ANSIZIN

Auf einmal (2016)
Zaten dünya ne iyidir ne kötü, düşüncenize bağlıdır iyilik, kötülük.*

Bu sözlerle açılıyor Aslı Özge’nin filmi… Çünkü aniden değişen bir hayatın iyilik ve kötülükle olan savaşını anlatıyor: Ansızın!

Aslı Özge’nin son filmi Ansızın, eli yüzü düzgün tertemiz bir anlatı sunuyor izleyicisine. 2011 yılında hayatını kaybeden sunucu Defne Joy Foster’ın ölümünün ardından basında ve sosyal medyada çıkan haberlere sinirlendiği için bu filmi çekme kararı aldığını söyleyen Özge, Ansızın filmi ile toplumu bir anlamda düşünmeye davet ediyor! İnsanı insan yapan, oldukça tanıdık olan ama her zaman tercih edilmeyen ‘’düşünme’’ eyleminin bu filmde kendisine genişçe bir yer bulduğunu düşünüyorum. Almanya’da ve Almanca çekilen film, genç bir adamın başına ansızın gelen bir trajediyi anlatmasından ziyade, çevresindeki insanların olaya verdiği tepkilere de büyük oranda yoğunlaşıyor. Filmin akıcılık anlamında çok ince bir çizgide ilerlediğini düşünüyorum. Ne detaya girerek boğuyor ne de çok hızlı ilerleyerek kafa karıştırıyor. Filmin her detayı hayat gibi gerçek! Tadını çıkara çıkara yaşatıyor yönetmen her sahneyi. Acıyı da mutluluğu da. Çünkü gerçek hayatta da olaylar aynen bu şekilde ilerliyor.

Filmin altıncı dakikasında, ölen kadının üzerinde gezinen kara sinek, ‘’Eyvah, kötü bir şeyler gerçekleşecek!’’ mesajını veriyor. Gerçekten de gencecik bir kadın görünür hiçbir ihtimal yokken ölüyor. Her şey bu noktada başlıyor. Bir kadın hiçbir şey yapmadan yalnızca ölerek bir adamın hayatının yönünü değiştiriyor. Özge bu noktadan itibaren seyircisini bitmek tükenmeyen bilmeyen bir iç soruşturmaya yöneltiyor. İnsan filmi izlerken aynı durum kendisinin başına gelse ne hisseder, ne yapar, nasıl davranır diye düşünmeden duramıyor. Bu anlamda da derdini çok başarılı bir şekilde perdeye aktardığını düşünüyorum yönetmenin.

Filmin başında fenalaşan kadına yardım çağırmak için evden çıkıp telaş içinde açık klinik arayan Karsten’in, yoldaki dönen merdivenlerden aşağı inmesi, kendi cehennemine gidişinin bir tasviri gibiydi adeta. Neden ambulans çağırmadı, neden? Bunun yanıtını suçlanan karakter de bilmiyor ki… Şok anında yapması gereken en doğru hareketin bu olduğuna inanmıştı. Geri gelemez hiçbir an, ansızın akar hayat. Tıpkı evinde ölü bulunan kadının, Karsten’in hayatını ansızın değiştirmesi gibi.

Aslı Özge röportajında farklı bir teknik kullandığını ve her oyuncuya değişik senaryolar verdiğini söylüyor. Hiçbir oyuncu ilk sahnede ne olacağını bilmiyormuş. Bu da merak duygusunu canlandırmış bütün oyuncularda. Filmin sonuna kadar da kimse öğrenmemiş sonunda ne olacağını… Merak ve gizem çok uzun süre devam etmiş. Özge’nin de istediği en önemli detay bu merakmış zaten. Merakla ilgili düşününce film zaten büyük merak olgusunun peşinde koşan bir anlatıya sahip. Kadın neden, nasıl öldü, intihar mı etti yoksa Karsten kasten mi öldürdü? Tüm bunları düşündürürken aynı zamanda gazetede okuduğumuz bir cinayet ya da ölüm haberinin de aynı şekilde düşünülmesi gerektiğini söylüyor film. ‘’Ölmüş vah vah!’’ demek yerine. Cümle kurmadan önce biraz düşünmek, biraz empati yapmak gerektiğini söylüyor.

Karsten’in her şeyi ardında bırakıp tepeye çıktığı sekans, filmdeki önemli noktalardan biriydi. Karakterin yaşadıklarının ardından sıkışmışlığından kurtulduğu ve buradan sonra hayatının farklı bir düzleme gireceğinin mesajını verdiği sekans sinematografik açıdan beni en etkileyen bölümdü diyebilirim. Şems-i Tebrizi’nin, ‘‘Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” sözü üzerine bir film çekilmek istense o film Ansızın olurdu bana göre! Başrol oyuncusu Karsten karakterinin kötüden iyiye, iyiden kötüye doğru değişken ruh halini gördükçe bu söz daha da anlamlı gelmeye başladı. Filmle ilgili son sözüm; Aslı Özge’nin çok iyi bir yönetmen olduğunu film boyunca hissediyor, filmin sonunda ise bu fikrinizden tamamen emin oluyorsunuz…

* Hamlet – William Shakespeare

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir