HARRY İLE SALLY TANIŞINCA

‘Can two friends sleep together and still love each other in the morning?’

Harry (Billy Crystal) ve Sally (Meg Ryan) Chicago Üniversitesi’nden yeni mezun olmuşlardır. Sally’nin arkadaşı Amanda ile flört eden Harry, araba ile New York’a kadar yolculuk edecek olan Sally’ye katılır.

Romantik komedi kültlerinden biri olarak sayılan ve kadın-erkek ilişkilerine hem farklı hem de eğlenceli bir bakış açısı getiren film, ana karakter Harry’nin ortaya attığı ‘Kadınlar ve erkekler arkadaş olamazlar çünkü seks dürtüsü her zaman işin içine girer’ söylemiyle başlıyor. Sally ise bu görüşe karşı çıkmakta, kadın ve erkeğin sağlıklı bir arkadaş ilişkisi de sürdürebildiklerini öne sürmektedir. Uzun süre birbirini görmeyen ikili, yıllar sonra havaalanında karşılaşırlar. Harry avukat olmuştur, gazetede çalışan Sally ise Harry’nin eski bir arkadaşı olan Joe ile flört etmektedir. Uçakta beraber seyahat ederler ve Harry yakında evleneceğini söyler. Sally, Harry’nin tekrar görüşme fikrine sıcak bakmaz ve kadınlar ve erkeklerin arkadaş olamayacağı söylemini hatırlatır. Harry’ye göre durum şimdi farklıdır çünkü iki taraf da başkalarıyla flört ediyordur. Beş yıl sonra New York’ta bir kitapçıda tekrar karşılaşan ikili, bir kafede oturup eski ilişkileri hakkında sohbet etmeye başlarlar ve arkadaş olmaya karar verirler. Zamanla birbirlerine karşı bir çekim hissederler ve sonunda bir gece aniden birlikte olurlar.

Kariyerine porno filmler ile başlayıp daha sonra Coen KardeşlerinKansız’ı (Blood Simple)’ ile Hollywood’a geçiş yapan Barry Sonnenfeld filmin görüntü yönetmeni. New York sokaklarını dört mevsim film karelerinde görmeye o kadar alışkın olmamıza rağmen bende hala büyüleyici bir etki bırakıyor. Hemen her yerde karşımıza çıkan, Manhattan adası gökdelenlerinin nehirden çekilmiş karesi favorim olsa da, ikinci favori New York karem bu filmde mevcut.  Harry ve Sally artık arkadaştırlar ve sık sık bir araya gelirler. Yine bir sonbahar günü parkta yürüyüşe çıkarlar. Bu sahnede her taraf sonbaharın döktüğü sararmış yapraklarla doludur. Sally’nin sonbahar ile uyumlu kahverengi ağırlıklı kıyafetleri, Harry’nin yine kahverengi deri ceketi ile bir bütün oluşturmuştur. Konuştukları konular her ne kadar sıradan, hayata dair ve kadın-erkek uyuşmazlığından bahsetse de, karenin yansıttığı renkler inanılmaz pozitif bir enerji duymanızı ve sinematografik açıdan keyifle izlemenizi sağlıyor. Bence 80’li yılların kıyafetleri (yüksek bel pantolonlar, bol kazaklar, yeni moda olmuş spor ayakkabılar) ve saç stilleri, her ne kadar moda çoğunlukla eskiye dönüş yaşasa da, ortaya çıktıkları yani kendi bulundukları zamanda daha orijinal ve anlamlı duruyorlar.

Harry’nin beni şok eden ‘Evet birlikte olduk tamam fakat şimdi eve gitmeden önce onu daha ne kadar kollarımın arasında tutmam gerekiyor diye düşünmeden edemiyorum’ tespiti, kadınlar ve erkekler arasında bilinmez birçok korkunç gerçek olduğunu hatırlattı bana. Tıpkı Sally’nin her kadın hayatında mutlaka bir veya birden fazla orgazm taklidi yapmıştır tespitine Harry’nin inanamaması gibi. En klasikleşmiş sahnelerden birisi de tam bu diyalog esnasında geçiyor. Meg Ryan’ın meşhur orgazm taklidini görmeyen yoktur herhalde. Sahnenin sonunda Rob Reiner’ın gerçek hayattaki annesinin canlandırdığı karakterin ‘I will have what she is having (onun yediğinin aynısından istiyorum)’ repliği de tüm zamanların en eğlenceli repliklerinden biri olsa gerek.

Yan karakterlerden Marie beni çok eğlendiren tiplemelerden biri. Uzun yıllar evli bir adam ile flört eden Marie’nin bahtsız talihi, Harry’nin yazar arkadaşı Jess ile tanışmasıyla son buluyor. Zira kredi kartıyla kendi kendine çiçek bile yolladığı evli erkek arkadaşından kurtulacaktır sonunda.

Bana göre filmin çarpıcı ve düşündürücü diyaloglarından biri; Jess ve Marie’nin evlerine aldığı yeni kahve masası hakkında Harry ve Sally’ye fikirlerini danışmaları esnasında geçer. Marie ve Sally kahve masasını pek beğenmemiştir. Harry’de beğenmemesine rağmen kibarlıktan beğenmiş gibi davranır. Fakat daha sonra Marie ve Jess’in kahve masası üzerine olan tartışmasına dayanamayıp sinirlenir ve ‘Şimdi her şey mükemmel. Herkes mutlu ve aşık ve bu harika ama er ya da geç bu tabağı kim alacak diye birbirinize bağıracaksınız. Bu 8 Dolarlık tabak için mahkemede avukatlara binlerce dolar ödeyeceksiniz. Benim için kendinize bir iyilik yapın ve henüz hangisi kimin belli değilken kutuların üstüne isminizi yazın. Çünkü bir gün bu kahve masasını kim alacak diye tartışıyor olacaksınız.’ der. Bu olaydan hemen önce Harry’nin eski karısı Helen ve yeni kocası Ira’ya rastlaması, onu negatif olarak etkilemiş ve ilişkilere olan inançsızlığını alevlendirmiştir. Günümüz ilişkilerine gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmış bu sahneyi (ABD için 25 yıl önce ilişkiler bu durumdayken, ülkemizde modern yaşamın getirisiyle bizim de bu hale gelmemiz pek de uzun sürmedi aslında) günlük hayatta da birçok kez aklıma getirmeden edemiyorum.

Yönetmen Rob Reiner’ın kariyerine bakıldığında romantik komedinin yanı sıra değişik türler denemiş olduğunu da görüyoruz. Akademi ödülü adaylığı bulunan 1992 yapımı ‘Birkaç İyi Adam (A Few Good Man)’ oyunculuk ve kurgu olarak gerçekten kaliteli bulduğum yapımlarından biri.

Billy Crystal bence hem komedide, hem dramada çok yetenekli bir oyuncu ama filmdeki birçok diyaloğu Rob Reiner ile beraber kendi konuşmalarından ortaya çıkarttıkları düşünülürse doğal bir oyunculuk sergilemesi de olağan bir durum gibi gözüküyor. Kim ne derse desin Meg Ryan benim çocukluk ikonum olduğundan tüm romantik komedilerini keyifle izliyorum.

Son olarak film, ‘sonsuza dek mutlu yaşadılar’ moduyla bitmeseydi daha gerçekçi olurdu diye düşünüyorum çünkü karakterlerimiz tüm yaşananlara rağmen filmin sonunda bir araya geliyorlar. İlişkilere olan farklı yaklaşımıyla popüler olmuş bu hikaye daha orijinal bir sonla bitirilebilse tadından yenmezdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.