GÖZETLEME KULESİ

Gözetleme Kulesi(2012), Nilay Erdönmez

1990’ların sonu ile ardından 2000’leri kapsayan dönemde, Türk sinemasının yaşadığı değişimi, bireysel konulara odaklanmayı tercih eden yönetmenlerin sayısının artışını ve filmlerdeki temsil çeşitliliklerini gözlemlemek oldukça mümkündür. ‘Yeni Türk Sineması’ da denilen bu dönemde, aslında hâlâ sayıları ve tanınırlıkları erkeklere kıyasla daha az da olsa, kadın yönetmenlerimizin sayısındaki artış inkâr edilemeyecek kadar fazladır. Bu yönetmenlerimizden biri de elbette ki Pelin Esmer. Önce yardımcı yönetmenlik ile sinema sektörüne giriş yapan Esmer, yönetmenliğini yaptığı ilk belgeseli Koleksiyoncu (2002) ve uluslararası alanda birçok adaylığı ve ödülü bulunan ikinci belgeseli Oyun’un (2005) ardından, 11’e 10 Kala, Gözetleme Kulesi, İşe Yarar Bir Şey ve Kraliçe Lear filmlerinin de yönetmenliğini yaparak, başarısını ve tanınırlığını arttırmaya her geçen gün devam ediyor. İşlediği konular, temsiller açısından farklılığı ve özgün duruşu ile, erkek egemenliğindeki sinema içerisinde yerini korumaktadır. Pelin Esmer’in filmlerine genel olarak baktığımızda, en azından pek çoğu ‘kadın filmleri’ diye adlandırabileceğimiz, kadını ve kadın sorunlarını gündeme getiren, eril bakış açısından uzak ve dişil söylemlere yer verilen filmlerdir.

Yönetmen koltuğunda Pelin Esmer’in yer aldığı, 2012 yapımı, 19. Altın Koza Film Festivali En İyi Yönetmen Ödüllü filmi Gözetleme Kulesi, toplumun pek de alışık olmadığımız hayatlarına ışık tutarken, medyada kendine yer bulamamış ciddi meseleleri de ele alıyor. Filmin başrollerinde Olgun Şimşek (Nihat) ve Nilay Erdönmez (Seher) yer alıyor. Nihat , Dipsiz Göl’de yangın gözetleme kulesinde bekçi olarak işe başlayan bir karakter. İnsanlardan oldukça izole bir yerde bulunan bu kulede, Nihat’ın yalnızlığına ve her şeye karşı tepkisizliğine eşlik ediyoruz. Hayata karşı beklentilerini yitirmiş ve hayatın onu sürüklediği yöne gitmeyi kabullenmiş biri Nihat. Karakteri filmin başında tanıyabilmek pek mümkün olmasa da seyirci Nihat’ın içsel sıkıntılarla dolu bir yaşamı olduğunu anlamakta pek de zorluk yaşamıyor fakat gizemli duruşunun ardında gizlenen sorunlarını merak ediyor. Seher ise üniversitede edebiyat bölümünde okuyan bir öğrenci. Ayrıca bir otobüs firmasında hostes olarak çalışıyor. Otogarda ona verilen bir odada kalıyor. Zamanla fark ediyoruz ki Seher, ailesi ile olan bağlarını koparmak istemiş bir karakter. O da Nihat gibi, kendine insanlardan uzak, yeni bir yol çizmeye çalışıyor. Her iki karakter, neden burada olduklarını soranlara “öyle denk geldi” demeyi tercih ediyor.

Hem Nihat hem de Seher, bu kalabalık dünyada, her sorunla tek başlarına mücadele edecek kadar yalnızlar. Nihat, kaldığı kulede sürekli bıçakla ağacı oyuyor ve insan suratları oluşturuyor. Kim bilir, belki de yalnızlığını bir nebze de olsa böyle gidermeye çalışıyordur. Bir gün Nihat, diğer orman bekçisi tarafından ona sorulan “evlendin mi” sorusuna “evlendim” diye yanıt verse de, bu konuda konuşmak istemiyor ve yalan söylüyor. İleride de öğreneceğimiz gibi, Nihat’ın içinde bulunduğu bu ruh halinin sebebinin aslında ailesi ile ilgili olduğunu tahmin etmeye başlıyoruz. Seher’in otogarda yer aldığı konuşmalarda ise, oldukça stereotiplerle dolu erkeklik söylemleri ile karşılaşıyoruz; “Bu kız bize emanet”, “Bu kıza sarkmıyorsun değil mi?”, ”Ailesi yok mu bu kızın?”, “Bayan için zor bir iş”. Pelin Esmer, her kadının hayatta mutlaka karşı karşıya geldiği ve kadını edilgen konuma iyice yerleştiren bu soruları bize tekrar hatırlatmak ister gibi duruyor.

Filmin ilerleyen kısmında ise önemli bir detay ile karşılaşıyoruz. Seher hamile. Ailesi para sıkıntıları ile boğuşan Seher’i dayısı okutuyor, masraflarını karşılıyor. Fakat, Seher’in annesi ile evde yaptığı konuşmada, gerçekler yüzümüze adeta bir tokat gibi vuruyor. Günümüzün de acı gerçeklerinden biri olan, kadına yönelik cinsel taciz/tecavüz olaylarından biri ile karşı karşıya kalıyoruz. Seherin hamile kalmasına sebep olan kişinin dayısı olduğunu öğreniyoruz. Seher, annesinin ’emniyet’ olarak tanımladığı kişi tarafından tecavüze uğramıştır. Öncesinde, Seher’in kız arkadaşları ile eve çıkmayı istemesine yönelik, “eve kimin girip çıktığı belli değil, olmaz öyle şey” diye düşünen annesinden, kızının tecavüze uğramasına yönelik bir söz işitemiyoruz; sadece şaşkınlık içerisinde bakıyor ve sessiz kalıyor. Kocasına, Seher’in kız arkadaşları ile eve çıkmayı istediğini söylemek ile yetiniyor.

Olgun Şimşek

Bir kadın yönetmenin perspektifinden izlediğimiz filmde, karşılaştığımız erkekleri incelediğimizde, Seher ve babasını beraber aynı kare içerisinde göremiyoruz. Her ne kadar kızının hayatı üzerinde bir baskı oluşturan, onu yönlendirmek isteyen gelenekselci bir baba profili ile karşılaşsak da genele bakınca başarısız olmuş ve kızını koruyamamış bir baba görürüz. Seher’in dayısının varlığı ise, filmin her saniyesinde hissedilir, fakat onu hiç göremeyiz. Seher dayısından şikayetçi olmamıştır. Seher erkeğe yönelik cezalandırmadan çok, yine kadının toplumsal bir dışlanma ve kınanmaya maruz kalacağını bilmekte olduğundan durumunu saklamayı tercih eder. Burada Seher aslında bir faillik sergiler, patriarkal düzene karşı geliştirdiği bir mikro dirençtir bu (Kılıç, 2020).

Filmin ilerleyen bölümlerinde, Nihat ve Seher’in, otogardaki restoranda karşılaşmalarını izleriz. Birbirlerini pek tanımayan bu iki insan, sadece sınırlı bir iletişim kurmaktadır. Otogarda anons yaparken midesi bulanan Seher’in, bu noktadan sonra yolu Nihat ile kesişir. Bebeğini tek başına doğurduğu sahnede, Seher’in kimseye muhtaç olmayan, güçlü bir kadın olduğunu tekrar fark ediyoruz. Bir doktora bile ihtiyaç duymadan, acı çeke çeke kendi bebeğini tek başına doğurur. Daha sonra bebeğini bir çeşmenin kenarına bırakır. Nihat’ın ise, eşini ve çocuğunu bir kazada kaybetmiş olduğunu öğreniriz. Bu noktadan sonra, bir nevi kadınlara yüklenmiş tüm stereotiplerden tamamen uzak sahneleri izleriz. Nihat bebeği yıkar, Seher ise sadece uzaktan bakar, ilgisizdir. Nihat, onu rahat bırakmayan düşünceleri ile yüzleşirken, bu bebeği, kendi hatası yüzünden kaybettiği çocuğu yerine koymuş gibidir. Zamanında yapamadığı, kaybettiği değerleri arayan, çaresiz bir adamdır. Nihat, içerisinde bu suçluluk ile yaşamaya devam edecektir. Seher’i ise, babasının kim olduğunu bile nasıl söyleyeceğini bilmediği bebeği ile, belirsiz bir yaşam beklemektedir. Pelin Esmer bu hikayenin devamında neler olacağının tahminini seyircilere bırakmayı tercih etmiştir.

Gözetleme Kulesi, kendinden ve geçmişinden kaçamayanların hikayesi. Film boyunca bir nevi hayatlarını gözetlediğimiz Seher ve Nihat, aslında bizlere hep bir yerlerden tanıdık geliyor. Oldukça hassas bir konuya dokunan Pelin Esmer’in bu filmi, bize daha nice sessiz kalan Seherleri anımsatıyor. Sesini duyamadığımız, yardım eli uzatamadığımız diğer Seherleri…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir