Gece Gelen

It comes at Night yönetmen Trey Edward Schultz tarafından yönetilen ikinci film olma özelliği taşıyor. Yakın bir gelecekte insan soyunun sonunu getiren bir hastalık tarafından köşeye sıkışmış bir aile, gece evlerine giren bir yabancı ile karşılaşır ve evin babası onu etkisiz hale getirir. Yabancının kendisi ve ailesi için yalnızca su ve barınak aradığını öğrenmeleriyle olaylar gelişir.

Film hakkında kanımca ilk söylenmesi gereken şey şu. It Comes at Night, hem teaser hem de fragmanında kaliteli bir post apokaliptik bilim-kurgu, korku filmi izlenimi veriyor. Dolayısıyla aldığı olumlu eleştiriler göz önünde bulundurularak bu türlerin takipçileri tarafından hemen ilgi çekiyor. O zaman önemli bir uyarı! Film, tür olarak korku öğeleri taşıyan psikolojik gerilim. Ona göre izlenmeli.

Trey Edward Schultz, adını gelecekte bolca duyacağımız bir yönetmen. Sorunlu bir orta yaşlı teyzenin Şükran Gününde aile üyeleriyle bir araya gelmesi sürecinde yaşanan gerilimli bir dram olan Yönetmenin ilk filmi Krisha, yurdumuzda gösterim olanağı bulamamış olsa da dünya çapında oldukça olumlu eleştiriler almış, özellikle Kuzey Amerika’daki katıldığı festivallerden birçok ödülle dönmüştü. Yirmi altı yaşında çektiği bu ilk filminin başarısının ardından dram sosu yerine korku sosuyla yeniden psikolojik gerilime soyunan yönetmen açıkçası bu işin altından da başarıyla kalkmayı başarabilmiş.

Yazının bundan sonrasında filmin sürpriz gelişmelerine ait hususlara yer verilmektedir.

Günümüz sinemasının en büyük değişimlerinden biri de zamanında B-Filmleri kategorisine giren türlerin bugün önemli tartışmalara yol açacak şekilde baş tacı edilmesi. Dünyanın sonunu getirecek kıyamet senaryoları da bu tipten alt-türlerden birisiydi. Konuyla ilgili aralarında oldukça iyi örneklerin de var olduğu çok fazla film çekildi ve yıllar içinde konu, çıkış noktasından bambaşka bir yapıya evrilerek bir tür haline dönüştü. Yönetmenler ve senaristler de insanlığın ilgisini yitirmesi ihtimali epey güç olan bu hormonlu türün her öğesini özgürce kullanıyor.

It Comes at Night bu türü sadece filmin yapısını kurmak için ödünç alan bir film. Zira türün senaryoyu oluşturmadaki temel bilim-kurgu soruları tamamen cevapsız durumda… Hangi tarihteyiz, salgın başlayalı ne kadar oldu, salgının sebebi, boyutu nedir, kapsamı nedir, sebep olan hastalığın tedavisi aranmakta mıdır? bu gibi soruların filmde ne bir cevabı ne de önemi var. Bununla birlikte hastalıkla ya da hastalarla savaşma aksiyonu da filmde sadece filmin kendi ana kaygılarına yardımcı olacak biçimde tali düzeyde kurgulanmış.

It Comes at Night yukarıda belirttiğimiz atmosfer üzerinden bir aileyi temeline alarak ilerleyen sosyolojik okumalara açık olan gerilim filmi. Hastalık öncesi oldukça medeni olduğunu hissettiren bir babanın kendisi ve ailesinin hayatta kalması söz konusu olduğundaki içsel durumunun ürkütücülüğü, ailenin en tarafsız bireyi olan oğulun gözünden ele alınarak anlatılıyor. Film Travis’in büyükbabası Paul’ün de kayınpederinin rahatsızlandığı için öldürülerek yakılmasıyla başlıyor. Bu ürkütücü başlangıç apokaliptik gerçeküstü bir ortam betimlemesiyle meşru kılınıyor ve seyirci aileye karşı açıkçası kafası karışık bir şekilde yaklaşıyor. Bu girizgâhtan sonra hasta olmayan ve ailesi için su ve yiyecek arayan üçüncü bir kişi olan Will’in yolu ailemizin evine düşüyor. Başarılı bir hamleyle Will’i alaşağı eden Paul, onun hasta olmadığına emin olduktan sonra onunla stratejik bir birlikteliğe giriyor. Sonrasında ailemizin yine stratejik olarak verilen istişare kararı ile Will’in ailesi de ailemizin yanına taşınıyor ve her şey daha iyi gibi görünürken Paul’ün güven ve korumacılık üzerine olan yaklaşımları ve tavrı olayları garip bir açmaza sürüklüyor.

Travis’in görece insancıl yaklaşımı ve gece gelen kâbuslarının renkleri filmin karamsarlığını ve olay örgüsünün boğuculuğunu bir nebze azaltıp filmi daha bağlayıcı ve sürükleyici hale getiriyor. Çünkü senaryoda hakikaten biraz olsun kontrasta ihtiyaç var. İlk sahnelerde bu kontrastın Travis’in uyuduğu yerde asılı Peter Bruigel’in 1562 tarihli ürkütücü muazzam tablosu “Ölümün Zaferi” ile verilmesi de ayrıca hayranlık uyandırıcı bir seçim olmuş. İnsanoğlunun hâli özellikle Paul ile hayat buluyor. Paul elindeki gücü hayatta kalma ve koruma içgüdüsü eşliğinde vicdanına verdiği olumlu geri bildirimlerle dilediği gibi kullanıyor. Paul bize insanın kutsal saydığı değerleri dosdoğru varsaydığında iyiliklerin yanında dünyevi erkleri başkaları üzerinde kötüye kullanmaya ne kadar açık olduğunu da gösteriyor. Medeni bir bireyin yaşam piramidinin en alt evresinde ömrünce baskılayacağı olumsuzluk tohumlarının olağanüstü şartlarda yeşermesiyle, tanınmayacak hâle gelebileceği, kelimenin tam anlamıyla kendinden aciz ve dokunulması tabu sayılacak kişilere namluyu soğukkanlılıkla doğrultabileceğini de gösteriyor. Bu açıdan medeniyet tartışmasını ve bireyi masaya yatırıyor.

Filmin sosyolojik okumalara da açık olduğunu düşünüyorum. Evde bir tane kapı var ve ev sahibi dışarıdan gelecek “şey”e karşı çok dikkatli ve kararlı. Aslında düşünüldüğünde Will ve ailesinin sondaki duruma gelmesi, her ne kadar beş yaşındaki çocuklarının münferit uyurgezerliğiyle ilişkilendirilse de Paul’ün sorumluluğunda olan bir köpeğin etkisinden de doğrudan kaynaklanmakta. Buna rağmen sebepler yerine sonuçlar ve tarafsız değerlendirme yerine ayrıcalıklıya olan tehdit algısının varlığından kaynaklanan güçlü olanın zayıf olan üzerindeki tahakkümü, sert ve tartışmalı tepkileri haklı gösterebiliyor. Bazı devletlerin mülteci politikalarındaki çarpıklık ve tehdit algısındaki insafsızlık bu çerçevede değerlendirilebilir diyerek fazla su götürebilecek konuyu burada bırakıyorum.

Filmin en sevdiğim genel özelliğinin de gündüzlerden daha gerilimli geçen gecelerin, herkesin kendi el fenerleriyle aydınlanan ışıklandırmalarla aydınlatılarak değerlendirilmesiydi. Bu noktada insan David Lynch’in başyapıtı Lost Highway’in zifiri karanlık yolun yalnızca yolcunun ışıklarıyla aydınlanan kısmını görebildiğimiz otoban metaforunu anımsıyor adeta.

Filmin puanı 4/5.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.