UNUTURSAM FISILDA

Masal ve Hikaye

Çağan Irmak, ruha dokunmanın peşinde olan bir hikayeci olarak karşımıza çıktı hep. Bütün eserlerinde, akıldan ziyade ruhla oluşturulmuş hikayeler anlattı bizlere; zamanı, mekanı, karakterleri değişse bile bu tavrı değişmedi, hep hikayesinin peşindeydi. “Unutursam Fısılda” bu yönden tipik bir Çağan Irmak filmi, olan ve olmayan yönleriyle önceki eserlerinden pek farklı değil; diğer filmlerine getirilebilecek eleştirilerin birçoğu, sadece ad değiştirilerek bu filme getirilebilir ve belli ki Irmak, bu eleştirilerin ve muhtemel cevapların üzerinde durmayı düşünmüyor.

Çağan Irmak’ın iyi bir hikayeci olduğundan bahsetmiştik, kendisi aynı zamanda bir masalcı. Hikaye anlatmayı sevdiği kadar masal anlatmayı da seviyor, eserlerinde hikaye ve masal türünün özelliklerini sıklıkla kullanıp iki türün arasındaki çizgiyi muğlaklaştırıyor. Her ne kadar iki türe hakim olsa da, kendisi iyi bir hikayeci olduğu kadar kötü bir masalcı. Hikaye anlattığı, hikayesinin peşinde gittiği her an ruha dokunmayı beceren Irmak, masal anlatmaya çalıştığı anlarda tökezliyor bütün eserlerinde; “Unutursam Fısılda”da, bu sıkıntının ortaya en net çıktığı filmi.

“Unutursam Fısılda”, masal kalıplarıyla anlatılan bir hikaye kabaca. “Bir varmış bir yokmuş” döşemesiyle başlayıp mutlu son içeren bir dilekle biten,  ikisinin arasında gerek zaman mefhumunu muğlaklaştırarak gerekse karakter yerine toplumsal karşılığı olan tiplemeler kullanarak masal iskeletine hikaye inşa eden bir eser. İki tür iç içe geçmiş olsa da ikisini ayrı ayrı ele almak mantıklı olacaktır çünkü filme atfedilecek tüm yakıştırmalar, bu ayrımın duvarına toslayacaktır.

Masal olan “Unutursam Fısılda” oldukça sorunlu bir eser her şeyden önce. Bir şeyler anlatmaktan çok hazır bir kalıbın içini, Eski Türk destanlarında, masallarında yer alan prototiplerden arketiplere, koca karı motifinden ibret vurgusuna kadar uzanan, doldurma çabasında. Bugün ile geçmiş arasındaki gidiş gelişlerinde meydana gelen olaylar (aynı kişiye aşık olan iki kardeş ya da Ayperi, Tarık ve Erhan arasındaki poliamori), karşımıza çıkan kişiler (Tarık ve Hatice’nin ebeveynleri, okul müdürü, Kemal Abi gibi) ve vermek istediği mesajlar, herhangi birinin herhangi bir zaman diliminde karşılaşabileceği, kolektif bir anımsamanın ürünü. Bu haliyle kişileştirilebilir bir yanı yok  “Unutursam Fısılda”nın, bir dönemin akılda kalan özelliklerini –yargılar, algılar ve kıyafetler, yarışmalar, posterler, gazeteler vb. – ağlak bir nostalji hissiyle aktarmanın peşinde olan bir eserden fazlası değil.

Hikaye olan “Unutursam Fısılda” ise özgün, kişiselleştirilebilen ve herkesin kendisinden bir parça bulabileceği; kardeşliği, dostluğu ve aşkı anlatan bir öykü. İçinde hüzne, neşeye ve sevgiye yer olan, zirveyi ve dibi görmüş karakterlerle dolu; bir şarkının, fotoğrafın ya da görüntünün sizi alıp götürdüğü bir hikaye aynı zamanda. Masalı (aklı) sıyırıp attığınızda karşınıza çıkan hikayeden (ruhtan) etkilenmemek mümkün değil.

“Unutursam Fısılda”, müzik kullanımından nefret edip şarkılarına dalıp gittiğiniz, sevdiğiniz kadar kızabildiğiniz; olmamışlıkları bünyesinde barındıran bir Çağan Irmak filmi sonuçta; farklı hisler uyandırmasından daha doğal bir şey yok. Tüm bunların yerine Çağan Irmak’ın yönetimini, Gökhan Tiryaki’yi ya da Farah Zeynep Abdullah’ı da konuşabiliriz fakat Irmak masal anlatmaktan vazgeçmediği sürece, bu konuşmalar boşa kürek çekmekten farksız olacaktır. Masal mı anlatacak hikaye mi, önce o kararını versin, sonra biz kılıç kuşanırız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.