KADININ FAZLASI

“Neden herkes bana sürekli sakin olmamı söylüyor? Ben zaten sakinim. Sadece hissediyorum.”

John Cassavetes’in 1974 yapımı şaheseri A Woman Under The Influence sinema tarihinin en ham, en filtresiz ve izlemesi en cesaret izleyen aile portrelerinden birini sunar. İki saati aşan bu sinematik kasırga, izleyiciyi konforlu bir seyirci koltuğunda oturtmaz. Doğrudan kavgaların, kırılan tabakların ve çığlıkların tam ortasına fırlatır.

Bir Aile Tablosu Değil, Pimi Çekilmiş Bir Bomba

Film, üç çocuk annesi ve ev hanımı olan Mabel (Gena Rowlands) ve belediyede çalışan kocası Nick (Peter Falk) ekseninde şekillenir. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir Amerikan ailesi gibi duran bu ev, aslında patlamaya hazır bir dinamit lokumudur.

Mabel, toplumda ideal denerek ölçütlenen kadın kavramının oldukça uzağında, kendine has bir kişiliktir. Duyguları hassas, çocuklar kadar yoğun ve kontrolsüzdür. Tam da bu sebeple çevresindekiler tarafından “deli” olarak etiketlenir.

Nick ise Mabel’in aksine duygularını bastıran sıradan bir adamdır. Mabel’ı seven ancak onu ihtiyaç duyduğu şekilde sevemeyen; sabrı bittiğinde öfkesine yenilen bir adam. Mabel’e: “Seni seviyorum, anlıyor musun? Seni olduğun gibi seviyorum. Sadece normal olmanı istiyorum! Birazcık normal olamaz mısın?” diyerek sitem eder. Ancak sıradan dünyanın normalinin Mabel’in lügatında karşılığı yoktur.

Mabel daha çok insanlarla sağlıklı iletişim kurmayı bilmiyor gibidir. İnsanlardan sürekli bir yakınlık bekliyordur. Hiç tanımadığı bir adamla öncesinde tanışıyor gibi konuşabilir, adamı öpebilir hatta geceyi onunla geçirebilir.

Filme göre Mabel ahlaksız bir kadın değildir, sınırların nerede başladığını ve nerede bittiğini anlayamıyordur.

Cassavetes, Mabel’in hikayesini klasik bir akıl hastalığı anlatısı olarak ele almaz. Mabel’in dengesiz davranışları toplumsal roller, bastırılmış kadınlık duygusu ve Nick’in aşırı baskıcı sevgisini yansıtır.

Nick ve Makbul Adamlığın Şiddeti

Nick’in sevgisi, kontrol etme ve hizaya sokma arzusuyla zehirlenmiştir. Arkadaşlarını eve topladığı ünlü spagetti sahnesinde veya Mabel’in psikiyatri kliniğinden döndüğü karşılama partisinde, Nick’in “El alem ne der?” korkusunun Mabel’i nasıl köşeye sıkıştırdığını adım adım izleriz. Mabel, Nick’in üzerinde kurduğu baskı sebebiyle kendi varlığını sorguluyordur.

“Söyle bana ne istediğini… Senin istediğin şey olmaya çalışırım. Senin için herhangi bir şey olmaya çalışırım.”

Onun Mabel’i iyileştirmek için yaptığı her şey Mabel’i günden güne kendine yabancılaştırmakta ve özgünlüğünü öldürmektedir.

Oynamak ya da olmak; Gena’nın Mabel’e Dönüşmesi

Kabul edelim her iki oyuncunun oyunculuğu takdire şayan. Ancak Gena Rowlands‘in canlandırdığı Mabel karakteri sinema tarihinin en güçlü oyunculuk performanslarından birine ev sahipliği yapar. Rowlands Mabel’in kırılgan ama bir o kadar da patlamaya hazır çocuksu ruhunu çok ince işler. El hareketlerinden gözlerini kırpışına kadar her detay bir çığlığa dönüşür.

Mabel “deli” midir, yoksa sadece sevgisini ve varlığını ekspresyonist bir dille ifade etmeye çalışan bir ruh mudur? Bu soruya bir yanıt alamaz, aksine Mabel’i anormal kılan şeyin toplumun “normal” tanımı olduğunu hissedersiniz.

Röntgen Kamera ve Tiyatromsu Klostrofobi

John Cassavetes, Amerikan bağımsız sinemasının öne çıkan figürlerinden biri olduğunu A Woman Under The Influence ile net bir şekilde gösterir.

Yönetmen gösterişli kamera hareketlerinden ve yapay stüdyo estetiğinden bilinçli olarak kaçınır. Omuz kamerası serbestliğiyle oyuncularına tiyatro sahnesi genişliği tanır. Neredeyse belgesel tarafsızlığıyla ham ışığı birleştiren bu sinematografik tercih, seyirciyi mesafeli bir izleyici konumundan çıkarıp o mahrem, gerilimli aile ortamının ortasına yerleştirir. Kamera, etrafta dolaşan bir röntgen cihazı gibi mekândaki duygusal kırılmaları ve karakterlerin bastırılmış hislerini anbean kaydeder.

Evin içindeki dar açılı mercekler ve uzun planlar, mekânı sadece bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp Mabel’ın zihinsel hapishanesine dönüştürür. Çerçeveye sıkıştırılan bedenler, üst üste binen diyaloglar ve koridorların yarattığı klostrofobik his, Mabel’in yaşadığı boğulma hissini seyirciye yapılanı göze sokmadan hissettirir.

A Woman Under The Influence, evlilik kurumu ve toplumsal normal üzerine yapılmış en filtresiz sorgulamalardan biri. Tek bir kavga diken üstünde duran aile huzurunu baltalar. Peki ne olur? Hiçbir şey. Çocuklar yatağa gönderilir ve sanki normal bir akşamdan kalan dağınıklık toplanılıyormuş gibi çiftimiz evi toplar. Fakat normal bir akşam olmadığını seyirci tıpkı onlar gibi bilmektedir. Bakışlarda saklıdır akşamın gerginliği.

Film size bir katharsis yaşatmaz, ancak Mabel ve Nick’in evliliğinin ikisinden biri ölene dek devam edeceğini bilirsiniz. Zira bu çoğunlukla böyledir, seni mutlu edeceğini sandığın o yüzük, sana kangren olup parmağını kesip atabilir.

Diğer Yazılar: Elif Medar
GÜZELLİĞİN PORNOGRAFİSİ VE VİTRİNDEKİ YALNIZLIK
Sinema, zaman zaman insan ruhunun en karanlık, en el değmemiş yanlarına dokunmak...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir