ona saygısızlık yaptıklarında hayatlarının kurtulması ama neredeyse hepsinin de bunu reddederek ölümü seçmesi.

Tüm bunlar yaşanırken ise rahiplerimiz Rodriuges ile Garupe dinin çelişkilerle dolu iç yüzünü, ikiyüzlülüğünü görmelerini ancak halen görevlerini yapmaya devam etmelerini izliyoruz. Ancak bunu yaparken de sürekli onlar için, dolayısıyla Hıristiyanlık için, İsa için köylüler kendilerini feda ediyorlar. Bir yerden sonra Rodrigues sürekli bir iç ses arıyor, ulaşabileceği, sesini duyabilecek ve onu vicdanen duyduğu bu azaplardan kurtarabilecek bir İsa veya Tanrı. Ancak bir türlü bulamıyor onu. Bu kadar insan ölürken, Tanrı’nın bin bir emekle yarattığı insan ırkı müthiş zorbalıklara başvurarak birbirlerini öldürüyorlar. Sonrasında uğuruna hayatlarını tehlikeye attıkları akıl hocaları Peder Ferreira ile ilgili duydukları karşısında ise şok oluyor. Dendiğine göre Ferreira işkencelere dayanamayarak Budizm’i benimsemiş ve Japon geleneklerine göre hayatını sürdürmeyi tercih ederek kendisine bir aile bile kurmuştur.

Filmin içinde bu ve buna benzer onca paradoks, tezat ve çelişki var. Din tarihinde insanların inanç için ne yaptıkları, nelere zorlandıkları, zorlanmadan neleri seçtikleri veya kendilerini kurtarmak için şereflerini satmaları. Kendini satma konusunda filmdeki temsili karakter ise genç Japon köylü Kichijiro. Kichijiro filmde karşımıza ilk çıktığında bir alkolik, ayakta duramıyor, neredeyse bir hayalet gibi. Ancak rahiplerle karşılaştığında görüntüsü değişiyor, adeta hayata dönüyor ve içselleştirerek gizlice yaşadığı Hıristiyanlığı doyasıya yaşamaya ve sağlığını düzeltmeye başlıyor. Ancak sonrasında filmin içinde sürekli rahipler Rodrigues ve Garupe ikilisine ihanet etmeye, bir nevi Judaslığa soyunuyor ancak bu anlarda gene de Rodrigues’in ona günahlarını çıkartmada yardım ettiğini görüyoruz. Tabi bir yerden sonra artık bu sadece bir formaliteye dönüşüyor. Aynı, köylülerin İsa mermerine ayaklarıyla basmaları istendiği ve Haç’a tükürmeleri istendiğinde Japon bir üst düzey görevlinin birkaç defa bunun bir “formalite” olduğunu tekrar etmesi gibi.

Burada da görüyoruz ki aslında tüm bunlar, din uğruna yapılan her şey bir formalite olabilir. Hepsi ama hepsi insanın tamamen kendi özeline mahsus, kendi öz ruhunda yaşayabileceği duygulardır. Yaymak için şiddeti, manipülasyonu ve daha birçok yüz kızartıcı suçu gerektirmeyen bir olgudur din. Kim bilir. Rodrigues filmin bir yerinde susuzluktan kıvranırken gölden su içmeye karar verdiğinde suda İsa yansımasını kendi yüzünde görür. Din tarafından bu denli adanmışlık herkesin kendisini bir yerden sonra ilah olarak görmesine mi yol açıyor?

Filmin içinde gerçekten çok soru var. Kanımca Scorsese filmi çekerken dinin, tanrının, İsa’nın, insanın ve yaradılışın milyonlarca soru barındırdığına vurgu yaparak bu denli güçlü bir film yapmış. Peki filmde tüm bunlara bir cevap var mı? Bu sorunun cevabını bence seyircilerin kendi yüreklerine bırakıyor. Ancak bunu yaparken propaganda, suçlamalar yapmıyor. Yazılmış bir roman üzerinden dünya halklarının başlangıçtan bu yana dini inançlar için birbirlerine neleri layık gördükleri ve nasıl yaşadıklarının akıl almaz gerçeklikte bir panaromasını sunuyor. Büyük üstadın kıyıda köşede kalmış olan bu gizli hazinesini herkese öneriyorum.

Diğer Yazılar: Deniz Kuş
ROBERT DE NIRO 80 YAŞINDA – BÖLÜM I
Robert, yakın dostlarının deyişiyle Bob De Niro, 17 Ağustos 1943’te New York,...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir