Soysuzlar Çetesi

Bir Tarantino filmi izlediğinizde bu filmin tam da Tarantino’ya yakışır bir film olduğunu düşünürsünüz. Üstelik bunu ilk filmi Rezervuar Köpekleri’ni izlediğiniz andan itibaren düşünmeye başlarsınız. Yani Tarantino daha ilk filminden itibaren bir sonraki filmini merakla beklememize neden olacak tarza sahip yönetmenlerden. Soysuzlar Çetesi de Tarantino’nun tarzını yansıtan, öncesinde çekilen tüm savaş filmlerinden yönetmeni sayesinde farklılaşan bir film.

Savaş, sinemaya fazlasıyla malzeme verdi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ve bu savaştaki Hitler figürü defalarca sinemada karşılığını buldu. Buna rağmen yönetmen koltuğuna Tarantino oturduğu anda en bilindik konu bile onun gözünden yepyeni kapılar açtığından Soysuzlar Çetesi’ne de sadece bir savaş filmi olarak bakmak yanlış olur. Öyle ki filmin asıl derdi İkinci Dünya Savaşı’nda askerlerin mevzilerde yaşadıkları değil, savaşın farklı insanların hayatlarına etkileri. Ailesinin gözleri önünde öldürülmesini görmek zorunda kalan Shosanna üzerinde savaşın, komutan Hans Landa üzerinde bıraktığından oldukça farklı bir etki bırakması gayet normal. Filmin en önemli anlarından birisi olan açılış sahnesi, Hans Landa’nın nasıl bir karakter olduğunu tanımamıza fazlasıyla yetiyor. Komutan Hans Landa demişken de Christoph Waltz’dan bahsetmek gerekir. Yıllardır ülkesinde birçok işte yer alan Christoph Waltz’un dünyaca tanınmasını bu film sağlamıştır ki, o da uzun yıllardır izlediğimiz kötü karakterler içinde kendisini ön plana çıkartacak kadar iyi bir oyunculuk sergilemiştir. Christoph Waltz Almanya yapımı filmleri takip etmeyenler için yeni bir yüz olabilir belki ama bundan sonra kolay kolay unutulmayacağı da kesin.

Christoph Waltz’dan bahsedip Brad Pitt’den bahsetmemek olmaz. Her ne kadar eli yüzü düzgün birçok oyuncunun başına geldiği gibi yakışıklılığı oyunculuğundan daha çok konuşulsa da, asıl konuşulması gerekenin oyunculuğu olduğunu rol aldığı her filmde tekrar kanıtlıyor. Bu zamana kadar “her işi birlikte yapan yönetmen ve oyuncu” ilişkisine girmediğini belirtmek gerekir. 3 kez çalıştığı iki yönetmenden birisi Ocean üçlemesinin yönetmeni Steven Soderbergh diğeri ise David Fincher olan Brad Pitt aralarında Ridley Scott, Robert Redford, Guy Ritchie, Tony Scott, Terrence Malick, Coen Kardeşler’in de bulunduğu birçok yönetmenle çalıştı. Hepsiyle de iyi işler çıkarttı ve her filmi defalarca izlendi. Soysuzlar Çetesi filmiyle de Brad Pitt yabana atılmayacak bir oyuncu olduğunu ele güne ilan etmiş durumda. Tarantino tarzıyla farklılaştırdığı filmini oyuncu seçimleriyle de birçok kez izlenecek filmler sınıfına sokuyor.

Filmde bazı klişeler de yok değil. Her Amerikan savaş filminde olduğu gibi, Amerikalıların yaptığı her şeyin iyilik için olduğu, en cesur askerlerin onlarda olduğu gibi klişelere Tarantino da düşmüş olsa da bunun bir savaş filmi olduğunu ve Tarantino’nun da bir Amerikalı olduğunu unutmamak gerek. Yine de son zamanlarda izlediğimiz koyu milliyetçi ve aşırı militarist filmlerin yanında oldukça masum kaldığını söyleyebilirim. Masumiyetten kastım sadece milliyetçilik konusunda tabi. Yoksa Soysuzlar Çetesi filminde de kan gövdeyi götürüyor elbette. Üstelik yine Tarantino’nun diğer filmlerinde olduğu gibi kan hammadde olarak kullanılıyor. Ancak bu Tarantino sevenler için elbette iyi bir haber.

Bu yıl 52. yaşını kutlayan Tarantino sinemadan uzaklaşmasının yakın gelecekte olacağını söylüyor söylemesine ama oluşturduğu hayran kitlesi peşini bırakmaya niyetli olmayacak gibi. Yeni filmi The Hateful Eight’i sabırsızlıkla beklerken Soysuzlar Çetesi’ni tekrar izlemek iyi bir fikir olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir