MULAN

Mulan

Mulan, aslında adını bir şiirden alan, kökü çok eskiye dayanan  bir Çin efsanesi.  Hikayeyi kısaca özetlersek, Çin’in çok eski zamanlarında, kadının toplumdaki yerinin çok geri planda olduğu ve ancak evlenip doğru bir eş olarak ailesini onurlandırabileceği bir sosyal ortamda, cesur bir kadının verdiği savaşçılık mücadelesi ve sonunda da bugüne kadar gelecek olan bir efsaneye dönüşmesi anlatılıyor. Disney’in 1998 yılında animasyonunu da yaptığı Mulan efsanesi, ilk defa bu kadar büyük bir prodüksiyonla beyaz perdeye taşınıyor.

Hikayeye dönersek, düşmanın kapıya dayanmasıyla, imparatorluğu korumak isteyen kral, ülkedeki her aileden bir erkek için orduya katılma zorunluluğu getirir. Hua Mulan’ın babası eski bir savaş kahramanı ve gazisidir. Tekrar savaşa gitmeye niyetlidir ancak kızı Mulan, onun yerini alır. Koca bir ordunun içinde erkek kılığına girerek hem hayatta kalmaya hem de kendini gizlemeye çalışır. Orduyla birlikte girdikleri savaşlarda başarı gösterir ve böylece ailesini onurlandırır.

Mulan’ın temelinde, bir kadın hikayesi var. Bu hikaye, bir kadının erkeklere ait bir dünyada başarılı olabileceğini anlatıyor ve güzel tarafı, bunu yaparken vermek istediği mesajların hepsini çok net veriyor. Feminist mesajlar verirken, bunu kadının zekası, cesareti ve fedakarlığı gibi pozitif olgular üzerine kurarak anlatmış olmaları, negatif okumalara giden yolları bir bir kapatıyor. Kadınların erkek egemen toplumdaki “yerini bilmesi” ile toplumdaki “yerini alması” arasındaki fark çok güzel ve basit bir sıralamayla anlatılıyor. Seyircinin bunu anlaması için senaryo aşamasında sanki her şeyi yapmışlar. Hani, “tane tane anlatmışlar” dediklerimizden.

Feminist bir hikaye ele alınırken Mulan’ın bir kadın olarak toplumdaki yerini alması neredeyse bütün bir film boyunca anlatılıyor, ama onun büyük bir savaşçı oluşu filmin sonunda vurgulanıyor. Burada kadın kimliğinin savaşçı kimliğinin önüne çıkması, senaryo yazım aşamasında Mulan karakteri için bir kadın olmaktan öte herhangi bir kimlik arayışına girilmediğinin, hatta bundan kaçınıldığının ipuçlarını veriyor. Üstelik, filmdeki kötü kadın karakterin bir “cadı” olarak anılması -aslında etiketlenmesi- o “cadının” yaptıklarının önüne geçiyor ve onu erkek egemen toplumdan dışlanmış bir birey haline getiriyorken, Mulan’ın riske attıkları onu o toplumun liderliğine taşıyor. İyinin ve kötünün aslında aynı tarafta olduğu, filmin en önemli çıkarımlarından birisi. Filmdeki bazı diyaloglar, iyileri övmek ve ayrıştırmak üzerine kurgulanmış.

EFSANE DE, ANLATIMI DA UZAKDOĞU’DAN

Uzakdoğu sinemasının, özellikle de dövüş sanatlarıyla ilgili filmlerindeki mübalağalı anlatımından Mulan da nasibini almış. Bu yönüyle bakıldığında, keşke filmin dili İngilizce değil de Çince olsaydı demeden duramıyorum. Ana dil, kültürü yansıtması bakımından filmlerin havasını çok değiştiriyor diye düşünüyorum.

Filmin oyuncu kadrosu da gayet iyi: Donnie Yen ve Jet Li gibi çok önemli oyuncular var. Jet Li, bir röportajında, “Çin’de biz Mulan hikayeleriyle büyüyoruz” diyor. Çok iyi bildikleri ve nesilden nesle anlatılan bir hikaye olması sebebiyle oyuncuların senaryoyu benimsemekte zorlanmadığı belli. Kendi adıma, Jet Li’yi ilk gördüğüm anda tanıyamadığımı da utana sıkıla not düşmek isterim. Mulan karakterine hayat veren Yifei Liu da yeni bir yüz değil; Forbidden Kingdom (2008) filmini izleyenler kendisini hatırlayacaktır. Baş kötümüz Böri Khan karakteri ise, Dragon: The Bruce Lee Story (1993) filminde Bruce Lee’yi canlandıran ya da yine Disney yapımı olan The Jungle Book (1994) filmindeki Mowgli karakteriyle hatırladığımız Jason Scott Lee.

Edebiyatın herhangi bir parçasından; kitaptan, çizgi romandan, kısa hikayeden bir şekilde sinemaya uyarlanan filmler hep çok yüksek risk taşıyor. Özünde bir şiir uyarlaması olan Mulan’ın ise Disney’in yapmış olduğu en başarılı işlerden birisi olduğunu düşünüyorum. North Country (2005) ve The Zookeeper’s Wife (2017) gibi filmleriyle tanıdığımız yönetmen Niki Caro, daha çok filme imza atmalı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.