BİR EVLİLİK HİKAYESİ

Karanlığın Aydınlık Tarafı: The Story of My Wife

Milán Füst’ün aynı adlı romanından uyarlanan The Story of My Wife Ildiko Enyedi tarafından beyazperdeye uyarlandı. Filmin bilinç akışı tekniği ile yazılan romandan uyarlama olduğu o kadar belli ki adeta bir şiir gibi ruha dokunuyor. Karakterin yaşadığı bazı duygular tıpkı hayatta olduğu gibi hızlıca geçiyor. Zaman kavramı genelde seyircinin tahminleriyle ilerliyor. Bir erkeğin aklından geçebilecek tüm duyguları, kıskançlığı, aşkı, evliliği resmen bir hap olarak sunuyor film. Hayatın kontrol edilemeyen bir yolculuk olduğunu başarılı şekilde aktarıyor. Özellikle filmin başında kullanılan yakın plan çekimler, karakterin duygusuna ortak olmak için çok başarılı bir tercih oluyor.

Başrollerinde Gijs Naber ve Lea Seydoux’un olduğu film sürekli denizlerde olan kaptan Jakob Storr’un Lizzy ile yaşadıklarına ayna tutuyor. Evlilikten ziyade bir insan karşısındaki insanı tanıma sürecindeyken kendisiyle nasıl bir savaş veriyor bunu gözler önüne seriyor film. Gemide karın ağrıları başlayan kaptana, geminin aşçısı ‘’Ben evliyim, bana bu yüzden bir şey olmuyor,’’ dediğinde kaptanın aklına evlenmek giriyor. Arkadaşıyla restoranda otururken bir iddiaya giriyor. İddia ise şu, kapıdan giren ilk kadınla evlenmek! Ardından hikaye başlıyor. Kapıdan giren Lizzy ile evlenerek bambaşka bir hayata geçiş yapan kaptan Storr’un yer yer savunmasız kişiliğini de görüyoruz. Mesleki anlamda çok başarılı olan bir erkeğin özgüvensiz olduğu anlara, buhranlarına ve kendi iç savaşına ayna tutuyor yönetmen.

Bir erkeğin büyük korkularından birinin aldatılmak olduğu söylüyor film. Uzun süre şehirde bulunamayacak olan kaptan Storr, Lizzy ile olan ilişkisinin yürüyüp yürüyemeceğinden tereddüt etse de birçok şeyi göze alarak hayatına yeni bir deneyim katıyor. En büyük korkusu kendisine bile itiraf edemese de aldatılmak. Yaşamının büyük bir kısmı denizde geçen, hızlı kararlar alıp başarılı olmak zorunda olan Hollandalı denizci erkek, belki doğal olarak belki de kolektif bilinçle aktarılan bu duyguyla mücadele etmeye çalışıyor.

İlişkilerin, insanların dört dörtlük olmadığı halde sevilmeye değer tarafları olduğunu vurgulayan filmin, samimi bir tonu var. Hayatın hiçbir zaman kontrol edilebilir bir tarafı olmadığını kaptan Storr’un evliliği üzerinden veren The Story of my Wife, çatışmalarıyla, gelgitli karakteriyle oldukça etkileyici bir anlatı sunuyor. Hayatın esrarengiz ve sürprizlerle dolu olduğunu anlatan en güzel metaforlardan biri olan okyanus metaforu ise tıpkı hayatın kendisi gibi. Bazen karanlık, bazen eşsiz güzellikte. Filmin başında söylenen ‘’Kötü bir niyeti olmasa da ortaya çıkan dalgalar’’ cümlesi, insanların hayatlarında karşılaştıkları deneyimleri anlatıyor aslında. Kaptan Storr evlenmeden önce hayatı gri tonlardaydı. Siyahı ve beyazı bilmiyordu. Bu yüzden filmin açılış sahnesinde bir oğlu olsaydı ona, geceyi anlatırdı, filmin sonundaysa gündüzü…

Kıskançlık ve korkunun aslında çok doğal ve hayatın içinde duygular olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Hangimiz bu hayatta bir şeyleri kıskanmadığımızı, bir şeylerden korkmadığımızı söyleyebiliriz ki?

Diğer Yazılar: Özlem Çetinkaya
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir