Oscar 2019 Tahminleri

Henüz Oscar ödüllerine neredeyse üç ay var ancak Gotham adaylarının açıklanmasıyla ödül sezonuna adım attığımızdan, Oscarlara giden süreci heyecanla takip etmeye devam ediyoruz. Evet Oscarların kendisinden çok süreci takip etmek acayip eğlenceli. Peki ortada ne bir eleştirmen birliği ne de bir meslek birliği henüz rengini belli etmemişken tahmin yapmak zor olmaz mı, evet zor. Zaten işin eğlencesi de burada. Şimdilik en iyi film, yönetmen ve dört oyunculuk kategorisini konuşalım diyorum. Ha bir de Yabancı Dilde En İyi Film, nam-ı diğer çiçeği burnunda yeni ismiyle Uluslararası En İyi Film kategorisi için bir tahmin iliştiririz en sona olmaz mı? Şu an için teknik dalları konuşmak çok zor, zira henüz iddialı olan filmlerin tamamı görücüye çıkmadığı gibi, hangi filmin ne kadar sevildiği hususunda fikir edinmemize yardımcı olacak eleştirmen birliği adayları da açıklamadı yani sektörün rengini belli edecek bir veri elimizde yok. Zamanı geldiğinde Altın Küre, BAFTA, meslek birlikleri, eleştirmen ödülleri/adayları çok fazla yardımcı olacaktır ancak şu an elimizde hiçbiri yok. Filmlerin ele aldıkları konular, parmak bastıkları mevzular, yönetmen ve oyuncu kadroları, filmin arkasında duran dağıtımcının filme bu süreçte ne kadar destek verdiği ve ne kadar para yatırdığı, sosyal damarı olan bir filmin vizyonda verdiği sınav ve filme verilen izleyici reaksiyonu, filmin sonbahar festivallerinde yakaladığı eleştirel başarı gibi birçok veriyi dikkate alarak, bunları son yıllarda Akademi’nin adım adım değişen yapısı ve bunun adaylıklara ve ödüllere yansıması ile harmanlayarak kendimizce bir liste oluşturalım. Köprünün altından çok su geçeceği kesin, biz kollarımızı sıvayıp eğlenmeye bakalım.

 

Kuşkusuz 2015 yılı ile başlayan bariz bir değişim var Akademi’de. Önce cinsel taciz ve pedofili ile suçlanan rahiplere karşı kilisenin dilsizliğine sert bir tokat niteliğindeki Spotlight 2015’te vizyona girdi, bu sürece denk gelen #OscarSoWhite suçlamaları yapıldı, dünyanın başına musallat olan kafası kırık Trump’a karşı sinema dünyası birleşti,  14 adaylık sahibi La La Land’e karşı mucizevi bir başarı yakalayarak en iyi filme uzanan eşcinsel temalı Moonlight 2016’da gösterildi, yine iki yüzlülükle suçlanan Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filmine karşı toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden karakterlerin (sağır dilsiz bir kadın, bir siyahi, bir eşcinsel, ucube bir öteki balık-adam) el ele verip beyaz faşist adama karşı giriştikleri mücadele filmi The Shape of Water 2017’de izlendi, siyahi eşcinsel bir müzisyenin çıktığı turnede uğradığı ırkçı saldırıları ve siyah adamın beyaz adamı dönüştürme sürecini dile getiren Green Book ise 2018’de mutlu sona ulaştı. Bundan beş yıl öncesine kadar bu mümkün müydü? Asla. Sinema dünyasının açık ara en muhafazakar ve en popüler ödüllerini dağıtan Akademi’nin artık silkelenme zamanı gelmişti. Değişen politik iklim, dünyada yükselmekte olan faşist hareketler karşısında sinema da ister istemez tavrını ortaya koyuyor. Bu sadece Akademi ile ilgili bir durum değil; sanat sinemasının majör uğrak yerleri Cannes, Venedik, Berlin vs. de bu değişim rüzgarına kayıtsız kalmıyor. Öyle görünüyor ki sinema uzun bir süre daha yoluna bu doğrultuda devam edecek. Neyse efendim, nitelikli işler çıksın da biz her türlü sevecek bir şeyler buluruz.

13 Ocak 2020’de adaylarını ve 9 Şubat 2020’de görkemli bir törenle Oscar zımbırtı (bu uyduruk kelimeyi çok seviyorum) heykelciklerini dağıtacak olan Akademi, bu yolda salya sümük akıtan ve milyon dolarlar döken hangi filmleri bu yıl görecek, hangilerini elinin tersiyle itecek? Başlayalım.

Açıkçası 4 filmin sırça köşkteki yerlerinin şimdiden hazır olduğunu düşünüyorum. Kusursuza yakın eleştiriler alan yarı tanrı Martin Scorsese’nin son şovu The Irishman; bir modern zamanlar boşanma sürecini ele alan, bağımsız sinemanın bu yılki medarı iftiharı Noah Baumbach’ın şaheser olarak kucaklanan son filmi Marriage Story; Toronto’dan izleyicileri arkasına alarak gümbür gümbür gelen Jojo Rabbit; geçen yıl Roma’nın başlattığı akımın bu yılki temsilcisi Parasite bana kalırsa ilk dört koltukta rezervasyon yaptırmış durumdalar. The Irishman gençleştirme teknolojisini başarılı bir şekilde filme yedirmiş belli ki. Bu kozla beraber Al Pacino, De Niro, Joe Pesci’den oluşan duayen kadroyu Hollywood’a pazarlayıp zirveye oynamaya çalışacak. Filmin eli çok çok güçlü. Niye mi, çünkü her kategoride ilk 5’i zorlayacak nitelikte. Çok fazla teknik kategoride yer kapacak gibi duruyor. İlk gösterimlerinden sonra gelen tepkiler resmen deprem etkisi yarattı. Bizde aynı etkiyi son fragman yapabilmeyi başardı. Açıkçası çift rakamlı adaylık sayısına ulaşmayı vaat eden tek film şimdilik bu. Netflix’ten kardeşi ve en büyük rakiplarinden Marriage Story ile nasıl sınav verecekler bekleyip göreceğiz. Baumbach’ın son harikası olduğu iddia edilen Marriage Story belli ki bu yıl bağımsız sinemanın en büyük temsilcisi olarak listelere dahil olacak. Yine coşkuyla karşılanan filmi, Ingmar Bergman’ın şaheseri Scenes from a Marriage (Bir Evlilikten Manzaralar) ve Alan J. Pakula’nın başyapıtı Sophie’s Choice (Sophie’nin Seçimi) ile kıyaslayarak haddini aşanlar bile çıktı! Belki de haklılar. Bunlar hep merak, bunlar hep beklenti. Referans aldığı filmlere göz kırpıyorsa dahi ben baş tacı yapmaya dünden razıyım. Toronto’dan zaferle ayrılan Jojo Rabbit’in ne yapacağı, nereye kadar ileri gidebileceği beni en çok meraklandıran konu. Acımasızca olduğu her halinden belli olan eleştiriler filmin belini büker mi, açıkçası ihtimal vermiyorum. Çünkü aynı senaryoyu geçen yıla uyarlarsak benzeri Green Book’un da başına geldi. Ama filmin neler başardığı malumunuz. Ancak Green Book oyuncuların yoğun bir kalabalık oluşturduğu Akademi’den gerekli desteği almıştı, Jojo Rabbit’e oyunculardan bu kadar destek gelmeyeceği açık. Neden Jojo Rabbit Amerikalı süt eleştirmenlerce taşa tutuluyor? Efendim tarihin en büyük faşist lideri komedi malzemesi yapılmazmış. Peki. Neyse, devam. Bu üçlüye katılacak dördüncü film Parasite. Uzakdoğu menşeli, İngilizce konuşulmayan, bilinmeyen oyuncuları barındıran bir filmin En İyi Film kategorisine bu kadar iddialı girmesi, yukarıda belirttiğim Akademi’nin değişim rüzgarının bir sonucu. Hepimiz biliyoruz ki, üye sayısı sekiz bine yaklaşan Akademi’ye son 4-5 yıldır çok sayıda uluslararası kimliği bulunan, siyahi, kadın, genç vasıflı sinemacı davet edildi. Değişen dünyada Akademi hep beyaz, yaşlı ve cumhuriyetçi olarak kalmayacağını anladı nihayet. Roma ile Alfonso Cuaron geçen yıl bu yolu açtı. Bong Joon- ho selefinin açtığı yolda taşları tek tek döşüyor. Açıkçası Bong’un son harikası bunu fazlasıyla hakkediyor.

Bu dört filmden sonra Tarantino’nun arkasına yıldızlar karmasını alarak yola koyulduğu ve özellikle Amerika’da çokça övülen filmi Once Upon a Time in Hollywood beşinci sıradaki yerini muhtemelen alır. Oyuncu kadrosu ve yönetmen fanlarının yanı sıra Akademi’nin çoğunluğunu oluşturan yaşlılar tayfasının filme tam destek vermesi işten bile değil. Bu beş koltuktan sonrası kelimenin tam anlamıyla arap saçı. Fragmandan muazzam görüntü ve çekimlerini gördüğümüz 1. Dünya Savaşı temalı Sam Mendes filmi 1917; Fox News’in kurucusu Roger Ailes’in taciz skandalının perde arkasına odaklanan ve Hollywood’un en güzel kadınlarını bünyesinde barındıran Bombshell; Çinli bir geniş ailenin büyükannelerine vedaya hazırlandıkları melodram The Farewell; The Diary of a Teenage Girl ve Can You Ever Forgive Me? gibi kalburüstü iki filmi yapabilen, şahsen çok takdir ettiğim ve büyük bir sevgi beslediğim Marielle Heller’in biyografik filmi A Beautiful Day In The Neighborhood; Hollywood’un altın kadınlarından uğur böceğimiz Greta Gerwig’in starları barındıran son filmi Little Women; Katolik Kilisesi’nin doktrinel farklılıkları temsil eden iki papazının fikir çarpıştırmasını izleyeceğimiz The Two Popes; derinlikli ve ayakları sapasağlam yere basan Joker tasviriyle sinema dünyasındaki çizgi roman geleneğini değiştirtecek Joker; dinamik kurgusuyla keyifli bir seyir vaat eden Ford v Ferrari; siyahi cenahı temsilen duygusal bir film olan Waves ve yeni Hitchcock’umuz(!) Jordan Peele’nin yeni korku ve gerilimi Us, kalan 3 ya da 4 koltuk için en iddialı filmler olarak görünüyor. Peki bunlardan hangileri bir adım önde? Ben tersten başlayayım. Açıkçası Netflix ve Sony’nin en iyi film kategorisine 3 filmi aynı anda sokabilmesi bana düşük bir ihtimal gibi geliyor. The Irishman ve Marriage Story gibi iki deve enerjisini harcayacak olan Netflix’in, gücü kalırsa The Two Popes’a ancak dönüp bakabileceğini düşünüyorum. Bu durumda filmin senaryo adaylığına ek olarak bir ya da iki oyuncusunu ilk beşe sokması büyük başarı sayılacaktır. Aynı durum Sony için de geçerli. Tarantino’nun filmine ek olarak hangi kadının filmine yatırım yapacaklar bunu kestirmek şimdilik güç. Ancak Little Women’a göre A Beautiful Day In The Neighborhood bir adım önde bana kalırsa. Parasite’ın birçok dalda ilk 5’e sızacağı neredeyse kesin olduğuna göre yine başka bir Uzakdoğu hikayesi olan The Farewell’in elinin biraz zayıf olduğunu söylemek mümkün. Film 2-3 adaylık alırsa büyük başarı diyeceğim. Akademinin birkaç yıldır yürürlüğe koyduğu oylama sistemini de dikkate aldığımızda en çok fanı bulunan filmlerin listeye dahil olması çok daha olası. Bu nedenle 1917, Bombshell, A Beautiful Day In The Neighborhood ve Joker rakiplerine göre daha şanslı olabilir.

Son olarak uluslararası en iyi film için birkaç kelam edip devamında 7 kategori için aday tahmininde bulunarak konuyu kapatalım. Birkaç gün önce Akademi’nin açıkladığı yeni karara göre artık Akademi üyesi olan herkes, tıpkı en iyi film kategorisinde olduğu gibi bu dalda da oy kullanma hakkına sahip olacak. Böylece kısa listeye dahil olanlar içerisinde bundan sonra daha eli yüzü düzgün 5 filmlik aday listesi göreceğimizi düşünüyorum. Örneğin geçen yıl adaylık kaçıran Burning, bu yıl olsa rahatlıkla ilk 5’e dahil olabilirdi. Şimdi bazı kategorilerde aday tahminlerime geçeyim. 

EN İYİ FİLM:

  1. The Irishman
  2. Marriage Story
  3. Parasite
  4. Jojo Rabbit
  5. Once Upon a Time in Hollywood
  6. 1917
  7. Bombshell
  8. A Beautiful Day In The Neighborhood
  9. Joker

Pusuda bekleyenler: The Farewell, The Two Popes, Little Women

EN İYİ YÖNETMEN:

  1. Martin Scorsese
  2. Bong Joon-ho
  3. Noah Baumbach
  4. Sam Mendes
  5. Taika Waititi

Pusuda Bekleyenler: Quentin Tarantino, Terrence Malick

EN İYİ KADIN OYUNCU:

  1. Renee Zellweger
  2. Scarlett Johansson
  3. Charlize Theron
  4. Awkwafina
  5. Cynthia Erivo

Pusuda Bekleyenler: Saoirse Ronan, Lupita Nyong’o

EN İYİ ERKEK OYUNCU:

  1. Joaquin Phoenix
  2. Adam Driver
  3. Robert de Niro
  4. Antonio Banderas
  5. Leonardo DiCaprio

Pusuda Bekleyenler: Jonathan Pryce, Taron Egerton

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU:

  1. Laura Dern
  2. Jennifer Lopez
  3. Margot Robbie
  4. Cho Yeo-Jeong
  5. Shuzhen Zhao

Pusuda Bekleyenler: Nicole Kidman, Florence Pugh

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU:

  • Al Pacino
  • Brad Pitt
  • Tom Hanks
  • Song Kang-ho
  • Willem Dafoe

Pusuda Bekleyenler: Anthony Hopkins, Joe Pesci

ULUSLARARASI FİLM:

  1. Parasite
  2. Pain and Glory
  3. Les Miserables
  4. Atlantics
  5. And Then We Danced

Bu yazı FikriSinema ekibine yeni katılan Antoine Doinel tarafından kaleme alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir