BOL TÜYLÜ, DİRENİŞÇİ, AŞIK VE TRAJİKOMİK: TAVUK

“Tavuk” (Hen), korkunç kaderinden kaçan olağanüstü bir tavuğun, olağanüstü öyküsüne dair enteresan, absürt ve de özgün bir film.

György Pálfi imzasını taşıyan, alışılmış anlatı kalıplarını tersyüz eden cesur ve ufuk açıcı bir sinema deneyimi sunan “Tavuk”, ilk bakışta bir hayvan hikâyesi gibi görünse de aslında insan dünyasının karanlık katmanlarına uzanan, toplumsal olaylarla ve politik/etik sorularla yüklü bir alegori kuruyor. Başrollerinde Yannis Kokiasmenos, Maria Diakopanayotou ve Argyris Pandazaras’ın yer aldığı “Tavuk”un asıl “oyuncusu” kuşkusuz hikâyenin odağındaki tavuk!

“Tavuk”, sinema tarihine aşina olanlar ve sevenleri için tanıdık bir damarı hemen hatırlatıyor: Robert Bresson’un “Au Hasard Balthazar” filminde kurduğu “hayvan ana karakter” geleneğini çağrıştıran yapısıyla bir hayvanın gözünden insanlık trajedilerini sunuyor.  

György Pálfi ile Zsófia Ruttkay’ın kaleminden çıkan senaryosu, endüstriyel bir çiftlikten kaçan tavuğun özgürlük, yuva ve annelik arayışı etrafında şekillense de sıradan bir tavuğun dünyasında geçen olaylar silsilesi gibi varsayılmasın; çünkü Pálfi, bu küçük dostumuzun hikâyesini evrensel bir direniş anlatısına dönüştürüyor.

Cesur bir tavuğun gözünden insanlık draması

Olaylar Yunanistan’da geçmektedir. Kaçmasının ardından ufak tefek badireler atlatan Tavuk, bir köpek tarafından yakalanır ve yıkılmaya yüz tutan bir balık restoranına getirilir. Burada restoran sahibi, onun kızı, kızının sevgilisi, mekâna dahil olan yan karakterler ile köpek ve kümeste bulunan diğer tavuk ve horozlarla tanışan Tavuk, hem insan hem de hayvanlar arasında yaşanan hiyerarşiyle yüzleşecektir. Şiddet, sömürü ve hayatta kalma içgüdüsü film ilerledikçe yoğunlaşır ve endişe dozunu da arttırır. Anne olmak isteyen Tavuk, bir yandan yumurtalarını korumaya çalışırken bireysel bir mücadele verir, bir yandan da insan dünyasının çarpık düzenine tanıklık eder.

Yunanistan’da bir sahil köyündeki gösterişsiz restoranın sahibi (Yannis Kokiasmenos), kızının (Maria Diakopanayotou) kaçak göçmen taşımacılığı yapan erkek arkadaşının (Argyris Pandazaras) baskısı altında yaşamaktadır. Tavuk’un kaçma girişiminde bulunduğu bir gün, yine bir grup göçmenin sınırın öte tarafından geldiği ve kamyon kasasına hapsedildiği güne denk gelmesi, tavuğun masum yolculuğunu bir anda trajik bir boyuta taşır.   

Filmin en önemli yanlarından biri, öyle gibi görünse de göçmenlik meselesini yan hikâye olarak değil, ana anlatının etik omurgalarından biri olarak ele alması. Restoranın ve çevresindeki yapının kaçakçılık ve göçmen kriziyle iç içe geçmiş olması, yine bir kaçış girişimi sırasında istemeden göçmenlerin ölümüne sebep olması ve ardından yaşananların örtbas edilmesi, filmin politik tonunu sertleştirir. Bu noktada “Tavuk”, yalnızca bir hayvanın hikâyesi olmaktan çıkar; çağımızın en yakıcı krizlerine ayna tutan bir anlatıya dönüşür.

Lirik, özgün bir atmosfer

“Tavuk”tan bir film olarak bahsedecek olduğumuzda belki ilk kuracağımız cümle “Komik bir film” olabilir ama “Tavuk” temelinde trajikomik ve sarsıcı bir anlatıya sahip. Yönetmenin sinemasal dilinin tonu absürtleşmeye evrildiği yerlerde, acının katmerlendiğini de deneyimliyoruz bir taraftan.

Hikâyenin büyük ölçüde bir tavuğun bakış açısından anlatılması, izleyiciyi hem fiziksel hem de duygusal olarak farklı bir perspektife yerleştiriyor. Bu tercih, anlatının etkisini katlayarak seyir deneyimini bazen bedensel bir hisse de dönüştürüyor. Görsel ve işitsel unsurlar da bu deneyimi güçlendiriyor. Giorgos Karvelas’ın dinamik kamerası ve Szőke Szabolcs’un müzikleri, filmin sert ve bir o kadar da dokunaklı tonunu destekliyor.

Pálfi, biçimsel cesaretiyle öne çıktığı Hukkle ve Taxidermia filmleri ile biliniyor. Her ikisi de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar‘a aday gösterilen filmlerdi. “Taxidermia”, 2006 Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard bölümünde gösterilmiş. İlk filmi “Hukkle” ile 2002 Avrupa Film Ödülleri‘nde, Avrupa Keşif/Fassbinder Ödülü‘nü kazanmış. 2014 Les Arcs Avrupa Film Festivali’nde, “The Voice” adlı projesiyle, geliştirme aşamasındaki en iyi proje dalında ilk ARTE Uluslararası Ödülü‘nü kazanmış. Son filmi “Tavuk” (Hen) ise 2025 Toronto Festivali’nde ve 45. İstanbul Film Festivali’nde Mansiyon Ödülünü aldı.

45.İstanbul Film Festivali kapsamında izleme şansı bulduğum ve Altın Lale yarışmasında mansiyon ödülüne layık görülen filmi Kadıköy Sineması’ndaki gösteriminde yakalayabildim. Gösterim sonrasında filmin başrol oyuncusu Yannis Kokiasmenos söyleşi için sahneye çıktığında bazı enteresan bilgileri paylaştı. Tavuk rolünü 8 ayrı tavuk oynamış ve bunların hepsi eğitimliymiş, hatta filmde yer alan horoz, tilki, köpek, bütün hayvanlar eğitimliymiş. Köpek ise Teminatör 2’de rol alan köpekmiş.

Heyecanla yeni bir Pálfi filminin daha gelmesini bekliyoruz diyerek sonlandırırken bir yandan da “Tavuk”un Türkiye haklarının, Bir Film tarafından satın alınmış olduğunun bilgisini vermek isterim. Bu sebeple filmin kısa bir zaman sonra vizyondaki yerini alacağını düşünüyorum. Lütfen “Tavuk”u bir yere not edin ve bulduğunuz yerde es geçmeyin. Şimdiden iyi seyirler!

Diğer Yazılar: Arzu Arda Deger
KOCAELİ’DE DAYANIŞMA, DİRENİŞ VE BELLEĞE AÇILAN BİR PENCERE: KARDEŞ TÜRKÜLER İLE 30 YIL
“Kardeş Türküler’in kuruluşundan günümüze uzanan müzikal ve politik yolculuğu… Güldüm, şarkılara eşlik...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir