RENFIELD

RENFIELD : BİR HİZMETKARIN HİKAYESİ

İnsanoğlu yüzyıllarca vampir efsanelerine inanmış ve ilgi duymuştur. Bundan ötürü geçmişten günümüze birçok vampir eseri kaleme alınmış ve beyaz perdeye uyarlanmıştır.

1897’de yayımlanan Bram Stoker’ın Dracula adlı eseri sinemada vampir/korku filmlerinin yayılmasına vesile olmuştur. Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi ile başlayan bu tür, sonrasında Universal’ın Dracula (1931) filmi ile devam etmiş ve günümüze kadar birçok vampir filmi çekilmiştir. Tabii korku olarak başlayan bu tür, zamanla alt türleri de (Gotik korku/ korku-komedi) ortaya çıkarmıştır. Nitekim Renfield’da bunun en güncel ve en başarılı örneklerinden bir tanesidir.

Renfield’ın yönetmen koltuğunda The Lego Batman Movie ve The Tomorrow War filmlerinden tanığımız Chris McKay oturuyor. Senaryoyu ise The Walkind Dead ve Rick and Morty, dizilerinin senaristleri Robert Kirkman (Ortak yapımcı) ve Ryan Ridley kaleme alıyor.

KONU

Film, Efendisi Dracula (Nicolas Cage) tarafından yıllarca eziyet gören ve ona hizmet etmek zorunda kalan R.M. Renfield’ın (Nicholas Hoult) efendisine olan başkaldırısını, kaybettiği öz güvenini yeniden kazanmasını ve bağımsız hayatına doğru giden yolculuğunu konu alıyor.

STİL/TEKNİK

Renfield’ın görsel tasarımına baktığımızda ile oldukça zengin bir sahne tasarımı ile karşılaşıyoruz. Görüntü yönetmeni, Mitchell Amundsen, birçok sahnede koyu turuncu ve koyu yeşil tonlar kullanıyor. Koyu turuncu ile tasvir edilen sahneler, karakterlerin üzerindeki stresli ve gerilim dolu anları etkili bir şekilde yansıtıyor. Koyu yeşil tonlarda ise oldukça yoğun kasvetli bir atmosfer etkisini gösteriyor.

Renfield’ın evinde ise turuncu ve yeşil pastel tonlar karşımıza çıkıyor, evin dekorlarında da bu tonlar hakim. Bu görsel anlatım masalsı bir çağrışım yapıyor.

Açılış sahnesindeki 35mm ve siyah-beyaz çekim, Universal’ın klasik korku filmlerine doğrudan bir gönderme yapıyor.

Dracula’nın tüm dişlerinin sivri olması ve grotesk makyajların kullanılması somut bir biçimde canavarlığı temsil ediyor.

ANALİZ

Renfield, Tod Browning’in Dracula (1931) fliminin doğrudan devamı niteliğini taşıyor. Açılış sahnesinde Renfield, Dracula ile olan ilişkisini anlatırken, Dracula (1931) filminden benzer sahneler gösteriliyor. Bela Lugosi’nin üstün Kont Dracula performansı Nicolas Cage tarafından birebir tasvir ediliyor. Renfield’a efendisi Dracula tarafından birtakım özel güçler verilmiştir. Yeri geldiğinde Renfield bu özel güçleri kullanıyor ama efendisine karşı kullanma cesaretinde bulunamıyor.

Renfield, yıllarca Dracula’ya hizmet ettiği ve kendi hayatını özgürce yaşayamadığı için korkak ve öz güvenini kaybetmiş bir karakterdir. Dracula ile arasındaki toksit ilişki hayatını emerek kurutmuştur. Ta ki polis memuru Rebecca (Awkwafina) ile tanışıncaya kadar. Rebecca Renfield’ın üzerinde oldukça olumlu bir etki bırakıyor.

”Artık kölelikten kurtulmanın zamanı geldi.”

NOT: ”Nicolas Cage, sinemada ilk kez vampir rolünü canlandırmıyor. 1998 yapımı Vampire’s Kiss adlı korku-komedi filminde bir vampire aşık olan ve kendisini de bir vampir sanan karaktere hayat veriyor.”

Renfield’ın mizah ve bol kanla stilize edilmiş sahneleri (Kopan kollar, fışkıran kanlar, slow motion çekimler) Ash vs Evil Dead’i (2015) anımsatırken çılgın aksiyonuyla da Deadpool (2016) etkisi yaratıyor.

Kötülük, korku ve zayıflıktan beslenir. Dracula da yıllarca Renfield’ın korkusundan ve zayıf kişiliğinden besleniyor ve onun üzerinde kendi hakimiyetini kuruyor. Fakat Renfield’ın Rebecca’dan etkilenmesi ve hoşlanması kaybettiği öz güvenini, cesaretini kazanmasını sağlıyor. Efendisi Dracula’ya karşı yıllardır yapamadığı başkaldırıyı yapıyor. Kendisi ile barışıyor, cesaretleniyor ve bir süper kahraman gibi efendisi Dracula ile yüzleşiyor. Yıllardır hakim olamadığı özgürlüğünü kazanıyor.

Nicolas Cage’in Dracula performansı uzun bir süre konuşulacak gibi görünüyor, zira kendisi yıllarca bu rolü beklemiş gibi müthiş eğlenceli bir performans sergiliyor. Aynı zamanda film, korku-komedi türünün en başarılı örneklerinden biri olmayı başarıyor. Universal, klasik korku filmlerini günümüze başarılı bir şekilde entegre ediyor.

Diğer Yazılar: Ayfer Kaplan
YAŞAYAN ÖLÜLERİN GECESİ
Night of the Living Dead (1990), usta yönetmen George A. Romero’nun 1968’de...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir