DENİZ FENERİ

2015 yılında Cadı ile sinema dünyasına giriş yapan yönetmen Robert Eggers’ın erkek kardeşi ile senaryosunu yazdığı Deniz Feneri, Edgar Allen Poe’nun aynı isimli öyküsünden ilham alınarak kurgulanmıştır. Poe’nun son eseri olarak bilinen öykü, yazarın ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.

Eggers’ın hikayesinin çıkış noktası Poe’nun tamamlanamayan kısa öyküsü olsa da filmin senaryosunun birçok edebi eserden referans alınarak yazıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu yazımda keşfedilmeyi bekleyen semboller ve referanslarla dolu olan Deniz Feneri’ni tüm edebi ilhamlarıyla incelemeye çalışacağım.

Poe, öyküsünü ana karakter tarafından yazılmış bir günlükle anlatıyor. 1 Ocak’ta başlayan günlük kayıtları yazarın ölümü nedeniyle 4 Ocak’a kadar uzanabiliyor. İki sayfası tamamlanmış olan öyküde sadece üç günlük kayıt var; “4 Ocak” başlığının altında hiçbir günlük kaydı yok. Ölümü adeta bir gizem olan yazarın son öyküsüyle ilgili en popüler teorilerden biri son sayfanın bilerek boş bırakıldığıdır. Bu hem ana karakterin hem de yazarın ölümünü temsil eden bir boşluktur. Poe’nun yazabildiği ilk iki sayfada işlemek istediği genel temaların soyutlanma ve onun bir getirisi olan paranoya olduğu anlaşılabiliyor.

19. yüzyılın sonlarında geçen Deniz Feneri’nde karakterlerin dili ve aksanı çok büyük bir rol oynuyor. Bu bazı izleyicileri çığırından çıkarabilir ama bazılarının da eğlencesi olabilir. Fakat bu anlaşılmazlık sadece izleyiciyi değil ana karakterlerden biri olan Winslow’u da epey rahatsız etmektedir ve karakterler arasındaki bu dil bariyeri film ilerledikçe daha da sıkıntı çıkarmaya başlar. Eggers dönemin dilini daha iyi anlamak için 19. yüzyılın başarılı Amerikan yazarlarından biri olan Sarah Orne Jewett’in şiirlerine ve kaptanlarla yaptığı röportajlara odaklanmış. Jewett’in yazılarının Thomas karakterinin yaratılmasında büyük etkisi olsa da Eggers’ın tek ilham kaynağının o olduğunu söylemek biraz zordur çünkü Herman Melville ünlü romanı Moby Dick’in ana karakteri Kaptan Ahab ile Thomas arasında tesadüf olamayacak birçok benzerlik bulunur. Dünyaca ünlü roman, “Ishmael deyin bana” cümlesiyle başlıyor. Anlatıcı, Ishmael’in ağzından Kaptan Ahab adlı karakterin Moby Dick adlı balinadan intikam alma peşinde yaşadığı macerayı anlatır. Deniz Feneri’nde ne bir balina ne de bir intikam alt metni var, fakat Ahab’ın güçlü intikam duygusu Thomas’ın deniz fenerini koruma duygusu kadar güçlü ve Thomas’ın dış görünüşü Ahab’ın romanda anlatılan dış görünüşüyle uyuşmakta. Filmin belli bir noktasında Winslow bile Thomas’a “Ahab çakması” diyerek buna değiniyor aslında.

Deniz Feneri’ndeki tüm bu edebi referansların dışında temas edilmesi gereken bir diğer nokta ise filmin Lovecraftvari bir evrende geçiyor olması. Yarattığı Cthulhu Mitosu’yla ünlenen ve günümüzde hala birçok takipçisi olan Amerikalı yazar H.P. Lovecraft korku ve gizem edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Cthulhu Mitosu, Lovecraft tarafından yaratılan kurgusal evren ve bu evrende geçen tüm öykülerini kapsayan metinler bütününe verilen addır. Mitos adını bu öykülerde yer alan hayali Cthulhu varlığından alır. Cthulhu belirsiz antropoit özelliklere sahip, güçlü bir deniz canavarıdır. Günümüzde Cthulhu’nun gerçek olduğuna inanan birçok topluluk vardır fakat burada sorgulanması gereken şey bu yaratığın gerçekliğinden çok neyi temsil ettiğidir. Bununla ilgili kesin bir cevap olmasa da yaratığın varoluşsal bir korkuyu temsil ettiğini rahatça söyleyebiliriz. Eggers film sonrası bir söyleşide Lovecraft benzetmelerinin gerçekten uzak ve sinir bozucu olduğunu söylemiş olsa da bunun üstünden geçilmesi gereken önemli bir “referans” olduğunu düşünüyorum. Lovecraft’ın yazılarının korku edebiyatında o kadar büyük bir etkisi oldu ki bilinmeyenin yarattığı kozmik korkuyu temel alan kurgulara “Lovecraftvari Korku” denmeye başladı. Deniz Feneri’ni Lovecraft yazmış olsaydı çok daha farklı bir film izliyor olabilirdik ama bunun bir önemi yok çünkü bir filmi “Lovecraftvari” olarak nitelendirmek bu anlama gelmiyor. “Lovecraftvari Korku”, yazarın ünlü romanlarından yıllar sonra Lovecraft’ın idealarını devam ettiren sanatçılar sayesinde korku janrının bir alt türü olarak gelişmeye başlamıştır. Filmde destansı bir yaratık olmayabilir fakat “Lovecraftvari” bir evrende böyle bir yaratık görmemiş olmamız onun var olmadığı anlamına gelmez. Lovecraft’ın yarattığı evrenlerde insanların farkında olduğu gerçeklik yapaydır, asıl gerçeklik insanı deli edecek kadar soyut ve korkutucudur. Cthulhu her şeyi kontrol eden bir güçtür; tıpkı deniz feneri gibi ve bunu fark eden Winslow deliye dönüp filmin sonunda Thomas’ı öldürür. Deniz Feneri gizemli bir film. Eggers’ın dediğine göre filmi yazarken detaylardan kaçınılmış ve filmde olanlar izleyicilerin hayal gücüne bırakılmış. Bana kalırsa Deniz Feneri bilinmeyenin yarattığı anksiyeteyle ilgi bir film ve bu epey “Lovecraftvari”.

Deniz Feneri korku filmi kategorisinde daha önce görmediğiniz türde bir eser değil ve Bergman’ın Persona’sı ne kadar korkunçsa ancak o kadar korkunç olabiliyor. Bütün bu referanslar olmadan ayakta duramayacak bir film olabilirdi belki fakat izleyici bunların çoğunun farkında değil. Bu referanslar kendinden önce gelenlerin farkında olan ve onlara saygı duyan senaristlerin işi. Deniz Feneri daha önce birçok kez duyduğumuz bir hikaye olsa da uzun zamandır duymadığımız bir hikaye ve bize uzun zamandır görmediğimiz eskimiş bir formatla anlatılıyor. Sinema ve edebiyatın köklerine dönen bu film herkesin favorisi olmasa da sinema severlere özel bir deneyim yaşattırıyor.

Bu yazı FikriSinema ekibine yeni katılan Ece Tagil tarafından kaleme alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.