“YAPAY ZEKÂ, DOĞRU KULLANILDIĞINDA SANATÇININ İFADE ALANINI GENİŞLETEN GÜÇLÜ BİR ARAÇ”

5. Evrensel Bilimkurgu ve Fantastik Film Festivali, özgün ve çarpıcı film seçkisiyle devam ediyor!

Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneği organizasyonunda, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla 5–15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşiyor. Bu yıl uluslararası film seçkisi ve jüri kadrosuyla öne çıkan festivalde; Türkiye’den Avrupa’ya uzanan geniş bir katılımla Türkiye, Almanya, Fransa, Finlandiya, ABD, Rusya, Yunanistan, Meksika ve İtalya’dan yapımlar izleyiciyle buluşuyor.

Türkiye’nin ilk tarihi bilimkurgu filmi “Tehlikeli Bölge”nin yönetmeni Ramazan Ekmekçi, bu yıl festivalin jüri başkanlığını üstleniyor. Ekmekçi’yle izleyiciyi nelerin beklediğini ve festival seçkisinin detaylarını konuştuk.

Pelin Denizli: Bu yıl beşincisi düzenlenen Evrensel Bilimkurgu ve Fantastik Film Festivali’nde film seçkisini oluştururken sizin için neler öncelikliydi? Teknik mi yoksa ardındaki düşünce mi daha etkili oldu?

Ramazan Ekmekçi: Bağımsız bilimkurgu ve fantastik filmler çoğunlukla büyük bir tutkunun ürünü olarak ortaya çıkıyor. Bu tür projelerin destek bulması ve yapımcıları ikna etmesi genellikle oldukça zorlu bir süreç gerektiriyor. Bu nedenle seçkiyi oluştururken teknik yeterlilikten ziyade, filmlerin arkasındaki düşünceyi, özgünlüğü ve yenilikçi yaklaşımı ön planda tutmaya özen gösterdik. Sanat ile insanlığın geleceği arasında güçlü bir bağ olduğuna inanıyorum. Bilimkurgu ve fantastik filmler, bir yandan insanlığın ulaşmak istediği hayallere tanıklık etmemize olanak tanırken, diğer yandan da hatalarımızdan ders çıkarmadığımız takdirde karşılaşabileceğimiz olası sonuçları bize sunuyor açıkçası.

P.D.: Festivalin uluslararası bir gücü de var. Seçkide yalnızca Türkiye’den değil farklı coğrafyalardan filmler de mevcut. Bugünün farklı yerlerinde yaşayan insanları geleceğe benzer mi bakıyor, bir evrensel dil olduğunu söylemek mümkün mü yoksa her film kaçınılmaz olarak kendi kültürel bağlamına mı çekiliyor?

R.E.: Seçkide yer alan filmlerde güçlü yerel motifler görmek mümkün. Sanatçılar, içinde yaşadıkları coğrafyadan ve kültürel atmosferden besleniyor; bu da ortaya çıkan işleri daha özgün ve kıymetli kılıyor. “Evrensel dil” dendiğinde çoğu zaman akla daha çok ana akım, özellikle Hollywood anlatısı gelse de farklı kültürlerden gelen filmlerde ortak kaygılarımızı, arayışlarımızı ve umutlarımızı açıkça görebiliyoruz. Geleceğe bakış açısından aslında büyük bir farklılık olduğunu düşünmüyorum. Asıl farkı yaratan; anlatım biçimleri, kullanılan dil ve kültürel etkiler. Bu çeşitlilik de izleyiciye alışık olmadığı yeni ifade biçimleriyle karşılaşma fırsatı sunuyor. Ben evrenselliği daha çok içsel bir yerden tanımlamayı tercih ediyorum. Bu açıdan bakıldığında, seçkinin bende bıraktığı his; dertlerimizin büyük ölçüde ortak olduğu ve geleceğe dair bakışımızın, farklı coğrafyalara rağmen şaşırtıcı biçimde benzerlik gösterdiği yönünde.

P.D: Jüriye baktığımızda çok farklı alt yapıdan ve ülkelerden dahil olan isimler var. Bu durum, seçkiye karar verirken nasıl bir bakış açısı sağladı?

R.E: Jüride farklı ülkelerden ve disiplinlerden gelen, son derece değerli isimler yer alıyordu; onlarla birlikte çalışmak benim için çok kıymetliydi. Karar alma sürecinde ise düşündüğümüz kadar zorlanmadık, çünkü jüri üyeleri arasında belirgin bir ortak duyarlılık vardı. Farklı coğrafyalardan gelen isimlerin pek çok noktada benzer düşünmesi aslında oldukça çarpıcıydı. Bu da şunu gösteriyor: Filmler yerel motifler taşısa bile, özünde evrensel bir bakış sunuyor ve insanlığın ortak sorularına odaklanıyor. Bu ortak zemin, karar sürecini de doğal olarak kolaylaştırdı.

P.D.: Günümüzde içerik üretimi yapay zekânın kullanım alanlarının artmasıyla epey gelişti. Karşılaştığınız filmlerde yapay zekânın kullanımı ne oranda arttı? Yeni teknolojileri film üretiminde görmek mümkün mü?

R.E: Yapay zekâ, doğru kullanıldığında sanatçının ifade alanını genişleten güçlü bir araç. Bu nedenle ben yapay zekâya karşı değilim; aksine, yaratıcı süreçte sunduğu imkânları oldukça değerli buluyorum. Festivalimizde de bu alana özel bir kategori ayırmamızın sebebi bu. Gerçekten etkileyici ve sınırları zorlayan işler izleme fırsatı yakaladık. Son dönemde yapay zekâ ile üretilen filmlerin hem sayısında hem de niteliğinde ciddi bir artış var. Bu dönüşüm yalnızca bağımsız sinemada değil; düşük bütçeli yapımlardan büyük ölçekli projelere kadar sektörün her alanında kendini gösteriyor. Ancak etik açıdan özellikle oyunculuk kategorilerinde daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. En azından şu aşamada, tamamen yapay zekâ ile oluşturulmuş karakterlerin insan performanslarıyla aynı kategorilerde değerlendirilmesi sağlıklı değil. Bu ayrımın korunması, hem emeğin karşılığını vermek hem de tartışmayı doğru bir zeminde sürdürmek açısından önemli.

P.D.: Türkiye’de bilimkurgu ve fantastik filmin şu anki durumunu nasıl yorumlarsınız? Bu festivalin beş yıllık bir geçmişinde bu alana nasıl bir teşviği olduğunu düşünüyorsunuz?

R.E.: Türkiye’de bağımsız sinemacılar için en önemli gösterim alanları hâlâ festivaller. Özellikle bilimkurgu ve fantastik türünde üretim yapmak isteyen pek çok sinemacı var ancak bu türde bir filmin hem hayata geçirilmesi hem de izleyiciyle buluşması oldukça zor. Bu nedenle seçkiye girmek ya da görünürlük kazanmak bu filmler için büyük bir değer taşıyor. Ne yazık ki birçok festival, tür sinemasına mesafeli yaklaşabiliyor. Bu noktada Evrensel Bilimkurgu ve Fantastik Film Festivali’nin önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Festival, filmlerin farklı şehirlerde ve ülkelerde izleyiciyle buluşmasına imkân tanıyarak bu alana ciddi bir hareket kazandırıyor. Aynı zamanda izleyici açısından da çok kıymetli bir işlev görüyor. Çünkü normal şartlarda erişilmesi zor olan filmlerle buluşma imkânı yaratıyor. Bu yönüyle hem üreticiler hem de izleyiciler için besleyici bir alan oluşturuyor. Bu nedenle festivalin kurulmasında ve bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese ayrıca teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum.

Diğer Yazılar: Pelin Denizli
VE HAYAT DEVAM EDİYOR: “ÜZGÜNÜM, BEBEĞİM”
Agnes’in Başına Kötü Bir Şey Gelmiştir, Fakat Hayat Devam Etmektedir. Eva Victor’un...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir