Aşağıdaki Parazitler-Yukarıdaki Parazitler

Parazit’i izlerken aklıma H.G. Wells’in 1895 tarihli kısa bilimkurgusu Zaman Makinesi geldi. Kitapta 1895’in zengin sınıflarının M.S. 802.701 yılındaki torunları yani Eloiler, nesiller boyu çalışmamaktan dolayı hem bedensel hem de zihinsel yetenekleri körelmiş bir halktır. Morlocklar ise işçi sınıfının torunlarıdır ve fabrikalar yarattıkları kirlilik yüzünden yer altına taşınınca onlar da yeraltında yaşamaya mahkûm edilmişlerdir. Bu bakımdan gündüz dışarıya çıkamayacak ancak gece görebilecek ve güçlü bir bünyeye sahip olacak şekilde evrimleşmişlerdir. Geceleri yeryüzüne çıkarlar ve kendilerini savunmaktan aciz Eloileri avlarlar1.

Parazit’in, Wells gibi kurucu bir yazarı sadece bana çağrıştırmış olması mümkün değil elbette. Joon-ho Bong’un filmini yorumlarken yeraltı-yerüstü ikiliğine dikkat çeken ve bu bağlamda Wells’i konu eden bir başka isim Tom Duggins’tir. Üstelik Duggins sadece Wells’e değil, bu ikiliğe vurgu yapan başka isimlere de atıf yapıyor: Jordan Peele’in Biz’inden, Yunan mitolojisinde yeraltındaki ölülere hükmeden Tanrı Hades’e, oradan İbrahimî dinlerin yeraltında yer alan cehennemine ve oradan da Dante’nin Cehennem’ine; Maymunlar Cehennemine Dönüş’ten Acı ve Zafer’e uzunca bir liste…2 Bu listeye son günlerin gözde filmi Platform’u da ben ekleyeyim.

Bu literatürde yeraltı-yerüstü ikiliğinin temel vurgusunu şöyle özetlemek mümkün: Yeraltı, yoksulu ve/veya çirkini ve/veya ölüyü ve/veya günahkarı ve/veya suçluyu ve/veya mağduru ve/veya kaçağı ve/veya isyankarı ve/veya muhalifi ve/veya açı ve/veya pisi simgeler, on(lar)a yuva olurken; yerüstü -uzun etmeye gerek yok- bu sayılanların tam karşıt(lar)ının evidir. Bong filmini işte bu ikilik üzerine kurmuş görünmektedir ve bu anlamda epey köklü bir kültürel ve sanatsal geleneğin bir parçası olmaktadır. Peki bunu yaparken bize ne söyler ya da biz (en azından ben) ondan ne anlarız veya anlamalıyız? İlerleyen paragraflarda filmin omurgasını betimlemeye ve ardından Parazit’in dünyasının nasıl bir dünya olduğunu çözümlemeye çalışacağım.

Bodrum Katında Yaşam

Parazit, bodrum katında, çok küçük, bakımsız bir dairede yaşayan, yoksul bir aile olan Gimlerin3 salonlarından dışarıya bakan pencereden görünen manzarayla açılıyor. Gim ailesinin bu yeraltı hayatı, filmin merkezi bir teması olan alt-üst metaforunun ilk görünümüdür. Ortada, wifi’yi dahi üst kattan, izinsiz ve bedava kullanan bir aile mevcuttur ve bu sahne ayrıca ailenin parazitimsi tavırlarının bize ilk kez gösterildiği sahnedir.

Gimlerin işe ihtiyacı vardır ve iş bulma yolunda yaptıkları, bizi daha baştan filmin bence ikinci temasına götürür: Aile yoksuldur ancak sınıf bilincine sahip değildir. Bunu daha başta, işe girmek için tehdide ve kendileri gibi bir işçinin işten çıkarılması talebine başvurmalarından anlıyoruz. Bu ilk işaretlerin ardından, kameranın sınıf bilincinin esamisinin bile okunmadığı bir dünyaya tutulduğunu, film boyunca hem dolaylı olarak hem de bizzat karakterlerin ağzından işitip göreceğiz.

Koreli Eloiler-Koreli Morlocklar

Gimlerin talihi, zengin bir aile olan Bakların evinde hileyle işe başlamalarıyla değişir. Burada kilit unsur, zengin ailenin bir ferdi olan annenin aptallığıdır. Bu anne, Wells’in Zaman Makinesi’ndeki Eloilerin önceli gibidir: hiçbir işi ve vasfı olmayan, bir tür uyuşturucu ya da filmin çevirisinde yazıldığı üzere bir “ilaç” yüzünden uyuklayan, saf, aptal bir karakter; avcıların ağzını sulandıran bir av… Anne Bak zengindir ve aynı zamanda paracıdır; yaşamda birçok durum ve ilişkiyi parayla anlamlandırır. Emir verme yeteneği gelişmiştir; emir odaklı yaşar. Bunun dışında tüm yaşamsal yetenekleri körelmiş gibidir. Emrindekiler olmasa yaşayamayacak gibidir. Bu anlamda o da bir parazittir. Gimler ise yeraltında avcı yetenekleri gelişmiş olan Morlocklara benzer: İyi yalancılardır. Kurnaz, atılgan, güçlüdürler (en azından anneleri çok güçlüdür).

Bong’un çizdiği bu tablo Well’in (Sosyal) Darwinist dünyasını gerçekten de çok andırır: Kullanılmayan yetenekler körelir, kullanılanlar gelişir. Gelişmiş fiziksel ve zihinsel yeteneklere sahip olan avcı, körelen av olur. Film boyunca avcının avını yani özellikle zengin Anne Bak’ı (ve bir ölçüde de Genç Kız Bak’ı) nasıl da yavaş yavaş “yediğini” izleriz. Baba Bak ise kolay lokma değildir çünkü o ünlü bir işadamıdır ve bu bakımdan yetenekleri körelmiş bir karakter değildir (burada, Kore’de hala çok güçlü olan ataerkil toplumsal cinsiyet rollerine dair bir örnek izlemiş olabiliriz).

Bong’un dünyasında sınıf önemli bir olgudur. Buna karşın Gimlerin sınıfsal bilinçlerinin olmadığı, Bakların evinde işe girme yöntemlerinde de kendini gösterir: Evdeki şoför ve hizmetçiyi hileyle işinden etmişlerdir. Dahası, bir sahnede Gimlerden biri, şoföre empatiyle yaklaşmaya başlayan Baba Gim’i uyarır ve kendilerini düşünmeleri gerektiğini söyler. Aynı sahnede Anne Gim ise zenginler için iyi olmanın kolay olduğunu, onların parayla tüm yaşamlarını pürüzsüz hale getirdiklerini söyler. Kendileri iyi değil, avcı olmalıdır.

Bodrum Katında Yaşam – 2

Yetenekli avcılar sadece Gimler değildir. Gimlerin hileleriyle işinden olan eski hizmetçinin de bir sırrı vardır: Kocasını çalıştığı evin gizli sığınağında Baklardan habersiz barındırmaktadır. Gimler, bu sırrı öğrenir ancak aynı anda Hizmetçi ve Kocası da Gimlerin oyununu çözer. Filmin bence üçüncü teması burada kendini gösterir: Ortadaki sınıfsal çatışma barizdir ancak aynı zamanda sınıf içi bir mücadele de mevcuttur. Birbirinin sırrını öğrenen iki aile, iş birliği yapıp düzeni sürdürmek yerine, kimin Bakların paraziti olarak yaşayacağını belirlemek üzere birbirlerine girerler ve bu kavga üç ailenin de sonunu getirecek olayları başlatır.

Koku

Bakların yetenekleri tümden körelmiş değildir. Yukarıda belirttiğim üzere parayı hayatlarını “pürüzsüzleştirmek” için nasıl kullanacaklarını çok iyi bilirler. Emir vermeyi çok içselleştirmişlerdir. Baba Bak zaten, tabiri caizse, bir köpekbalığıdır. Bakların geliştirdiği yeteneklerden biri koku duyularının gücüdür. Ailenin üç ferdi (Anne, Baba ve annesine benzeyen ve aptal bir karakter olan ablasının aksine babası gibi akıllı olan Oğul Bak), yoksulların kokusunu ayırt etmekte çok başarılıdır. Bu yetenek de boşuna gelişmemiştir çünkü hayatları çok düzenli, çok steril olan bu kişiler için kokunun türü düzenin, zenginliğin, refahın bir ölçütüdür: Baba Bak’ın, hizmetçiyi kovduktan sonra aklına ilk gelen, kaygılandığı ilk şey düzeninin bozulacağı, giysilerinin kokacağıdır. Metronun, dumanın, sokağın kokusu onlar için çok belirgin ve rahatsız edici bir şekilde çarpıcıdır. Baklardan hiçbirini evin, ofisin ya da arabanın dışında görmeyiz. Dış dünyadan yalıtılmış ve sadece “güzel” kokulara muhatap olacak bir yaşantıya sahiplerdir. Ebeveyn Bakların, Baba Gim ve Hizmetçi’nin kocasının kokusundan rahatsız olma belirtisi göstermeleri olayların daha dramatik bir noktaya gelişini tetikler. Bakların koku hassasiyeti o kadar aşırıdır ki filmin son sahnelerinden birinde Baba Bak’ın “yoksul kokusuna” karşı absürtlük derecesindeki tepkisi aslında Wells’in betimlediği türde evrimleşmeyle gayet uyumlu bir tavırdır.

Parazit’in Dünyası

Yukarıda filmin temalarından söz ettim: İlk tema, yani alt-üst metaforu, bence işin sanatsal cilası, beni daha az çeken -adı üstünde- metaforik kısmıdır. İkinci tema, yoksulların sınıf bilincine sahip olmamalarıdır. Bu ikinci tema üzerinde biraz durmak isterim. Parazit’in dünyası sınıfsal farklılıkların vurgulandığı bir dünyadır. Ancak yoksul karakterleri güdüleyen, yaşam koşullarının müsebbibi olan bu eşitsizlik değildir. O halde, karakterlerin, sınıfsal farkların böyle keskin olduğu bir dünyada sınıf bilinci gösterip göstermediklerini irdelemek gayet meşru bir tavırdır. Nitekim filmi yorumladığı Fikri Sinema yazısında Tuncay Uravelli de bunu yapıyor ve Yönetmen Bong’un, altsınıfı, birleşip zenginlere karşı mücadele vermek yerine birbirlerine girdikleri için eleştirdiğini yazıyor: “Kim ailesinin babasının ani bir öfke patlaması ile işlediği cinayettense (burada farkında olmadan politik bilinç sergiliyor ve ilk defa kendi sınıfıyla aynı safta savaşıyor), bodrum katında alt sınıfın (yeryüzünden, dünyanın geri kalanından habersiz) birbirini yok ettiği bir final daha etkileyici, mantıklı ve alt metne uygun olabilirmiş./Film boyunca planlı davrandıklarında başarıya ulaşan Kim ailesi, finalde plansız davranarak çuvallıyor. Bu, yönetmenin alt sınıfa yönelttiği bir eleştiri gibi duruyor. Birbirleri ile bodrum katında didişmektense, üst sınıfın ‘parazit’i olarak yaşamaktansa, birlikte üst sınıfa karşı savaşmaları daha doğru olurdu sanki. Onca dökülen kan, bunca uğraş, çabadan sonra, sonuç olarak bodrum katta mahsur kalan, varlığını gizlemek zorunda olan kişi değişiyor ama bu kişinin yer aldığı sınıf aynı kalıyor”4. Bir başka deyişle Uravelli’nin, Bong’un yoksul iki aileyi, onları lümpen olmakla eleştirdiğini iddia ettiğini söyleyebiliriz. Uravelli, Parazit’in dünyasını, daha doğrusu Bong’un mesajlarını Marxçı sınıfsal mücadele çerçevesi içine alıyor: Alt sınıf yanlış bilinç sergilemekte, lümpence davranmakta, parazit olma mücadelesi içinde birbirini yemekte, asıl mücadeleyi yani sömüren sınıfa karşı mücadeleyi es geçmektedir.

Ben bu noktada bu yoruma bir ilave yapmak ve filmin finali konusunda farklı bir yorum getirmek istiyorum. Bence Bong karakterler arasındaki mücadeleye daha “geniş” bir açıdan bakıyor. Ortada Marxçı ama aynı zamanda Foucaultcu bir dünya var ki bu, yukarıda söz ettiğim üçüncü temadır: Doğru, Gimler ile Eski Hizmetçi ve Kocası arasındaki mücadele, Bakların zenginliğinden yararlanma mücadelesi, parazit olma mücadelesidir ve bu yolda birbirlerini “yoldaş” değil tehdit olarak görürler. Üstelik parazit olarak yaşayan sadece onlar değildir: Baklar da zaten en temelde alt sınıfların emeğine bağımlı bir yaşam biçimini içselleştirmiş durumdalar. Dahası, Bak ailesinin içinde de Baba Bak’ın egemen olduğu, Anne Bak’ınsa tabi ve tali bir karakter olarak var olduğu ayrı bir tahakküm ilişkisi mevcuttur; Anne Bak’ın eşi olmadan hayatta kalması olanaksız görünmektedir. Sonuç olarak bu, parazitlerin ve parazit olma mücadelesi verenlerin dünyasıdır. Dolayısıyla Bong salt sınıfsal mücadeleyi ya da onun eksikliğinin yarattığı sonuçları değil, daha kapsamlı, daha karmaşık, sınıf içini, aile içini de kapsayan tüm bir iktidar, tahakküm ve sömürü ilişkileri ağını betimliyor gibidir. Bu tablo Marxist sınıf mücadelesini dışlamaz ancak ondan daha farklı vurguları da vardır. Bong’un yoksul iki aileyi lümpen oldukları için eleştirdiğini söylemek mümkün ancak yeterli değil çünkü filmde daha geniş bir ağ resmedilmiş.

Bu Foucaultcu vurguyu filmin sonunda da görebiliyoruz. Final, Uravelli’yi hayal kırıklığına uğratmasının tam aksine, aslında filmin gidişatıyla çok uyumlu: Bu sömürü odaklı ilişkiler ağı içerisinde, final sahneleri sadece iki yoksul ailenin birbirini yok ettiği sahneler olsaydı, o zaman Bong’un altsınıfları lümpence davranmaları yüzünden eleştirdiği sonucu çıkabilirdi. Oysa Bong’un onlardan farklı bir tavır beklediğine dair, onları eleştirdiğine dair bir belirti yok. Aksine, yönetmen film boyunca onların böyle bir tavır göstermeyeceklerinin işaretlerini veriyor. Bu, herkesin bir diğerini sömürmeye odaklandığı, yalan, dolan, hile dolu bir dünya. Bu bakımdan finalde bir ailenin yok olup diğer ikisinin onarılmaz hasarlar alarak parçalanması, herkesin birbirine hükmetmeye, birbirini sömürmeye odaklandığı Parazit dünyası için hayli uyumlu ve dramatik bir son olmuş.

1 Herbert George Wells, Zaman Makinesi, çev. Volkan Gürses, 11. bs., İstanbul, İthaki Yayınları, 2020.

2 Tom Duggins, “Deep Trouble: Parasite, Us and the Movies’ Subterranean Blues”, https://www.theguardian.com/film/filmblog/2020/jan/20/parasite-us-living-underground-film [12.04.2020].

3 Bu yazıda Korece adları Türkçe okunuşlarına göre yazdım. Bunda amacım, Korece adların İngilizce temelli olan ve bizi yanıltan “Kim”, “Park” gibi telaffuzlarını değil, -Türkçe okunuşları temel alan bir romanizasyon uygulayarak- doğru telaffuzlarını vurgulamaktır.

4 Tuncay Uravelli, “Parazit”, https://fikrisinema.com/parazit/ [12.04.2020].

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.