Korku sineması uzun yıllar boyunca kadın bedenini çoğunlukla kurban, tehdit ya da cezalandırılması geren bir öteki olarak temsil etmiştir. Carrie (1976), Cat People (1982) ve The Hunger (1983) gibi filmler bu yapının akılda kalan kült örnekleri arasında yer alırken, geçen zaman içerisinde özellikle 2000’li yıllarla birlikte kadın bedenini merkeze alan anlatılar ana akım korkuda daha da görünür bir hale gelmiştir.
Karyn Kusama‘nın yönettiği Jennifer’s Body ise bu mirası devralarak kadın bedenini hem arzu hem de korkunun kaynağı olarak yeniden kuruyor. Film, rock grubu Low Shoulder tarafından şeytana kurban edilen ve sonrasında kana susamış bir canavar olarak geri dönüp erkekleri avlayan Jennifer (Megan Fox) ile onu durdurmaya çalışan en yakın kız arkadaşı Needy (Amanda Seyfried) arasındaki çatışmayı konu alıyor.
Bedenin Değişimi: Ginger Snaps’in İzinden
2000’li yılların başında gelen Kanada yapımı Ginger Snaps (2000), ergenlik ile yetişkin bir kadın olma arasındaki sancılı dönemi kurt adam metaforu üzerinden anlatıyor. Bu yönüyle film, Barbara Creed‘in Canavarca Dişilik kavramına hem güçlü bir örnek hem de yeni bir soluk getiriyor. Jennifer’s Body de bu canavarlık mirasını devralarak Ginger Snaps‘in açtığı yoldan ilerliyor. Her iki film de genç kadınların bedenlerindeki dönüşümü ve dönüşümün sonuçlarını merkeze alıyor.

Birçok korku filminde kadın canavarın ortaya çıkışı toplumsal ya da biyolojik dönüşümlerle açıklanıyor. Ginger Snaps‘te, Ginger‘ın (Katharine Isabelle) ilk adet görme döneminde (Menarş) vahşi bir kurt tarafından ısırılması, canavarlaşmayı doğanın bir parçası gibi gösteriyor. Jennifer içinse durum farklıdır; O, doğanın akışı içerisinde değil, şöhret isteyen Low Shoulder tarafından bakire olduğu düşünülerek şeytani bir ritüelde kurban edildiği için canavarlaşıyor. Böylece Jennifer‘ın bedenindeki değişim, erkek şiddeti ve kadın bedeninin nesnelleştirilmesiyle ortaya çıkan toplumsal bir travmanın sonucu olarak gerçekleşiyor.

Jennifer‘ın bedeninde kalan travma ve şiddet, onun canavarlaşmasıyla birlikte kasabanın genç erkeklerine yöneliyor. Film, böylece kadın bedenini yalnızca korkunun nesnesi değil, aynı zamanda bastırılmış şiddetin geri dönüşü olarak da kuruyor.
Çekici Bir Kadından Avcıya: Erkek Bakışının Tersyüz Edilişi
Sinemada kadının kamerayla nesnelleşmesi, Laura Mulvey‘nin kavramsallaştırdığı adıyla Male Gaze yani erkek bakışı, kadının erkek izleyicinin görsel hazzına göre sunulmasıdır. Jennifer’s Body de ilk başta Jennifer‘ı bu çerçevede izleyiciye gösteriyor; Jennifer, son derece güzel, çekici ve cinselliği ile ön plana çıkan bir karakter olarak sunuluyor. Yönetmen Karyn Kusama ve görüntü yönetmeni M. David Mullen, Jennifer‘ın fiziksel görünümünü sık sık kameranın kadrajına yerleştiriyor. Örneğin filmin başlangıcındaki bar sahnesinde, hem çevresindeki erkekler hem de kamera onun güzelliğini net bir şekilde vurguluyor. Jennifer, sürekli bakılan, beğenilen, popüler bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.
Jennifer, dönüşüm geçirdikten sonra da erkeklerin ilgisini çekmeye devam ediyor; ancak bu ilgi artık tehlikeli bir yola giriyor. Erkeklerin Jennifer‘ın çekiciliği karşısında attığı her adım, onları ölümcül bir tuzağın içine çekiyor. Böylece erkek bakışı da rahatsız edici ve tehlikeli bir konuma getiriliyor. Bunun en iyi örneklerinden biri, Jennifer‘ın okul arkadaşı Jonas‘ı (Josh Emerson) ormanda öldürdükten sonra gölde çıplak bir şekilde yüzdüğü sahnedir. Bu sahne oldukça estetik bir görünümle şekilleniyor. Bununla birlikte kadın bedenini korkunun kaynağına dönüştürüyor. Bu durum Barbara Creed’in Canavarca Dişilik kavramına yaklaşıyor; yani, kadın hem çekici hem de tehditkâr bir hâle geliyor.

Jennifer ve Needy: Toksik Bir Arkadaşlık
Jennifer, Needy ile olan arkadaşlığında güç dengelerini elinde tutan baskın taraftır. Çoğu zaman Needy‘yi küçümsüyor ve onu manipüle ediyor ancak tüm bunların ötesinde, aralarında bastırılmış arzu ve güçlü duygusal bir bağ da görülüyor. Jennifer‘ın dönüşümüyle birlikte Needy için en yakın arkadaşını kaybetme süreci de başlıyor.

Film, fedakârlığın ve sadakatin bir sınırı olduğunu sert bir şekilde vurguluyor. Jennifer, Needy‘e başından geçen olayları anlattığında, Needy başta ne yapacağını bilemiyor. Erkek arkadaşı Chip‘e (Johnny Simmons) Jennifer‘ın durumunu anlattığında onu inandıramıyor ve koruyamıyor. Chip, en nihayetinde Jennifer‘ın kurbanlarından biri oluyor. Needy, bu vahşet karşısında sessizliğini ve boyun eğişini bozuyor ve Jennifer‘ı durdurmak için harekete geçiyor. En yakın kız arkadaşını tam kalbinden bıçaklayarak öldürmek zorunda kalıyor. Bu yönüyle film, toksik bir arkadaşlığın da son bulma hikâyesini anlatıyor.
Filmin sonunda Needy, Jennifer tarafından ısırılıyor. Ancak Jennifer gibi canavarlaşmıyor. Onun bazı mistik güçlerini alıyor. Jennifer‘ı öldürdüğü için kapatıldığı akıl hastanesinde, normal bir insanın yapamayacağı güçlü fiziksel yetenekler sergiliyor. Daha sonra buradan kaçarak Jennifer‘ı kurban eden Low Shoulder grubunu buluyor ve onları kaldıkları otel odasında öldürerek tüm bu yaşananların intikamını alıyor. Needy‘nin Jennifer‘ın güçlerini kısmen devralması, iki karakter arasındaki ilişkinin tamamen sona ermediğini gösteriyor. Jennifer‘ın bedeni yok olsa da etkisi yaşamaya devam ediyor.
Sonuç olarak Jennifer’s Body, öncüllerinden Ginger Snaps ile birlikte 2000’ler korku sinemasında kadın bedeninin dönüşümünü görünür kılan önemli filmlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu iki film, 70’ler ve 80’lerde kadın bedenini çoğu zaman cezalandıran korku kalıplarını tersine çeviriyor; kadın öfkesini, travmasını ve arzusunu anlatının merkezine yerleştiriyor.
