Uncut Gems

Akademi’nin görmezden geldiklerinden: Uncut Gems. 31 Ocak 2020’de Netflix’te de gösterilmeye başlanan film, izleyenlerin gönlünde birçok dalda -bunlardan en mutabık olunanı da sanırım Adam Sandler’ın performansıdır- ödüle layık görüldü fakat Oscar ödüllerinde hiçbir dalda aday gösterilmedi. Benny & Josh Safdie kardeşlerin birlikte yönettikleri film, Adam Sandler’ın hayat verdiği bir Yahudi’nin, Howard’ın, karakterini anlatıyor. Bunu anlatırken de bizi aşırı derecede rahatsız edici, yorucu, bunaltıcı bir atmosferin içerisine sokuyor. Kazanmanın büyüsü, risk tutkunluğu, umursamazlık, kayıtsızlık, aile, para… Tüm bunları bazen karakter özelinde bazen de hikâye içerisinde film boyunca deneyimliyoruz.

Yazının bu noktasından itibaren sürpriz bozanlar yer alacaktır. Filmi izlemeyenlerin okuması tavsiye edilmez.

Uncut Gems, tüm filme temel olan, değerli bir opal taşın Etiyopya’daki bir madende bulunmasıyla başlıyor. Film daha ilk andan itibaren bizi bir kargaşanın içerisine sokuyor. İki işçi madene girdiklerinde adeta bir bağırsak kolonunu andıran dar yollar içerisinde taşı buluyorlar ve kamera opal taşının, rengarenk ve parlak olan iç kısmına giriyor. Açılış sekansı, opal taşın göz alıcı iç dünyasında yaptığımız yolcuğun, başkarakterimiz Howard Ratner’ın kolonoskopi görüntülerine dönüşmesiyle devam ediyor ve doktor, -tıpkı taşın bulunuşu gibi- Howard’ın bağırsaklarında şüpheli bir polipe rastlıyor.

Howard, çevresinde yaşanan ve kendi hayatıyla ilgili olan olaylara karşı duyarlı bir karakter değil. Onu ayakta tutan, şehir hayatının içerisinde yaşamayı sürdürmesini sağlayan belki de budur. Örneğin çok büyük miktarda borçlu olmak onun için bazılarımızda olduğu gibi dünyanın sonu değil. Eline borçlarını kapatmak için fırsat geçtiğinde bile daha büyük risklere giren birisi o. Kazansa da kaybetse de yaşadığı bu hayatın nerede biteceği belirsiz. Zaten nerede biteceğini o da düşünmüyor ve umurunda da değil. Onun için önemli olan tek şey devam etmek. Devam edebilmek için bulunduğu anda nasıl davranması gerekiyorsa, kendi işine nasıl gelecekse o şekilde davranıyor. Bir anda ailesini çok önemseyen bir adam da ünlü bir basketbolcuyla iş yaparken ona yalan söyleyecek birisi de olabilir. Her şey bitmiş gibi hissederken tekrar ayağa kalkmasına ise yine bir bahis fikri yardımcı oluyor. Bize çok rahatsız edici gelen tüm bu yaşantıları hem biçimiyle hem de içeriğiyle çok iyi yansıtıyor Uncut Gems.

Howard, Kevin Garnett’e verdiği taşı geri almadan önce doktoruyla görüşüyor telefonda. Bağırsaklarında herhangi bir sorunun olmadığını öğreniyoruz. Anlaşılan doktorun rastladığı polip ciddi bir şey değilmiş. Burada Howard, babasının kolon kanserinden öldüğünü söylüyor. O da onun gibi ölmekten çok korkmuş ki iyi haberi alınca rahatlıyor. Bazı Aşkenaz Yahudi ailelerinde kalıtsal olarak kolon kanserinin görülme oranı daha yüksekmiş.* Howard, taşı alıp açık artırmaya gönderdiğinde taşa düşündüğü kadar değer biçilmediğini öğreniyor. Daha önce babasını gerçek anlamda bir polip öldürürken Howard’ın ölümüne ise Dünya’nın bağırsaklarından çıkarılan çok değerli sanılan ama sonradan o kadar değerli olmadığı anlaşılan bir taş dolaylı olarak sebep oluyor.

Filmin müzikleri ve müziklerin kullanımı, yukarıda bahsettiğimiz atmosferi desteklemek için özenle kurgulanmış. Sesler, sanki filme de konu olan değerli taşların sürtüşmesinden çıkıyormuş gibi keskin ve hapsedici geliyor kulağa. Opal taş, filme sadece müzikler yoluyla şekil vermiyor. Görüntü yönetimi de Howard’ın karakterine ve opal taşa odaklanmış. Renk paleti, film boyunca sanki taşın içinden hiç çıkmamışız gibi rengarenk ve parlak. Kamera sürekli Howard’ın peşinde, sürekli hareketli, sürekli basık mekanlar içerisinde. Howard’ın çevresindeki insanlarla para yüzünden girdiği ilişkilerin sebep olduğu sıkışmışlık hissini yansıtmayı çok iyi başarıyor.

Safdie kardeşlerin baştan sona tutturdukları yüksek tempo ve Adam Sandler’ın performansıyla yakaladıkları uyum, ellerindeki senaryoyu beyaz perdeye aktarırken kuvvetli bir etki yaratmış. Filmde insanı sürekli yoran bir ritim var fakat bu kendiliğinden veya yanlışlıkla oluşmuş bir şey değil. Bu tam da istenilen, seyirciye yaşatmanın amaçlandığı bir deneyim. Elindeki hikayeyi hem içerik hem de biçim olarak seyircinin yaşayabileceği bir deneyime dönüştürebilen usta eller, görmezden gelinse bile mutlaka seyircinin gözünde kendi gücüyle yükselmeyi başarıyor.

* Ercolak, V. (2016). Kolorektal Kanserlerde Epidemiyoloji ve Risk Faktörler. Klinik Tip Aile Hekimligi, 8, 11-15.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.