MEKANİK CANAVAR: DUEL

Duel, Steven Spielberg’in henüz 24 yaşındayken çektiği ve onun sinema kariyerinde önemli bir başlangıç noktası olarak görülen bir yol gerilim filmi. Aslında film, ABC televizyonu için çekilmiş bir TV filmi ancak gördüğü ilgiden sonra sinemalarda da gösterilmiş. Filmin senaryosunu, aynı adlı öyküsünü sinemaya uyarlayan Richard Matheson yazmış.

Film, satış temsilcisi olan David Mann’ın (Dennis Weaver) çöl otoyolunda tek başına yaptığı yolculuk sırasında eski bir tanker kamyonunu sollamasıyla başlayan gerilimi konu alır. Bu olaydan sonra kamyon, yol boyunca David’i sürekli takip eder ve onu öldürmeye çalışır.

Erkeklik Krizi

Baş karakter David’in soyadı Mann; Almanca’da erkek veya eş anlamını taşıyor. David, konfor alanında yaşayan, eşiyle sorunları olan, pasif ve çatışmadan çekinen bir karakter olarak sunuluyor. Örneğin, filmin başında eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde katıldıkları davette onu korumadığı için özür diliyor. Kamyon ise David’in tam tersi olarak karşımıza çıkıyor; agresif, güçlü ve baskın bir yapı kazanıyor. David, içinde taşıdığı bu çekingenliği hayatta kalmak için aşmak zorunda kalıyor. Bir nevi erkeklik sınavına tâbi tutuluyor. Film boyunca kamyondan kaçan David, sonunda onunla mücadele etmeye karar veriyor ve pasifliğinden sıyrılıyor.

Dennis Weaver

Görünmeyen Tehlike

Steven Spielberg, sınırlı mekân ve az karakterle yüksek gerilim kurma becerisini Duel’da açıkça gösteriyor. Başlangıçta önemsiz gibi görünen tehdit giderek kontrol edilemez bir noktaya geliyor. Filmdeki kamyon; kimliği belirsiz, tekinsiz ve durdurulamaz bir yapı olarak sunuluyor. Sürücü neredeyse hiç görünmüyor. Sadece kovboy çizmeleri ve ara sıra direksiyondaki eli görülüyor. Bu tercih, kamyonu insan iradesinden bağımsız hareket eden mekanik bir canavara dönüştürüyor.

Kamyonun ön kısmında farklı eyaletlere ait plakalar görünüyor, bu da onu, adeta kurbanlarından izler taşıyan bir seri katil gibi gösteriyor. Bu ayrıntı, David’in kamyonun ilk kurbanı olmadığını düşündürüyor.

Filmin Stil Tekniğine Dair

Duel’in asıl başarısı hikâyesinden çok işleyiş biçiminde oluyor. Yönetmen Steven Spielberg ve görüntü yönetmeni Jack A. Marta, kamera açılarını, kadrajları ve ses tasarımını büyük bir ustalıkla kullanıyor.

Filmin hikâyesi çoğunlukla hareket üzerinden anlatılıyor. Diyaloglar sınırlı kalıyor. Spielberg gerilimi sözler üzerinden değil, araçların hareketleriyle kuruyor. David’in kırmızı Plymouth’u ile paslı devasa tanker kamyonu arasında adeta bir ölüm kalım sürüşü yaşanıyor. Birinin hızlanması, diğerinin yavaşlaması, üzerine doğru sürmesi veya aniden belirmesi filmin gerilimini ve aksiyonunu oluşturuyor.

Filmin büyük bir bölümü arabanın içinde çekiliyor. Direksiyon arkası, dikiz aynası ve ön camdan görünen yollar kadraja alınıyor. Özellikle dikiz aynasında kamyonun belirmesi, filmde tekrar eden tercihlerden biri oluyor. David’in rahat hissettiği hiçbir an olmuyor, karakter sürekli tehdit altında gösteriliyor.

Film, sürekli tehdit altında olma hissini Chuck’ın cafe sahnesinde özellikle etkili bir biçimde kuruyor. Bu bölümde David, kamyon şoförünün kim olduğunu anlamaya çalışırken kapalı bir mekânda bile güvende olmadığını fark ediyor. Normal şartlarda kalabalık bir ortamın güvenli hissettirmesi gerekirken bu ortam tam tersine David’i huzursuz ediyor. Sahnede dış ses tekniği de kullanılıyor. David, kamyon sürücüsünün kafe içindeki müşterilerden biri olduğunu düşünmeye başlıyor ve içinden sürekli sorguluyor. Kafedeki müşteriler tek tek David’in bakış açısıyla gösteriliyor. Bir noktadan sonra şüphe giderek artıyor. “Hangisi olabilir?” sorusu zihinde tekrar ediyor. Bu sahnenin gerilim yapısı da Alfred Hitchcock filmlerindeki paranoyayı hatırlatıyor.

Dennis Weaver

Filmin geçtiği çöl otoyolu anlatıda önemli bir işleve sahip. Film boyunca bu yol, bitmek bilmeyen sonsuz bir girdap gibi gösteriliyor. Bu yol, David’i savunmasız ve yalnız bırakıyor. Kamyon çoğunlukla alt açıdan çekilerek daha büyük, güçlü ve tehditkâr hissettiriliyor. Uzun lens -telefoto- kullanımı, çöl otoyolundaki mesafeleri sıkılaştırarak kamyonu olabildiğince yakın kadraja alıyor. David ve kamyon arasındaki mesafe azaldıkça David’in kaçma imkânı da azalıyor.

Filmin en önemli teknik başarılarından biri de sesin kullanımı oluyor. Müzik çok fazla kullanılmıyor; bunun yerine motor, korna ve lastik sesleri gibi doğal sesler öne çıkarılıyor. Böylece kamyon, yalnızca görüntüsüyle değil, sesiyle de tehditkâr bir varlığa dönüşüyor. Motor ve korna sesinin duyulduğu her an gerilim yükseliyor. Örneğin telefon kulübesi sahnesi, filmin en bilinen ve gerilimin en üst seviyeye çıktığı anlardan biri oluyor. David telefon kulübesinin içinde yardım istemeye çalışırken, çerçeve içinde çerçeve tekniği kullanılıyor ve karakter fiziksel olarak tamamen sınırlandırılmış şekilde gösteriliyor. Öte yandan kamyon arka plandan yaklaşıyor. Kamyon yaklaştıkça motor ve korna sesi de giderek daha yüksek duyuluyor. Bu sahne, David için güvenli hiçbir yerin olmadığını bir kez daha hatırlatıyor.

Dennis Weaver

Film boyunca görüntü ve sesle büyütülen bu tehdit, finalde doğrudan bir yüzleşmeye dönüşüyor. Finalde David, kendi aracını yem olarak kullanarak kamyonu uçurumdan aşağı gönderiyor. Ancak kamyonun düşüşü sıradan bir kaza gibi gösterilmiyor. Spielberg bu anı, yaralanan bir hayvanın son çırpınışları gibi inleyen metal sesleri, yavaşlayan düşüş, kamyonu cansız bir makineden çok yaşayan bir varlık gibi hissettiriyor. Bu nedenle de finalde bir karakter gibi ölüyor.

Bu yönleriyle Duel, bir TV filminin olmanın ötesine geçerek gerilim sinemasının önemli örneklerinden biri haline geliyor. Spielberg’in buradaki yönetmenlik becerisi, onun ilerleyen yıllardaki korku, gerilim ve aksiyon sinemasındaki başarısının temellerini atıyor.

Diğer Yazılar: Ayfer Kaplan
KARANLIĞIN ORDUSU
Army of Darkness (1992), Evil Dead serisinin üçüncü filmi ve Evil Dead...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir