EVRİM

Teknoloji geliştikçe dünyayı ele geçiren bilgisayarlarla, bağımsız düşünebilen robotlarla ilgili filmlerin sayısı da arttı. Hemen hemen hepsinin temelinde de gelişen yapay zekayla, sonu gelme tehdidi altında olan insanlığın savaşı yer aldı. Türün önde gelen filmlerini keyifle izlemiş birisi olarak da tanıtımı yapıldığından beri Evrim filmini merakla bekliyordum. Üstelik yönetmenliğini yaptığı filmlerle kendisini kanıtlayan Christopher Nolan’ın adını yapımcılar arasında görmek ve Johnny Depp gibi her filmde benzersiz bir karakter yaratabilen bir oyuncunun başrolde olması merakımı daha da arttırdı. Ancak Evrim, çok bekleyip hayal kırıklığına uğradığım filmler arasında yerini aldı.

Evrim, bir insan beyninin yapay zekayla birleşmesi açısından heyecan verici bir konuya sahip. İnsanlığa yardım ettiği sanılırken dünyayı ele geçiren makinelerin olduğu daha önceki bir çok örnekten farklı olarak insan zekasını yapay zekaya dönüştürme fikri oldukça iyi bir fikir. Bu fikir sayesinde film bir süre heyecanla izlettirdi kendini.  Çoğu aksiyon filminin başvurduğu son saniyede patlamasına engel olunan bombalar ya da patlamada öldü sanılırken ateşler içerisinden çıkan karizmatik başrol oyuncusu gibi işe yaramadığı düşünülürken son anda yapay zekayı oluşturmayı başarma sahnesi gibi bir klaşeyi bile görmezden gelebildim. Ancak izlemeye alıştığımız yapay zeka makinelerin, bankamatiklerden ilan panolarına kadar tüm elektronik eşyaları kontrol edebilmesinin yanı sıra, insanları ve hatta doğayı kontrol edebilmeyi başaran yapay zekanın tam anlamıyla kullanmadığı güçleri ve senaryonun savrukluğuyla heyecanım sönmeye başladı. Neredeyse bir tanrı gibi gösterilen yapay zeka, doğayı bile kontrol edebiliyorken kimi sahnelerde kendisine yapılan saldırıları savuşturamayabiliyor. Filmin başından itibaren kötü diyaloglara sahip olan film insanlığa yardım eden ama bir yandan da kendi ordusunu oluşturan, insanken aşık olduğu kadına hala ilgisini devam ettirip onun ideallerini hayat geçirmeye çalışan ama bir yandan da tüm dünyaya yayılmaya çalışan yapay zekanın tam olarak ne istediğini anlamamamız için özel olarak uğraşmış gibi. Filmin sonunda bir takım sorularımın cevaplarına ulaşmama rağmen az önce saydığım etkenler ve var olduğunu düşündüğüm eksikler nedeniyle benim için tatmin edici olmadı. Var olduğunu düşündüğüm eksiklerin başında oyuncu kadrosundan iyi yararlanamama geliyor. Filmin en önemli ismi Johnny Depp’in ikinci planda kalması, Morgan Freeman ve Kate Mara’nın yardımcı oyuncular değil de neredeyse figüran gibi kalmaları Evrim filminin en önemli eksiklerinden. Ayrıca sanki orasından burasından kırpılarak kısaltılmış bir film gibi hissettirmesine sebep olan senaryonun vasatlığı da bir diğer eksik. Şunu özellikle tekrar belirtmem gerekirse Evrim’in konusu heyecan vericiyken, senaryosu oldukça vasat.

Teknolojinin varabileceği boyutları düşünürken korkan birisi olarak bu tür filmler her zaman ilgimi çekmiştir. Nanoteknoloji ya da yapay zekanın ortaya çıkmasının çok uzun sürmeyeceğini de düşündüğümden Evrim filmi benim için ideal bir filmdi. Ancak ne yazık ki bilimkurgu olarak başlayan film ikinci sınıf bir aksiyon filmine dönüştü. Bu nedenle bilimkurgu izleme hevesiyle filmi izleyecekseniz beklentinizi düşürmenizi öneririm. Belki bu sayede benim hissettiklerimi hissetmez ve filmi beğenirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.