SEND HELP: BİR BEYAZ YAKALI FANTEZİSİ

Korku sinemasının altın çağlarından biri olarak kabul edilen 70 ve 80’lerde en etkili eserleri vermiş yönetmenlerin 2000’lerin başlarında eski performanslarını gösteremeyerek kamera arkasından çekildiklerini çok kez gördük. Evil Dead üçlemesi ile bu statüyü kazanan nevi şahsına münhasır yönetmen Sam Raimi’nin ise bu grupta yer almadığını, tarzını ve yönetmenliğini demode olmadan uyguladığını söylemek mümkün. Zira “Send Help”, günümüzün ofis ortamındaki gerçekleri bir hayatta kalma macerasına dönüştürürken türler arası geçiş yapan, hem çok eğlenceli hem de yönetmenin alametifarikası korku ögeleri ile dolu bir eser.

Linda Liddle (Rachel McAdams), oldukça çalışkan ve kendisine şirketin sahibi ve patronu tarafından terfi sözü verilmiş, pek de sosyal olmayan ve iş arkadaşları tarafından itici görülen bir hayatta kalma meraklısıdır. Patronun ölümü sonrası şirketin başında oğlu Bradley Preston (Dylan O’Brien) geçince Linda’nın terfi hayalleri daha da uzakta kalır. Erkek egemen ofis ortamında emeklerinin suistimal edilmesinin yanı sıra bir de zorbalığa maruz kalan Linda, kendisine terfi vermeyen patronu ile uçak kazası sonrası bir adada maruz kalınca ikili arasındaki güç dinamikleri kalıcı olarak değişir.

* Yazının bu kısmından sonrası, film ile ilgili sürpriz bozan detaylara yer verecektir.

Çizgi roman dünyasının en önemli ismi Stan Lee, yarattığı karakterlere isim verirken genelde aynı harfleri kullanarak fonetik olarak akılda kalıcı isimler tercih etmiştir. Bu yöntemin, isimleri hatırlamada yardımcı olmasının yanı sıra odağın karakterlerin gündelik yaşamlarındaki halleri olmamasından kaynaklı bir kolaya kaçış olduğunu düşünüyorum. Çizgi roman dünyasında ve daha da özelinde Stan Lee karakterlerine (Peter Parker) oldukça tanıdık olan yönetmen, Linda Liddle isminde de benzer bir tercihte bulunmuş. Soy ismin karakterin toplum içindeki konumunu göze sokması ve Linda’nın sadece belirli kişilik özellikleri üzerinden iki boyutlu olarak ele alınması bu durumu destekliyor. Zira filmdeki iki karakter için de tipleme demek yanlış olmaz. Filmin konusu da oldukça basit, hatta yer yer tahmin edilebilir. Filmi başarılı ve etkileyici kılan ise bütün bu anlatının Sam Raimi’nin eskimemiş tarzı eşliğinde ekrana taşınması.

Raimi sinemasında korku ve komedi önemli rol oynar. Onun komedi anlayışında slapstick komedide görülecek bedensel aşırılıklar ve abartılı hareketler yer alır. Kan kullanımı konusunda elini korkak alıştırmaz. Kendisini “bir şeylerin yolunda gitmediği sahnelerin yönetmeni” olarak da tanımlayabiliriz. Nitekim bütün mantıklı açıklamaların terk edildiği doğaüstü korku sahnelerinde ampuller kanla dolarak patlar, uzuvlar bedenden bağımsız hale gelir, bir anda kocaman bir canavar belirir ve her şeyi yutar. “Send Help”, her olayın mantıklı bir açıklaması olan bir film ama Raimi, sinemasının izlerini bu filme oldukça başarılı bir şekilde yedirmiş. Yönetmen, “Spider-Man 2” (2004) filmindeki ameliyathane sahnesi ile çocuklara yönelik bir süper kahraman filmine kan dondurucu ve vahşi bir sahne eklemişti. Bu filmde ise aşırılıklarla dolu korku ögeleri filmin her yerine yayılmış durumda.

Örnekleri hemen hemen sinemasının başından beri görülse de ismi “The Evil Dead” (1981) ile konan shaky cam yöntemi bu sefer bedenleri ele geçirerek şeytani varlık yerine adadaki yaban domuzunun bakış açısını vermek için yaratıcı şekilde kullanılmış. Zira domuzun avlanma sahnesindeki yoğun kan kullanımı, yerinden çıkan gözler, kopan parmaklar ve beden sıvıları filmin vahşet dozunu artırmanın yanı sıra, splatter filmleriyle de bağ kurarak, slapstick komedi dokusuna hizmet ediyor. Uçağın düşme sahnesi de gerek vahşiliği gerek aşırılığı ile yönetmenin korku sularında gezindiği yerlerden biri. Filmde birkaç adet oldukça etkili jumpscare de var ve bu jumpscare’ler kullanılan ses efektleri ve tasarımlarıyla nostaljik bir etki bırakıyor. Bu kadar nostaljik unsurun yanı sıra filmin orta gelirli modern insanın büyük sorunlarından birini ele alması da yönetmenin güncel kalmasına olanak sağlıyor.

Bir Beyaz Yakalı Trajedisi -veya Fantezisi

“Send Help”in yine yakın dönemde izleme fırsatı bulduğumuz “No Other Choice” (Eojjeolsuga eobsda, 2025) ile yakın bir noktada olduğunu düşünüyorum. Bu iki film tür olarak ve sinemayı ele alış biçimleri konusunda oldukça farklılar. İşte tam da bu yüzden, benzer bir konunun iki çok farklı filmde ele alınması kapitalizmin insanları kaçınılmaz sonlara ittiğinin altını çiziyor ve bu sorunların yakın dönemde nasıl ele alınacağı konusunda merak uyandırıyor.

Bahsi geçen bu iki filmin de bir beyaz yakalı trajedisini ve hemen akabinde gelen bir beyaz yakalı fantezisini ele aldığını düşünüyorum. “No Other Choice”da çalıştığı şirketin Amerikan bir şirket tarafından satın alınması sonrası küçülmeye gitmesi ile işsiz kalan bir adamın hayallerindeki evi satmak zorunda kalması, ailesine yeterli maddi katkıyı sağlayamaması ve kendisini hemen her konuda yetersiz hissetmesini konu alıyor. Bu ofis ortamında çalışan bütün seyirciler için empati yapması oldukça kolay, yakın bir dert. Bu “modern trajedi”nin hemen sonrasında ise sadece “filmlerde görülecek” bir fantezi izliyoruz. İş arayan kahramanımız, bir sonraki iş başvurusunda kendisine rakip olabilecek diğer işsiz insanları öldürerek yeni pozisyonları garantilemeye çalışıyor. İş arama sürecinde red almış birçok kişi, daha sonrasında o pozisyona alım yapılıp yapılmadığını kontrol edip kendisiyle kıyaslar, neden kendisinin tercih edilmediğine yönelik bir bahane uydurmaya çalışır ve işsizlik süresine bağlı olarak işi alan kişiden nefret eder. O kişiyi öldürmek içimizdeki en karanlık fantezilerden biri haline de gelebilir.

“Send Help” de benzer bir özelliğe sahip. İş yerinde sıkı çalıştıktan ve bir terfi (ya da zam artışı) sözü verildikten sonra bunun yönetim tarafından göz ardı edilmesi, sürekli ertelenmesi, ciddiye alınmaması da bir beyaz yakalı trajedisi olarak ele alınabilir. Bu durumda içimizdeki öfke bu terfi kararını verecek, bizi oyalayan yönetime veya bu yetkiye sahip tek bir kişiye olur. Bizim ona değil, onun bize muhtaç olması en karanlık arzularımızdan biri haline gelebilir. Böyle bir durum, örneğin bir adaya düşerek patronumuzun hayatta kalmak için bize muhtaç olması, yine ancak “filmlerde olur”.

Dünyanın en büyük şirketlerinin son yıllarda yaptığı işten çıkarma döngüleri, artan gelir eşitsizliği ve işyerlerinde mobbing kültürü devam ettikçe ofis dünyasının başrolde olduğu ve bu insanların trajedilerine, fantezilerine ve katharsislerine odaklanacak filmleri birçok farklı türde izlemeye devam edeceğimizi düşünüyorum.

Diğer Yazılar: Berke Ateş Aytekin
KÖTÜ RUH: UYANIŞ
Evil Dead Rise: Yeni Kitap, Yeni Kabuslar Evil Dead serisi; filmleri arasındaki...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir