DÜZENBAZ

Tüm Oscarları, gerçek düzenbazlar almalı…

“Dövüşçüler”, “Umut Işığım”, “Düzenbaz” derken, David O. Russell, Akademi’nin sevdiği yönetmenler arasına girdi bile… Russell, konuya hâkim, katarak gelen, işini bilen ve kabul etmek gerekir, yetenekli ve başarılı bir yönetmen, elbette. Evet, çektiği Düzenbaz (American Hustle) ile şu ana dek üçü Altın Küre olmak üzere, toplam 44 ödül kazandı, tam 10 dalda da Oscar adayı… Ödüllere doymuyor dersek abartmış olmayız, kesinlikle… Bu sene en iyi yönetmen ödülünü kazanama dahi, Martin Scorsese abimiz gibi, heykelciği kaldırmak için 66 yaşına kadar beklemeyeceği malum.

Kadro sağlam! Christian Bale, Amy Adams, Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Jeremy Renner, Robert De Niro… Uzar gider liste… Elinde performans canavarı yıldızlar olunca, pelikül mevzularında işler ne kolay, haliyle döktürüyorlar. Tamam, Christian Bale kardeşimizin sırtladığı karakter, hayli karikatürize olmuş, ödülleri ıskalaması tam da bu yüzden, lakin yine de eğlendiriyor, güldürüyor, hakkını verelim. Gelelim Amy Adams’a, seksapel desen var, ışık desen var, oyunculuk gücü var, jest var, mimik var, ses var, ancak karşısında Mavi Yasemin’imiz Cate Blanchett var, yazık olmuş, ne diyelim. Ve Jennifer Lawrence, yaşı küçük, rolü kısa ama ikinci Oscar’ına göz kırpıyor. Pek çok arkadaş bayıldı, göklere çıkardı, şahsi kanaatim fazlaca şişirildiği ve abartıldığı yönünde, etkilenmedim, aklımda kalmadı, hatta unuttum bile… Sally Hawkins veya Lupita Nyong’o kazansa, daha çok sevinirim, belirteyim. Filmin manyağı rolünü üstlenen Bradley Cooper, karakterinin hakkını ziyadesiyle veriyor, ancak rakipleri arasında dört yıl sonra tekrar sinemaya dönen ve harikalar yaratan Jared Leto var, şansı çok az, ne yazık ki… Gelelim Robert De Niro’ya, sayın abim, üç dakika sahnede kaldın, yine de aklımızı aldın, büyüksün.

Evet, oyuncu performansları filmin en güçlü yanı, sonra gelen ise kesinlikle sanat yönetimi, alıyor, götürüyor, seyirciyi o yıllara bırakıyor resmen. Hani fırsat verseler, o güzelim kostümleri herkes bir kez denemek ister, o denli… Lakin 10 dalda Oscar adayı olabilecek bir proje değil bu, neredeyse sıradan bir senaryo, sabun köpüğünden hallice, film başlangıçta sarsılıyor, sallanıyor, neyse sonradan toparlıyor, Allah için… Bir de arkadaş, rüşvet çarkı, dolandırıcılık meselesi, kirli idareciler mevzusu ne kadar masummuş eskiden, şimdi biz memleketimizde haber izlerken, düzenbazlığın nerelere geldiğine şahitlik edebiliyoruz. Yani diyeceğim şudur, kurgu düzenbazlar bildiğiniz hikâyedir, gerçek düzenbazlar, onlara rahmet okuturlar. Oscar’ı harbiden hak edenler varsa, çok uzakta aramaya gerek yok, yanı başımızdalar, tam karşımızdalar.

Sanatla yoğrulmuş tipik bir gişe sineması örneği bu, haddinden fazla anlam yüklemeye, kült muamelesi çekmeye gerek yok. Olay örgüsü eh idare ediyor, karakterlerin zayıflıklarından eğlence çıkartmak, derdini mizahla anlatmak, sürekli bir bik bik hali, bunlara lafım yok, ama şu yapmacıklık hissi, sahte çiçek tadı yakalamak, önceden benzeri ve daha iyi kotarılmış filmler izlemiş olmak, benim penceremden, filmin zaafını belirgin kılıyor, algım, önyargım oluyor. Son tahlilde, Oscar alayım diye film yapmak, artık pek sırıtıyor, peruk düşüyor, kel görünüyor sayın seyirciler…

Bu yazı FikriSinema’nın açılışına özel olarak Alper Turgut tarafından kaleme alınmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.