Koleksiyoncu Kadın

Fransız Yeni Dalgası (La Nouvelle Vogue), 60’ların başında durağanlaşan Fransız sinema sektörüne karşı gelişen bir başkaldırı ve bir sanat akımıdır. Yolları Cahiers du Cinéma dergisinde kesişmiş olan François Truffaut, Jean-Luc Godard, Éric Rohmer, Claude Chabrol ve Jacques Rivette’in öncülüğünde, 1960’larda başlayan bu akım kendinden önceki sinema anlayışlarını reddeder. Gariptir ki Yeni Dalga akımını benimsemiş filmler bile birbirinden farklıdırlar. Bu sebeple biz seyirciler bu akımı ya da akımın filmlerini bir kalıba koymakta zorlanırız.

Yeni Dalga sinemasının usta yönetmenlerinden biri Eric Rohmer, Six Contes Moraux (Ahlak Öyküleri) ismiyle bilinen altı filmden oluşan bir seriyi yönetmiştir. Bu seride alışılmışın dışında kadın-erken ilişkileri, kara mizah ve felsefe ön plandadır. Bu serinin üçüncü filmi olan Koleksiyoncu Kadın ile dikkatleri üzerine çekmiştir sevgili Rohmer. Filmin girişinde, Haydée karakteri deniz kenarında dingin bir ortamda yürümektedir. Tabii güzel fiziği ve kısacık saçlarıyla o tipik Fransız kadını vurgusunu atlamamak gerek. Girişin ardından, filmde en sevdiğim sahne olan, güzellik algısının üç karakter tarafından tartışıldığı sahne gelmekte.

– Fakat aşkta güzellik kavramı kesinlikle gereklidir. Yakışıklı bulduğumuz için birisine âşık oluruz.

– Hayır, âşık olduğumuz için onu yakışıklı buluruz.

– Evet, çirkin bir erkek aynı zamanda muazzam derecede çekici olabilir. Ona âşık olunca çirkinliği güzelliğe dönüşüverir.

– Çirkin bir erkek beni büyüleyemez. İmkânı yok. Derhal bitiririm.

– Neyi bitirirsin?

– Ne olursa. En derin ilişkiyi bile. Onunla 5 dakika içki içmeye bile dayanamam. Çirkinse o an biter. Sen çirkin bulduğun biriyle sevgili olabilir misin?

– Benim sevgili kavramımda çirkinliğe veya güzelliğe yer yoktur ama ilişkiler 5 dakikada kurulmaz ki bir sürü görüşme üzerine başlar.

– Çirkin bulduğun biriyle nasıl yakınlaşabilirsin? İmkânı yok.

– Yakışıklı ve güzel insanlar içinde ilgimi çekenler içleri güzel olanlardır. Mutlak güzelliğe sahip birisi beni sıkar.

Üç karakter arasında geçen bu diyalogla Rohmer, her bireyin ahlak anlayışını ayrı ayrı güzellik algılarıyla aktarmaya çalışmıştır. Sahi âşık olduğumuz için mi güzeldir tüm sevgililer yoksa güzel olduğu için mi âşık olmuşuzdur? Bu sorgulamalarla kadın – erkek ilişkilerinin özüne inebilmeyi monotonluğa karşı çıkarak başarmıştır. Bu sahnede Adrien ve sevgilisi ayrı yollara gideceklerinin kararını verir. Adrien kafa dinleyecek bir yere, sevgilisi ise iş için Londra’ya…

Daniel (Daniel Pommereulle) entelektüel bir sanatçıdır ve amatör sanat taciri Adrien (Patrick Bauchau) ile kafa dinlemek için Riviera’da 17. yüzyıldan kalma bir villaya giderler. Villada Daniel, Adrien ve Haydee birlikte yaşarlar. Haydee cinsellik konusunda oldukça özgür bir kadındır ve filmin adından da anlayacağımız üzere, Adrien’in tabiriyle bir erkek koleksiyoncusudur. Adrien ve Daniel onun her gün başka adamla birlikte olmasına bir başlık atarak onun bir koleksiyoncu olduğunu ileri sürerler ancak ilişkilerine zihnini de katarsa doğru yolu bulacağını söylerler. Haydee ise cevap olarak ben arıyorum, sadece arıyorum koleksiyoncu değilim der. Diğer yandan Adrien ve Daniel, Haydee’nin merak uyandırıcı bir karakteri olduğunu düşünür ve farkında olmadan aralarında bir savaş başlatırlar.

Daniel ve Haydee sevgili olur fakat anlaşamazlar; öte yandan Adrien’in onca çapkınlığına rağmen Haydee ona karşılık vermez. Adrien artık Haydee’nin önüne gelenle ilişki kurmasını kendisini baştan çıkarmak üzere harekete geçirmek için kasten yaptığını düşünür. Diğer adamlar, Daniel, her eylemi Adrien’i kazanmak için bir araçtı, belki de değildi. Filmdeki bu dilemmanın ucu açık. Fakat sonunda Adrien’in savunduğu ahlak değerleri kayboldu. Sonra durmadı, kendisini Haydee’den ayrılırken hiç olmadığı kadar özgür ve huzurlu hissetti. Londra’ya sevgilisinin yanına bilet alıp, ahlaki değerlerini gözden geçirerek huzurlu hissetti ve asıl tatilin sonrası olduğunu düşündü…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.