Film festivalleri, sinemanın şenlikli sığınakları… Geçtiğimiz yüzyılın ikinci çeyreğinde Avrupa’da tarih sahnesine çıkan bu fenomen, aynı asrın son çeyreğinde de dünyanın farklı coğrafyalarına yayılarak yükselişe geçti. Bu yüzyılda ise artan bir ivmeyle küresel ölçekte sinemanın odak noktalarından biri haline gelen film festivalleri, yalnızca filmlerin gösterildiği yerler olmakla kalmıyor. Aynı zamanda panel, söyleşi ve atölye gibi yan etkinliklerle sinema üzerine düşünmeye olanak veren platformlara dönüşüyor. Bu yönüyle sinemaseverler açısından bir şenlik havasında geçen festivaller, çoğunlukla vizyonda kendisine yer bulamayan “sanat sineması” örneklerini beyaz perdeye taşıdığı için de sığınak işlevi görüyor. Özellikle kısa filmler ve belgeseller söz konusu olduğunda festivallerin bu yönü daha da önem kazanıyor. Bu kervana 2022 yılında hemen pandemi ertesinde katılan Kaş Uluslararası Film Festivali, Türkiye’de pek çok şehirde farklı temalarla organize edilen festivaller arasındaki yerini aldı. Festival yıllar içerisindeki istikrarlı tavrıyla adını geniş kitlelere duyurmayı başardı. Geçtiğimiz hafta 10-14 Haziran tarihleri arasında beşincisi gerçekleştirildi.

Seyir Deneyimi: “Antik Tiyatrodan Çıkmış İnsan”
Kaş Uluslararası Film Festivali’nin alamet-i farikalarından biri 4 bin yıllık Antiphellos Antik Tiyatrosu’nda gerçekleşen açık hava film gösterimleri. Akşam hava kararınca başlayan gösterimler farklı kategorilerde oluşturulan seçkilerin harmanından oluşuyor. Bu özel gösterim akşamlarında genellikle on kısa filmi ardı ardına izleme imkanı oluyor. Yazlık sinema konseptini hatırlatan bu nostaljik deneyim, antik tiyatro atmosferinde yıldızların altında bir şölene dönüşüyor. Bu etkileyici seyir deneyiminin bedeli ise sinema salonu kadar konforlu olmayan oturma alanları. Antik tiyatronun kendine özgü yapısından kaynaklanan bu durumu bertaraf etmek için girişte minderler dağıtılıyor. İki-üç saatlik bir uzun metraj film süresini bulan gecelerde minderler kurtarıcı oluyor. Ne demişler, gülü seven dikenine katlanır. Ayrıca festivale seçilen kısa filmlerin bir gösterimi antik tiyatroda yapılırken diğer gösterimleri de kapalı standart koltuklu salonlarda gerçekleşiyor. Dolayısıyla hem oturma rahatlığı-atmosfer denkleminde yaratacağınız denge ile hem de gününüzü planlarken gündüz-akşam gösterim tercihinizle kendi izleme takviminizi oluşturabilirsiniz.
Yeri gelmişken kapalı salon gösterimlerinden de söz etmekte yarar var. Festivale ikinci kez katılan biri olarak geçen sene kapalı salon gösterimleri Kaş Kültür Evi’nde gerçekleştiriliyordu. Sınırlı kapasitesi olmasına rağmen merkezden yürüyerek ulaşma imkânı ve söyleşilerdeki samimi ortamından dolayı gösterimler keyifliydi. Daha önceki yıllarda da kullanılan bu mekân, yerini Kaş Atatürk Kültür Merkezi’ne bıraktı. Kapasitesini 4-5 kat oranında artıran bu salon, festival katılımcılarına hem daha iyi bir teknik altyapı ile filmleri izleme olanağı sunuyor, hem de sayıları her sene artan katılımcıların rahatlıkla sığabileceği bir ortam sağlıyor. Gündüz gösterimlerinden sonra yönetmenlerle söyleşilerin de yapıldığı göz önüne alındığında bu değişimin festival bakımından önemli bir kazanım olduğunu belirtmek gerek. Ulaşım konusu da merkezden kalkan servislerle çözülmüş durumda. Geçen yıl ödül töreninde Kaş Belediye Başkanı, kente bir kültür merkezi kazandıracağı konusunda söz vermişti. Kuşkusuz bu vaatte ve sözün tutulmasında da film festivalinin katkısı var. Bu nedenle böyle görece küçük yerlerde gerçekleştirilen film festivallerinin kentle kurduğu ilişki açısından çarpıcı bir örnek.
Yarışmalar, Atölyeler, Paneller ve Özel Gösterimler
Film festivallerinin en çok merak edilen konularından biri de yarışmalardır. Kaş Uluslararası Film Festivali, adında kısa film geçmese de şimdiye dek yalnızca kısa filmlerin yarışma seçkilerine alındığı bir festival oldu. Öte yandan uzun metraj filmlerin de özel gösterimleri yapılabiliyor. Açılış filmi “Manevi Değer” ve bir saati aşan süresiyle “Istanbul Calling” bu seneki örnekleri. Belki de bu durum festivalin ismi de düşünüldüğünde ilerleyen süreçte uzun metrajlara kapıların daha fazla açılacağına yönelik bir işarettir, kim bilir… “Not Scared, Just Sad” ise festivalin ana jürisindeki yapımcı Atilla Yücer’in yapımcılığını yaptığı bir kısa olarak özel gösterimler arasında yerini aldı.

Ulusal ve Uluslararası Kısa Film Yarışmaları festivalin ana kategorileri. Bunlara ek olarak biri ulusal, diğeri uluslararası olmak üzere iki farklı yarışma kategorisi daha var: Ulusal Yeni Bakışlar ve Uluslararası Su Altı Kısa Filmleri. Yeni bakışlar, Türkiye’de üretilen deneysel işlere alan açması bakımından kıymetli bir girişim. Su Altı ise Kaş’ın dünyadaki önemli dalış destinasyonlarından biri olmasından dolayı düşünülmüş. Festivalin kentle konuşması ve kendine özgü yapısıyla diğer organizasyonlardan ayrılması açısından önemli bir kategori. Festival direktörü Seren Topaloğlu, “Yerel Köklerden Küresel Etkiye: Film Festivalleri Bir Şehri Nasıl Dönüştürür?” panelinde bu kategoride film bulmanın zorluğundan söz ederek revizyona gidebileceklerini belirtti.
Bu panelden söz etmişken festivalin önemli yan etkinliklerinden olan panellerden söz edelim. Film festivalleri, çoğunlukla kendileri hakkında konuşmaktan söz etmeyen organizasyonlardır. Çünkü konuşulan konular kamusal olarak masaya yatırılmış olur, bu da şeffaf biçimde eleştirileri karşılamayı ve gerektiğinde özeleştiri verebilmeyi gerektirir. Bu nedenle festival-kent ilişkisine dair tasarlanan “Yerel Köklerden Küresel Etkiye” panelini çok önemli bulduğumu belirtmeliyim. Dünyada A kategori arasında yer alan üç önemli uluslararası film festivalinden biri olan Berlinale eski direktörü Mariette Rissenbeek, genel olarak Berlin Film Festivali’nin tarihinden ve kendi döneminde yapılan işlerden söz ettikten sonra konuşmasında sponsorluk ilişkilerine, Panorama kategorisinin ortaya çıkışına ve World Cinema Fund destek mekanizmasına da yer verdi. Kaş Uluslararası Film Festivali’ne ana jüri olarak katılan Rissenbeek’in ardından KIFF direktörü Seren Topaloğlu festivali pandemi döneminde nasıl tasarladığından bahsederek organizasyona dair aldıkları desteklerin öneminin altını çizdi. Aynı zamanda festival ekibinin emeklerine vurgu yapan Topaloğlu, festivalin geleceğine dair planlarına da değindi. Bir diğer panel ise Doç. Dr. Berceste Gülçin Özdemir’in “Aşkın Felsefesini Psikanalitik Film Kuramıyla Anlamak” başlıklı film analizi konulu çalışmasıydı. Film festivalleri çoğunlukla sektörle ilişkiler geliştirmeye çalışsa da akademiyi ihmal ediyor. Bu ihmalin arkasında yatan sebebin üzülerek önemsememek veya yeterince ciddiye almamakla ilgili olduğunu sanıyorum. KIFF, her sene farklı konularda düzenlediği atölye-paneller ile sinema akademisi ile ilişkiler kurarak bunları geliştirmek için çaba gösteriyor. Sn. Özdemir’in gerçekleştirdiği oturumu da bunun göstergesi olarak ele alırsak, bu yaklaşımın değerli olduğuna inanıyorum.
Film festivali kapsamında gerçekleşen atölyelere göz attığımızda ise özellikle bir atölye hemen göze çarpıyor. O da Su Altı Film Prodüksiyonu ve Marine Koordinasyon Atölyesi. Okan Avcı ve Ozan Atabilen’in koordine ettiği bu atölyenin Türkiye’de oldukça eksik olan su altı çekimlerini geliştirmek bakımından önemli bir etkinlik olduğu kanısındayım. Festivalin yıllardır bu konuya verdiği önem, su altı kategorisiyle birlikte ele alındığında alanda kendine özgü bir yer edinmesine imkan tanıyor. Bu durumda film festivali ekibinin bu organizasyonu nerede yaptığını her zaman aklında tuttuğunu ve bu bilinçle hareket ettiğini gösteriyor. Böylece Kaş’ın önemli konumunu festivalle destekleyerek genel turizme ek olarak sinema bağlamında bir hareketlilik yaratan film festivali, sinema-turizm ilişkisini bir kez daha düşünmeye davet ediyor bizleri. Bu bağlamda yıllardır rehber Nebil Üstel ile Kaş keşif turu düzenlendiğini de atlamamak gerek. Bu sene gerçekleşen bir diğer atölye ise Cansu Baydar ve Ceyda Yüceer’in yürüttüğü “Mekanın içinde Karakter” atölyesiydi. Kaş Sanat Evi’nde gerçekleşen bu atölyede mekân-karakter ilişkisi çerçevesinde karakterin tasarım ve geliştirme aşamaları katılımcılarla birlikte ele alındı. Kısa film üretiminde sürenin azlığı nedeniyle çoğunlukla zorlanılan bir alana katkı sunması bakımından bu atölye de film yapımı açısından bir boşluğu doldurarak katkı sağladı.
Kısada Umut Var: “Rüyalarda Buluşuruz”
Film festivalinin yapmış olduğu değerli işbirliklerinden biri de “French Film Focus” & “Berlin Next Generation” seçkileriydi. Goethe Institut ve Institut Français işbirliğiyle hayata geçen bu gösterimler aracılığıyla Türkiye’de kısa film alanında gerçekleşen güncel üretimlerle Avrupa’da gençlerin kısa filmdeki yaklaşımlarını karşılaştırma olanağı doğuyor. Burada üretim yapmak isteyenlerin farklı ülkelerde neler yapıldığını görmesi kadar seyircilerin de farklı coğrafyalardaki kısa yapımlardan haberdar olması kıymetli.
Festival, Türkiye’de ve dünyada kısa film alanındaki güncel üretimlerle buluşturuyor seyircisini. Ben de yerli yapımlar ağırlıklı olmak üzere pek çok film izleme şansı buldum. Tek tek filmleri ele almak başka bir yazının konusu olabilir ancak, o yüzden hiç isim vermeden genel bir değerlendirme ile yetinelim. Seçkide, barış akademisyeninden kadın hikâyesine, büyüme öyküsünden çocuk karakterlere, göçmenlerden savaşa ve sınıf temsilinden “yönetmen olma” modasına/trendine kadar geniş yelpazede pek çok farklı temada film yer alıyor. Bu nedenle en başta kısacıların uzun metraj dünyasından çok daha cesur olduğunu belirtmek gerek. Ele alınan konulara samimi ve ilginç perspektiflerden yaklaşımlar, hikâyeyi kurgulmaya dair yenilikçi üsluplar gibi farklı alanlarda çeşitlenen anlatılar görmek sinemamızın geleceğine dair umut veriyor. Bu umutla sinemacıların hayal etmeye devam etmesi ve yeni filmlerinde başka dünyalarla bizleri buluşturmasını diliyorum. Denemekten çekinmeyen tavırları ve filmleriyle politik sözlerini aktarmaları sinemanın yeni isimlere duyduğu ihtiyacı tekrar hatırlattı bizlere.

Film festivalleri, sinemaseverler ve sinemacılar için özel dünyalardır. Bunu özel kılan festivalin gerçekleştiği yerle birlikte organizasyonun kendisi ve emekçileridir. Kaş’ın denizinde yüzdükten sonra güzel kısa filmler izlemek ve diğer etkinliklere katılmak, yeni insanlarla tanışıp tanıdıklarla buluşmak çok keyifli bir deneyim. Bu deneyimin Kaşlılar ve festival konuklarıyla sınırlı kalmadığını görmek oldukça değerli. Zira ancak kitle o şekilde genişledikçe festival atmosferi zenginleşebiliyor. Umarım Haziran ayına sabitlenen film festivalini sinemaseverler rotasına ekler ve bundan sonraki senelerde şehir dışından film festivali için pek çok seyirci katılır.
Bu organizasyona yıllardır emek verip ilmek ilmek işleyen Seren Topaloğlu, Said Aksoy ve tüm ekibi tebrik ediyorum. Zaman içerisinde festivalin nasıl gelişip etkisini artırdığına tanık olmak çok güzel bir duygu. Festivalin sloganındaki gibi “Kaş Bir Rüya” ve film festivalinde izlediğimiz filmler bizi farklı rüyalarda buluşturuyor. Böyle olunca ne sinemacılar ne de seyirciler rüyadan uyanmak istiyor. Seneye tekrar görüşmek üzere, rüyalarda buluşuruz!
*Bu yazı, Mersin Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Sinema Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi DR. ONUR AYTAÇ tarafından kaleme alınmıştır.
