Creed II: Efsane Yükseliyor

Hollywood sineması, 1970-2000 arasında yapılmış ve artık kendi efsanelerini oluşturmuş olan hikayeleri sürdürmeyi, sürekli hatırlatmayı seviyor. Hatta Star Wars gibi 2000’den sonra çekilmiş serileri de dahil edersek bu aralık neredeyse 2010’a kadar genişletilebilir. DC ve benzeri uyarlamalara bakınca, The Dark Knight Rises ile Batman v Superman: Dawn of Justice arasında tam olarak 4 yıl bile yok. Ancak bu durum söz konusu Sylvester Stallone (S.S.) olduğunda remake olmaktan çıkıp bir nostalji bağımlılığına dönüşüyor. Rocky ve Rambo serilerinin devamıyla Hollywood’daki yerine adeta kazık çakan Stallone, Expandables serisinde bir araya getirdiği kadrolarda kendisi gibi veteranları toparlayıp gerçek anlamda dev isimlerle çalışıyor (dev derken Jet Lee hariç galiba).

S.S., Rocky Balboa (2006) ile seriye bir film daha kattığında “tamam, güzel bir final yapmak istiyor” demiştik. Rocky (1976) filminden yanında karakterler taşımıştı ve bize o eski filmleri tekrar hatırlama gereği hissettirmişti. Gerçekçi olmaktan biraz uzak olsa da emekli olmadan son bir “dövüş” anlamlıydı. Ancak sonrasında bu hikayenin devam etmesini istediler ve Apollo Creed’in oğlu Adonis Creed karakteriyle bir kuşak sonraya taşıdılar bu boks temasını. İlk filmde, bundan 44 yıl önceki Rocky’nin ilk filminde de olduğu gibi; mücadele ettiler, nakavt olmadılar ama kazanamadılar da. Bu yüzden ikinci filmde artık bir unvan gelmeliydi. Aksiyonu arttırmak için midir bilmem, filmin başlarında yapılan bir maçın sonunda Adonis şampiyonluk kemerini alıyor ve böylece biz bu filmde bir şampiyonu izliyoruz. Rocky ile Adonis karakterlerinin arasındaki bağ antrenör-sporcu ilişkisi olsa da temelde, yıllar önce Rocky’nin havlu atmadığı ve Apollo’nun öldüğü maçta ortaya çıkan vicdan hesaplaşması üzerine kurulu. Bu bağın etkilerini ilk filmde de görmüştük ama ikinci filmde işler bir adım öteye gidiyor. Rocky’nin üstlendiği rol babalık görevlerini de kapsamaya başlıyor. Bir ufak dipnot, en son bıraktığımızda arasını düzeltmiş olduğu kendi oğluyla aralarının yine açıldığını görüyoruz ama bunun arkasındaki hikayeyi bizimle paylaşmıyor film.

Yıllar önce Apollo’yu öldüren ama sonrasında Rocky’ye yenilmekten kaçamayan Drago, bu yenilgiyi unutmaz. Kendi oğlunu bir boksör olarak yetiştirir ve intikamını onun aracılığıyla almak ister. Film boyunca niyetinin hep Rocky’den intikam almak olduğunu düşünürüz ama aslında kendi içinde bir kırgınlık hikayesi barındırdığını görürüz. Rocky’ye yenilen Drago, kendi ülkesinde dışlanmıştır, filmdeki tabiriyle bir köşeye atılmış, unutulmuştur. Özellikle de karısının onu terk etmesi onu yıkmıştır. Yetiştirdiği oğluyla ülkesine tekrar başarı getirecek, böylece kendi itibarını da kurtaracaktır. Burada, ABD ile Rusya arasındaki Soğuk Savaş bitse de aslında bu iki kültür arasındaki mücadelenin bitmediğini göstermek için her iki kutbu da anlatmaya çalışıyor film.

Ringe çıkmayanı dövüyorlarmış dedirtircesine, adeta bir mecburiyet haline gelen bu maçın yapılması artık kaçınılmazdır. Zaten Creed ile Drago arasındaki maç karşılıklı bir intikam hikayesiyken, oğulların müsabakasının intikamı alınmış bir maçın intikamı olduğu düşünülürse, aslında ortada bir kan davasının olduğu söylenebilir. Biz senaryoda farklılıklar beklerken, Rocky filmlerinin klasik (bence klişe) haline gelen yollarından geçmeye devam ediyoruz. Yapılan ilk maçı kaybeden kahramanımız Adonis, yaralarını sarıyor ve rövanş için kolları sıvıyor. Tek fark, baba Drago ile ringe çıkmadan önce karların içinde hazırlanıp çalışan Rocky’nin yerine, oğul Drago’yla kozlarını paylaşacak olan Creed’in hazırlık alanı olarak çölü tercih etmesi olmuş. Yine bir Rocky klasiği olarak maç son round’a kadar ilerliyor. Creed’in üstünlük sağlamasıyla baba Drago köşesinde duramıyor ve Rocky’nin yıllar önce yapamadığını yaparak havlu atmayı “başarıyor”. Filmin bu noktasında anlıyoruz ki aslında havlu maçın bitimi için değil, baba-oğul Dragoların Rusya’daki varoluş savaşları için atılıyor. Baba Drago’nun yenilgisinden sonra dışlandıkları dünyadan iade-i itibar görme beklentileri boşa çıkıyor. O noktaya kadar nefretle gelen ikili, birbirlerine sarılarak her şeyin üstesinden gelmeye çalışıyorlar.

Sylvester Stallone ve Rocky karakterini seven bir sinemasever olarak Rocky serisinin artık bir şekilde son bulması gerektiğini düşünsem de Creed III’ün duyurulmasıyla birlikte altından nasıl bir hikaye çıkacağını merak etmekten de kendimi alamıyorum. Madem seri devam edecek, umalım da geçmişten gelen bu hayaletlerden kurtuluruz ve Adonis gerçekten kendi efsanesini yaratabilir. Sinemada gelişen teknoloji ve yeni teknikler sayesinde serinin “asıl” filmlerinden daha inandırıcı sahneler çıkarabildikleri için seriyi güncellemek isteyen Stallone’ye kızamıyorum ama bugün çekilen herhangi bir filmin Rocky’nin orijinal hikayesinin eline su dökemeyeceği gerçeğinin de hepimiz farkındayız diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.