Küçük Gün Işığım

Camları açıp hava almaya bile çekindiğimiz şu günlerde hem moral depolamak hem de hasretini çektiğimiz yolculuklara ekran aracılığıyla da olsa kavuşmak için izlenebilecek filmlerden birisi Küçük Gün Işığım. Umudu ve umutsuzluğu, yalnızlığı ve bir arada olma sevincini doyasıya hisseden karakterlere sahip bir ailenin, birlikte çıkmak zorunda oldukları yolculukta, hayatın her birine öğrettiklerini izlediğimiz neşeli bir aile filmi…

2006 yapımı Küçük Gün Işığım, intihar eden Frank’in yalnız kalmaması için kardeşi Sherly’nin evine taşınmasıyla başlar. Böylece intihar etmiş bir dayıyla birlikte, sessizlik yemini etmiş bir ergen, yetenek yarışmasına katılmak isteyen küçük bir kız, her şeyden şikayetçi bir dede, kişisel gelişim eğitimleri vermeye çalışan bir baba ve hepsini anlamaya çalışan bir annenin yer aldığı bir ailenin trajikomik hikayesini izleyeceğimizin sinyallerini ilk dakikalarda verir. Olive’in Kaliforniya’daki yarışmaya katılabilmesi için eski minibüsleriyle hep beraber yola çıkmak zorunda olduklarında, yol boyunca her birinin kendi hikayesine tanık oluruz. Bu hikayelerin her birine tek tek odaklanıldığında da filmin bütününde anlatılmak istenene ulaşırız.

Hayatını anlattıklarıyla kazanmaya çalışan Richard her fırsatta ailesine de kişisel gelişim öğretilerini sunmaya hazır olsa da ailesi bunları dinlemekten pek hoşlanmaz. İntihar eden Frank’e herkesten nefret eden Dwayne göz kulak olmak zorundadır. Başarılı bir Proust uzmanı olan Frank, içinde duyduğu acıya rağmen hayatla bağını tamamen koparmamıştır. Nietzsche okuyup kimseyle konuşmayan ve ailesi dahil herkesten nefret ettiğini düşünen Dwayne ile bir bağ kurmaya çalışır. Oğlunun yanında yaşamaktan pek de memnun olmayıp eski hayatını özleyen Edwin çok sevdiği torununun en büyük destekçisidir ve onu yetenek yarışmasına kendisi hazırlar. Küçük Olive ise kendisini oldukça heyecanlandıran yetenek yarışmasına katılmak için can atarken bir yandan da babasının sevmediği kaybedenlerden biri olmak istemez.

Filmin yönetmenleri Jonathan Dayton ve Valerie Faris’in ilk uzun metrajlı filmleri olan Küçük Gün Işığım, Oscar, Altın Küre ve Bafta başta olmak üzere birçok ödül töreninde adaylıklarıyla adından söz ettirmiş, birçok ödül alarak da başarısını perçinlemiştir. Abartıya kaçılabilecek karakterlere sahip olsa da her bir oyuncunun abartısız bir şekilde rollerini üstlendiği ve her birinin filmin başarısında önemli bir paya sahip olduğu söylenebilir.

Alan Arkin’a Oscar’ı getiren dede Edwin karakterinin, aynı yıl vizyona giren Hokkabaz filminde Mazhar Alanson’un canlandırdığı Sait karakterine benzerliği, aynı zamanda her iki filmin yol hikayesi olması ve izlerken yaşattıkları mutluluğun benzer olması da hoş bir tesadüf.

Hastalığın ve yasakların gölgesinde tükenen umutlarımızı yeşillendirmek, yorucu gündemden uzaklaşıp tebessüm edebilmek için Küçük Gün Işığım izlemek bu dönemde hepimize iyi gelecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.