HAVUZ

HAVUZLU VİLLA VE YENİ ROMANLA GELEN RUHSAL-FİZİKSEL DÖNÜŞÜM

SWIMMING POOL

Kuşkusuz ki günümüzde 50’lerin sonu 60’ların başıyla yeşermeye başlayan, 68 hareketleriyle de nirvanasına ulaşan Fransız Yeni Dalgası sonrasında adını güncel sinemada en çok bildiğimiz Fransız yönetmenlerden birisinin François Ozon olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 90’ların sonlarıyla başlayan kariyeri özellikle 2000’lerde hayli yükselişe geçmişti. Bu yükselişteki en önemli paylardan birisi de kesinlikle yönetmenin 2003 yapımı filmi Swimming Pool (Havuz)’du. Bu yazımızda Swimming Pool’un analizini siz okuyucularımıza aktaracağız. Şimdiden iyi okumalar.

KONUSU

Orta yaşlarını sürmekte olan yazar Sarah Morton, kariyerinde tekrara düşmenin kişisel bunalımlarının pençesindedir. Daha farklı, yepyeni bir roman yazma planı yapmakta iken yıllardır birlikte çalıştığı editörü John Bosload’dan kışkırtıcı bir teklif alır. John’un Güney Fransa’daki yazlık evinde bir süre ilham peşinde koşacaktır. Eve vardığında başta her şey güzel gitmekteyken John’un kışkırtıcı güzellikteki kızı Julia çıkagelecek ve her şey tahmin edilemeyecek noktalara gidecektir.

ANALİZ

Oyunculuklardan başlayacak olursak Charlotte Rampling hakkında diyecek bir şey olmadığı kanaatindeyim, yıllara yayılan tecrübesiyle rolün altından rahatlıkla kalkıyor. Sarah’ın kimi zaman egoist, küçümseyici ve kuşaklararası nefretinin belli olduğu sahnelerde çok başarılı. Julia olarak ekranı adeta ateşe veren Ludivine Sagnier ise bambaşka bir nokta. Filme seksiliğiyle damga vurmanın yanı sıra kolay unutulmayacak bir karakter portresi de çiziyor. Gençliğinin verdiği ateş, isyankarlık, sekülerlik Sarah’a yer yer dokunmaya başlıyor ve evde kuşaklararası çatışmalar yaşanıyor.

Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Yönetmen Ozon, birçok şeye parmak basıyor filminde. Kuşaklararası çatışmalar, orta yaş krizleri, kıskançlık, cinsel özgürlük, bastırılmış cinsellik ve biraz da din. Sarah özellikle orta yaşlılığın verdiği asabiyetle mücadele ederken bir yandan da kariyerinin bu bölümünde yeterli olmadığını, eski ününün kaybolduğunu düşünüyor. Editörü John’la görüşmeye ilk gittiğinde yeniyetme yazar Terry Long’a takındığı küçümseyici ve egoist tavrı John’un kızı Julia’ya da göstermesi bunların birer kanıtı niteliğinde. Öte yandan Julia’nın özgür ama bir yandan da sağlıksız cinselliğine duyduğu ilgi, onunla birlikte kim bilir kaç yıl sonra veya ilk defa esrar içmesi, gittiği kafede genç garson Frank’le flörtleşmesi gibi küçük küçük şeyler Sarah’ın karakter anlamında kişisel devrimini yapmasına sebep oluyor. Hayatta bir amaç ediniyor ve rol model olarak da genellikle Julia’yı görüyor.

Tüm bunlarla birlikte Sarah artık yazacağı yeni romana konu ve karakterler de çoktan bulmuş oluyor aslında. Kısa süreliğine yerleştiği bu havuzlu villa kendi içlerinde dalgalarla çarpışan karakterler ve iç benlikleri misali Sarah’ın kaleminde yeniden bir araya gelerek çarpışmaya başlıyorlar. Burada yönetmenin özellikle diyaloglara gizlediği ve bazı sahnelerde, özellikle finalde nirvanasına ulaşan belirsizlik, tekinsizlik ve açık uçluluk edebiyat dünyası ile filmin mükemmel bir şekilde uyum sağlamasına neden oluyor. Bu yüzden yönetmeni ne kadar övsek az. Finalde Julia’nın tamamen başka biri çıkması ve diğer ayrıntılar Sarah’ın tamamen kendi bilinçaltının birer yansımaları olarak çıkıyor karşımıza. Filmde kesin hiçbir şey yok, aynı romancılık, edebiyatçılık gibi. Gerçek mi değil mi, yaşandı mı yoksa yaşanmadı mı bilmiyoruz. Tek bildiğimiz bunların hepsi aslında Sarah Morton’un bilinçaltı, onun yıllardır içinde sakladıkları ve içten içe çatıştıkları meseleler.

Sarah’ın değişimini tamamladığını anladığımız en net yer ise finaldeki Paul’la görüştüğü sahne, filmin başındaki görüşmede kendini sıkan, dışarıdan bağlamalı bir yağmurluk ve içine giydiği sıkı kıyafet yerine finalde gayet açık, kendinden emin olduğu mimiklerine de yansıyan, ilk kıyafete göre dekolte denilebilecek şekilde çıkıyor editörünün karşısına. Bunlar Julia gibi bir genç kadında birleştiğinde Sarah da kendi kişisel dönüşümünü tamamlayarak bambaşka biri olarak hayatına devam ediyor.

Diğer Yazılar: Deniz Kuş
SEVGİSİZ
MODERN KAPİTALİZMİN DUYGUSUZ, KAYITSIZ İNSANLIĞI VE RUSYA: LOVELESS 2000 sonrası Rus Sineması’nın...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir