KALKÜTA’NIN ÇOCUKLARI

Zana Briski ve Ross Kauffman’ın bol ödüllü belgeseli, New York’lu fotoğrafçı Zana Briski’nin Hindistan’ın Kalküta (Kolkata) şehrinin Sonagachi bölgesindeki seks işçilerini fotoğraflamak amacıyla oraya gitmesine dayanıyor. İndiatvnews adlı web sitesine göre Sonagachi, Asya’nın genel evlerle dolu en büyük bölgesi ve 11.000 civarında seks işçisini barındırıyor.

Zana bu bölgede uzun süre kalıyor. Doğal ortamlarında gözlemlemek amacıyla zaman zaman seks işçisi kadınların evlerine gidiyor. Ancak bir süre sonra bu kadınların çocuklarıyla yakınlık kurmaya başlıyor. Ne bir öğretmen ne de sosyal hizmetler görevlisi olmamasına rağmen onlara en iyi bildiği şeyi yani fotoğraf çekmeyi öğretiyor.

Bu belgeselde de Shanti, Kochi, Suchitra, Manik, Tapasi, Puja, Avijit ve Gour adlı 8 çocuğun yürek burkan yaşamları ve asıl önemlisi kamerayı kullanmadaki başarıları aktarılıyor. Zana hepsi için birer otomatik kamera ediniyor ve yavaş yavaş onlara fotoğraf çekmenin inceliklerini anlatıyor. Onlardan çekmeye değer gördükleri her şeyi fotoğraflamasını istiyor. Kimileri sokağa çıkıp fotoğraf çekmekte çok utangaç davranırken, kimileri de etraftakilerin onla dalga geçmesine aldırmayıp kamerasıyla haşır neşir olmaya devam ediyor. Evlerinin içini, etrafındaki insanları, sokakları, nesneleri, sokak hayvanlarını, evdeki eşyaları, kardeşlerini, anne babalarını kısaca etraflarındaki her şeyi fotoğraflıyorlar.

Belgesel ilerledikçe çocuklarla yapılmış röportajlardan kesitler görüyoruz. ‘Başka bir yere gidip eğitimime devam edebilsem, ileride ne olacağımı çok merak ediyorum’ diyor 10 yaşındaki Kochi. Tapasi, yaşadıkları inanılmaz fakirliğe rağmen hiçbir zaman zengin olmayı düşlememiş, fakir bile olsan mutlu bir yaşamın olabileceğini düşünüyor. Aslında içine doğdukları dünyanın tam anlamıyla farkındalar fakat bir yandan da çocuk olmaya devam ediyorlar. Hepsinin evde onları bekleyen görevleri var. Kimisi sabahın erken saatlerinde kalkıp yemeği hazırlaması gerekirken, kimisi annesine parasını ödemeyen bir müşterinin peşinden koşup paralarını almaya çalışıyor. Kimisi de eve para getirmesi için yakında sıraya girerek fahişelik yapmaya zorlanacak. Babalar da bu kaotik yerden nasibini almış. Kızını satmaya çalışanlar mı dersiniz, cigara tüttürmekten başka bir işe yaramayanlar mı, ona para vermediği için karısını dövenler mi ne ararsanız var yani.

Bu bölgede para kazanmak için bilinen tek meslek seks işçiliği. Bunun yanında ya uyuşturucu ya da alkol satarak ekstra para kazanmaya çalışıyorlar. Fakirlik almış başını gidiyor. Birçok ailenin yaşayacakları doğru dürüst bir evi bile yok. Barınakları ev haline getirmeye çalışmışlar. Yemek yedikleri kaplar yerlerde ve çoğu zaman çıplak ayaklarla dolaşıyorlar. Hijyen denen şeyden eser yok. Bizler bırakın böyle bir yerde doğmuş olmayı, ziyarete bile gitmeyi hayal edemezken burada yaşanan binlerce hayatı düşünüyorum. Acaba bu insanların dünyadaki yaşam amaçları ne? Özellikle kızlar büyüyüp belli bir yaşa geldikten sonra seks işçisi olma kaderinden kaçamıyorlar. Hiçbiri doğru dürüst bir eğitim alıp okuluna devam edemiyor.

Gel gelelim çocukların yeni edindikleri bu fotoğraf çekme hobisi onlar için hayata bambaşka bir bakış açısı yaratıyor. Zana, etrafı fotoğraflamaları için onları hayvanat bahçesi, okyanus kıyısı gibi çeşitli yerlere götürüyor. Hayatında okyanusu ilk defa gören Malik, bu manzara karşısında büyüleniyor. Aynı zamanda çok güzel resim de yapan Avijit çektiği fotoğraflar çok beğenilmesi neticesinde World Press Photo kuruluşu tarafından Amsterdam’a davet ediliyor. Zana Avijit’e pasaport çıkarmaya uğraşıyor ancak istenen belgeleri toplamakta o kadar zorlanıyor ki sanki o çocuklar oraya hapsedilmiş ve bu dünyanın dışına çıkmaları yasakmış gibi düşünmeden edemiyorsunuz. Hindistan’dan dünyanın birçok yerine okumak için giden gençler var. Aslında düşünüyorum da kim bilir nerelerden geçerek bu imkanlara ulaşıyorlar veya aileleri ne fedakarlıklar yapıyor.

Bu çocukların hayatları aslında daha doğarken mahvolmuş durumda çünkü aileleri ve yaşadıkları bölge yüzünden hiçbir okul onları kabul etmiyor. Çoğunun ailesinin geçmişinde suç kayıtları var. Zana birçok kurum ve kuruluşla görüşerek onları yatılı okullara aldırmaya çalışıyor. İçlerinden bazıları için bunları başarabiliyor ama kimisi ailesi tarafında geri alınıyor kimi kendi isteğiyle terk ediyor.

Yaşam için gerekli doğal ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumda olan bu çocukların hayatları tam bir kargaşa ve dram. Örneğin, Ajivit’in annesi onu satan adamla yaşadıkları anlaşmazlık sonucu adamın çıkardığı yangında hayatını kaybediyor.

Filmde çocukların çektikleri fotoğraflardan bolca var. Yakın çekim röportajlar da bence gayet başarılı. Duygularını ve düşüncelerini mimiklerinden biraz da olsa anlayıp, kendinizi onların yerine koymaya çalışıyorsunuz. Bazı röportajlarda çocuklar kendilerine yöneltilen soruyu yanıtlasa bile düşüncelere dalmadan edemiyor. Onu bu kadar düşünceli yapan ne, endişeleri neler, şu an ne yaşasaydı veya nerede olsaydı en çok mutlu olurdu gibi sorular aklınıza düşüyor. Her şey rağmen hala gülebilen pırıl pırıl yüzlü çocuklar var karşımızda.

Keyifli Hint müzikleriyle bezenmiş bir yapım. Hikayenin dramatikliğine rağmen bence film o kadar da modu düşük, ağır bir atmosferde kalmamış. Çocukların fotoğraf çalışmalarına ve dersler esnasındaki değerlendirilmelerine ağırlıkla yer verilmesi, onların eğlenceli dünyalarına ve yaratıcılıklarına tanıklık edebilmemizi sağlıyor.

En iyi belgesel dalında Akademi ödülü kazanmış bu yapım yerli yabancı birçok ödül toplamış. Beğeninin yanı sıra birçok eleştiri de almış tabi ki. Örneğin Hindistan’daki seks işçilerinin haklarını korumak ve sağlık koşullarını iyileştirmek için kurulmuş etkin bir kurum olan Durbar’ın sözcülerine göre:  ‘Belgeselde Hindistan’daki seks işçilerinin hem kendi hayatlarını, hem de çocuklarının hayatlarını değiştirmek için örgütlenme çabası göstermelerine değinilmiyor bile. Filmde, seks işçilerinin çocuklarının geleceğiyle hiç ilgilenmediği izlenimi veriliyor. Bu çağda belgeseller yapılırken belli etik değerlere dikkat edilmesi bir kural iken, bu filmde seks işçileri ve çalıştıkları bölgelerde kadınların izinleri alınmaksızın çıplak olarak çekilmişlerdir. Korkumuz, bir üçüncü dünya ülkesindeki seks işçilerinin hayatını tek taraflı bir bakış açısıyla verilmesinin hakları ve saygınlıkları için savaşan seks işçilerinin evrensel hareketine büyük zarar vermesidir. Bu damgalanmadan sağlık hizmeti görebilmek, çocuklarımızın velayetini taşıyabilmek gibi pek çok zorlukla kazanılmış hakkımıza bile zarar verebilir.’ Bu bölgedeki aileler ve çocuklar Bengal dilinde konuştuğu için her zaman bir çevirmene ihtiyaç var. Kimileri de yanlı çeviriler yapıldığına dair eleştirilerde bulunmuş.

Eleştirdikleri noktalarda haklı olduklarını düşünüyorum. Ancak bu belgesel Batı Bengali bölgesindeki seks işçilerinin hayatlarını, yaşadıkları koşulları veya verdikleri mücadeleleri anlatmak için yapılmamış. Konusu aslında kısa ve öz. Bu bölgede doğmuş ve bu şartlar altında yaşayan bir grup çocuğun fotoğraf sanatı ile tanışması. Farklı noktalara dikkat çekilmek istenseydi örneğin annelerle de kısa röportajlar yapılabilirdi. Bir kare de Avijit’in babaannesinin torununun okuldaki başarısından dolayı kazandığı ödüllerden gururla söz ederken duyuyoruz.

Aslında tam tersine ben filmin bu tür eleştiriler neticesinde Hindistan’daki seks işçilerinin haklarının korunması konusuna da dikkat çektiğini düşünüyorum. Hindistan’da seks işçiliği yasal fakat bu konuda gerekli düzenlemeler yok o yüzden hakları güvence altına alınamıyor. Türkiye’de ise birçok Batı Avrupa ülkesinde olduğu gibi seks işçiliği yasal. Fakat meslek çalışanları kanunlar tarafından korunuyor. (Tabi bunun ne kadar da lafta kaldığını biliyoruz. Seks işçisini bırakın, normal bir memurun bile ezilip sömürüldüğü gerçeğiyle karşı karşıyayız.)

Aynı zamanda filmin seks işçilerinin mücadelesine değinmemiş olması çocuklarının ne kadar zor koşullar altında yaşadığı, barınma, yeme içme, eğitim görme gibi en doğal haklarının bile bin bir güçlükle yarım yamalak yerine getirilebildiği gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki. O nedenle Zana ve Ross’un, fotoğraf sanatını sadece çekip paylaşmak için değil aynı zamanda hayatları değiştirebilmek için bir araç olarak kullanmaları çok anlamlı.

Neticede, film kesinlikle izlenmeye değer. Sonagachi sokaklarını ve seks işçilerinin barınaklarını Shanti, Kochi, Suchitra, Manik, Tapasi, Puja, Avijit ve Gour’ın gözüyle birkaç keyifli Hint müziği eşliğinde keşfe çıkmak isterseniz kesinlikle izlemeden geçmeyin derim.

Bu arada Zana’nın 2002 yılında kurduğu bir site (http://www.kids-with-cameras.org/) sayesinde çocukların şu an nerelerde olduklarını görebiliyor, ekibin dünyanın başka yerinde başka çocuklarla aynı amaçla yapılmış olan projelerini takip edebiliyorsunuz.

Not: Yazı arasındaki fotoğraflar Shanti, Kochi, Suchitra, Manik, Tapasi, Puja, Avijit ve Gour’un kendi çektikleri çalışmalardan seçilip aktarılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.