REZERVUAR KÖPEKLERİ

Suyun Yönünü Değiştiren Bir İlk Film

Yurttaş Kane ile sinema tarihinde bir kırılma noktası yaratan Orson Welles sinema tarihi için nasıl bir önem taşıyorsa, Rezervuar Köpekleri  ve Ucuz Roman ile Yurttaş Kane benzeri bir dönüşüm başlatan Quentin Tarantino da günümüz sineması için benzer bir anlam ve önem taşımaktadır. 90’lı yıllara damgasını vuran, kendisinden doğan Tarantinesk akımıyla sinema tarihine yön veren Tarantino, Kill Bill sonrası filmleriyle biraz tartışılmaya başlasa da hala sinema dünyasının süper starlarından. Bir zamanların harika çocuğu, şimdilerin ise sekizinci filmi Hateful Eight ile karşımıza gelmeye hazırlanan usta yönetmeni  Tarantino’nun doğuşunu müjdeleyen ise hiç kuşkusuz Rezervuar Köpekleri’ydi.

Tüm zamanların en iyi ilk filmlerinden olan Rezervuar Köpekleri, Tarantino sinemasının tüm özelliklerini bünyesinde barındıran bir eser; lineer olmayan hikâye akışı, çarpıcı flashback kullanımı, ağzı bozuk ve çenebaz mafya adamları, popüler kültüre atıflarla dolu diyaloglar, zaman tünelinden fırlamışa benzeyen şarkılar gibi artık ezbere bildiğimiz ve üzerine yeni bir söz eklemenin mümkün olmadığı Tarantino sinemasının karakteristik özelliklerin hepsini  bu ilk filmde bulmak mümkün. Bir masanın etrafına dizilmiş koca koca adamların yaptığı Madonna ve bahşiş geyiğinin ardından gelen, Little Green Bag parçasının eşlik ettiği yürüyüşle tüm zamanların en erkekçe açılışlarından biriyle alev alan film, gerilimin bir an bile düşmediği ve bildiğimiz soygun filmlerine pek benzemeyen yapısıyla da salt bir auteur sineması örneği olmanın ötesine geçiyor. Stanley Kubrick’in pek hakkı verilmeyen harikası The Killing gibi parçalı bir anlatımla hikayesini aktaran film, soygunun öncesi ve sonrasına yoğunlaşmasına rağmen soygun anına ufacık bir an bile ayırmıyor; işlerin planlanma aşamasındaki keyifli durumlara ve pek de istenilen şekilde gitmeyen soygunun sonrasında bir hangara tıkadığı karakterlere odaklanan Tarantino, soygun anında yaşanabilecek durumlar üzerinden gerilim yaratmayı adet edinmiş klasik soygun filmlerinden ışık yılıyla ayrılan bir eser ortaya koymayı başarıyor. Hem Tarantino’nun doğuşunu hem de 90’lı yıllardaki Amerikan bağımsız sinemasının yükselişini müjdeleyen Rezervuar Köpekleri, modern kara filmlerin önünde aşılması güç bir eşik olarak da güncelliğini hala koruyor.

Artık Tarantino sinemasının nasıl bir sinema olduğu hakkında yeni bir şeyler söylemek güç, bu nedenle referanslar ve karakteristik özelliklerle daha fazla kafa şişirmenin bir manası olmadığından Django Unchained sonrası sayıları iyice artan ve Hateful Eight ile tekrar peyda olacak “Rezervuar Köpekleri veya Ucuz Roman’a bakıp Tarantino’nun gittiği yol hakkında karamsarlığa düşen grup” için şunu dile getirerek noktayı koyabiliriz: Rezervuar Köpekleri soygun filmleri için ne anlam ifade ediyorsa Inglourious Basterds da savaş filmleri için aynı anlamı ifade ediyor, tıpkı Django’nun western filmleri için benzer bir anlam ifade etmesi gibi. Ucuz Roman iyiydi, Kill Bill bir başkaydı gibi naraları bir kenara atın, Tarantino hala Tarantino.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.