GERÇEK BİR GÜN SUYUN YÜZÜNE ÇIKAR: WHAT LIES BENEATH

Usta yönetmen Robert Zemeckis‘in yönettiği What Lies Beneath, doğaüstü unsurlarla örülü Hitchcockvari bir psikolojik gerilim filmi. Filmin orijinal hikâyesi belgesel film yapımcısı Sarah Kernochan tarafından, yaşadığı paranormal bir deneyimden esinlenerek yazıldı. Daha sonra senarist Clarke Cregg, Kernochan‘ın orijinal taslağında değişiklikler yaparak hikâyeyi yeniden kaleme aldı.

Başrollerini Harrsion Ford (Dr. Norman Spencer) ve Michelle Preiffer‘ın (Claire Spencer) paylaştığı film, kızları Caitlin‘in (Katharine Towne) üniversiteye gitmesiyle yalnız kalan Claire‘in çevresinde ve evinde açıklanamayan tuhaf olaylar yaşamaya başlamasını konu alır.

HITCHCOCKVARİ BİR GERİLİM

Filmin ilk yarısındaki anlatı çoğunlukla röntgencilik üzerine kuruludur. Claire, karşı komşusunu gözetleyerek orada bir şeylerin yolunda gitmediğine inanır. Aynı şekilde bu durum izleyiciye de geçer. İzleyiciye sunulan katil komşu anlatıdaki asıl tehlikeyi gizleyen perde olur. Burada anlatı bilinçli bir şekilde başka yöne çekilir, sonrasında asıl tehlikeyi, darbeyi hiç beklenmedik bir yerden, Claire‘in evinin içinden vurur. Dolayısıyla bu yapı Alfred Hitchcock‘un filmlerinde görülen gerilimi attırma ve izleyiciyi manipüle etme yöntemiyle benzerlik gösterir.

Michelle Pfeiffer

Hitchcock‘un MacGuffin kavramı, burada bir kolye, anahtar ve fotoğraf karesiyle verilir. Bununla birlikte doğaüstü unsurlar da görülür; kendi kendine açılan kapı, müzik seti ve buhar camında beliren yazı gibi. Bu durum, olayın gerçekten doğaüstü mü yoksa psikolojik mi olduğu sorusunu akıllara getirir; çünkü Claire, kızı Caitlin‘in üniversiteye gidişiyle birlikte yalnız kalır, boşluğa düşer. Bir yıl önce geçirdiği trafik kazası da onun hâlâ hassas bir dönemden geçtiğini gösterir. Dolayısıyla anlatıda verilmeye çalışılan boş yuva sendromu Claire’in yaşadıklarına karşı bir şüphe ve belirsizlik durumu oluşturur.

Norman‘ı canlandıran aktörün Harrison Ford olması, Robert Zemeckis tarafından yapılmış bilinçli bir tercih ve şaşırtmacadır çünkü Ford Hollywood’un sevilen ve güvenilir yüzlerinden biridir. Filmlerinde hep iyi adam imajı vardır. Zemeckis, bu durumu kullanarak antagonist bir karakter yaratır. Dolayısıyla filmde belli bir noktaya kadar Norman‘dan şüphe duyulmaz. Olayların yavaş yavaş açığa çıkmasıyla birlikte izleyicin iyi adam algısı ve güvenli bakış açısı sarsılır.

Harrison Ford

DOĞAÜSTÜ: SUYUN YÜZÜ

Filmdeki doğaüstü varlık, Madison‘ın (Amber Valletta) ruhu Claire ile iletişime geçmek için suyun yüzeyini kullanılır. İlk olarak evin önündeki gölün yüzeyinde hafifçe belirir. Claire, tam olarak ne gördüğünden emin olamaz, sonrasında ise banyodaki küvette kendi yansımasının yanında açıkça belirir. İletişimin su ile kurulmaya çalışılması Madison‘ın cesedinin evin yakınlarındaki gölün dibinde oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Madison, suyun dibinde bekleyen bir gerçekliktir.

Michelle Pfeiffer, Amber Valletta

Başlangıçta Claire, gördüğü yüzün karşı komşusu Mary Feur (Miranda Otto) olduğuna inanır çünkü Claire‘a göre Mary‘nin eşi onu öldürmüştür. Claire, küvette gördüğü yüzden sonra bir psikoloğa danışır. Yaşadıklarını anlattığında Dr. Drayton, (Joe Morton) Claire’den gördüğü hayaletle iletişime geçmesini ister. Claire, arkadaşı Jody (Diana Scarwid) ile birlikte banyoda oujia tahtası üzerinde Mary ile iletişime geçmeye çalışır. Bu ruh çağırma seansı filmin doğaüstü anlatısının en zirve anlarındandır. Sonrasında Claire, Mary‘nin hayatta olduğunu görünce, başından geçen tuhaf olayların birer yanılsama olduğuna inanır. Ta ki Madison Elizabeth Frank adını ve yüzünü keşfedene kadar.

Madison kötücül bir varlık değil, huzura ermemiş bir ruhtur. Amacı Claire‘e zarar vermek değil, onun gerçekleri görüp Norman‘ın inşa ettiği yalanlardan kurtulmasını sağlamak ve kendi ruhunu huzura erdirmektir. Dolayısıyla Madison, evi bir iletişim aracına çevirerek Claire‘i harekete geçirir. Claire, Madison‘ın bıraktığı izlerden yola çıkarak onun kim olduğunu öğrenir. Claire, gerçeğe yaklaştığı her adımda Norman‘ın karanlık yüzü açığa çıkmaya başlar. Bu noktadan sonra anlatı yön değiştirerek doğaüstünden ev içi gerilime geçiş yapar.

*Yazının bu kısmı spoiler içerir.

Norman, en nihayetinde kendi kazdığı kuyuya düşer. Claire ile birlikte Madison‘ın cesedini attığı gölün dibinde mahsur kalır ve Claire‘i boğmaya çalışır. Tam bu anda Madison‘ın hayaleti belirir ve Clarie‘in gitmesine izin verir ama Norman‘ı bırakmaz. Norman, Madison ile göz göze gelir ve boğularak ölür. Bir başka deyişle ilahi adalet yerini bulur.

STİL – TEKNİK

Yönetmen Robert Zemeckis ve görüntü yönetmeni Don Burgess, gerilimi ustalıkla yaratırlar. Özellikle Norman‘ın Claire‘i ilaçla geçici felç edip küvette boğulmaya bıraktığı sahne bunun en iyi örneklerinden biridir. Küvet sahnesinin gerilimi bekleyiş ve endişe üzerine kuruludur. Claire, küvette hareketsiz bir şekilde yatarken musluktan akan su yavaş yavaş dolmaya başlar. Sahne boyunca mekân değişmez. Kamera, Claire‘in hareketsiz bakışları, ayak parmakları ve musluktan akan su arasında gidip gelir. Bir yandan Norman küvetin başında Claire ile konuşur, sonra bir telefon görüşmesi yapar. Tüm bunlar olurken su küvette dolmaya devam eder. Dolayısıyla zaman uzatılarak bekleyiş üzerinden gerilim her geçen saniye daha da arttırılır. Ayrıca sahnenin çoğunluğunda müzik kullanımı yoktur, bunun yerine doğal ses, suyun sesi kullanılır. Sahne boyunca musluktan akan su, gerilimin sesi gibidir.

Michelle Pfeiffer

Bu sahnenin teknik yapısı gerilim üzerine inşa edilmiş olsa da jump scare kullanımı da vardır. Norman, Claire‘in boynundaki kolyeye bakarken Claire‘in yüzünde bir anlığına Madison‘ın yüzü belirir ve Norman başını çarparak kanlar içinde yere yığılır. Norman, yerden doğrulup Claire‘i boğmak için kanlı elleriyle ona doğru yaklaşır. Kamera yakın bir plandan Norman’ın ve Claire‘in bakış açılarını karşılıklı olarak kadraja alır. Bu sahne korku ve gerilimin iç içe geçtiği en etkili anlardan biri olur.

Filmde kullanılan renk paleti genellikle gri ve soğuk mavidir. Bu Claire‘in bastırdığı travmasını, iç dünyasındaki boşluğu yansıtmak ve bununla birlikte doğaüstü, tekinsiz atmosferi güçlendirmek için kullanılır.

Michelle Pfeiffer

Claire‘in Dr. Drayton ile görüştüğü sahnede, kamera orta geniş bir açıyla her iki karakteri uç noktalardan konumlandırarak aralarında duygusal bir mesafe bırakır. Bu açı çoğunlukla sabit ve kontrollüdür. Kadrajdaki panjurların görünümü, tuğla dokulu duvarlar, mekânda bir sıkışmışlık hissi yaratır ve burayı yerin altında gibi gösterir. Bu bir noktada Claire‘in zihinsel hapishanesi gibidir.

Joe Morton, Michelle Pfeiffer

Sonuç olarak What Lies Beneath, görünürde bir hayalet hikâyesini konu alsa da temelde insan doğasının karanlık ve acımasız yüzünü ortaya çıkarır. Film, Robert Zemeckis‘in usta yönetmenlik becerileriyle 2000’li yıllar gerilim sinemasının en başarılı yapımları arasında yerini alır. Harrsion Ford, kariyerindeki iyi adam imajını yıkarak sinema tarihindeki başarılı antagonist karakterlerden birine dönüşür. Michelle Pfeiffer, Claire‘in içsel çatışmasını, sezgisel gücünü, son derece etkili bir performansla canlandırır.

Diğer Yazılar: Ayfer Kaplan
RENFIELD
RENFIELD : BİR HİZMETKARIN HİKAYESİ İnsanoğlu yüzyıllarca vampir efsanelerine inanmış ve ilgi...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir