ASLA YARDIM GELMEYECEK: SEND HELP

Sam Raimi, 17 yıl aradan sonra, Send Help ile ana akım korku sinemasına eğlenceli ve hiciv dolu bir dönüş yapıyor. Yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği filmin senaryosunu Mark Swift ve Damian Shannon kaleme alıyor. Başrollerinde ise bir süre önce Hollywood Walk of Fame’de bir yıldızla onurlandırılan Rachel McAdams ve Dylan O’Brien yer alıyor.

Konu

Filmde, Linda (Rachel McAdams) uzun zamandır çalıştığı şirkette terfi bekleyen içe dönük kendi halinde çalışkan bir kadındır. Eski patronunun vadettiği terfi, patronun oğlu Bradley’in (Dylan O’Brien) şirketin yeni CEO’su olmasıyla beraber ertelenir. Çünkü Bradley’e göre Linda, başkan yardımcılığı için yetersizdir. Bradley çıkacağı iş seyahatine yanına Linda’yı da alarak ona terfi konusunda kendini kanıtlamasını ister. Bindikleri özel uçak yolculuk sırasında okyanus üzerinde düşer, bu düşüşten Linda ve Bradley sağ kurtulur. İkili ıssız bir adada mahsur kalır.

Analiz

Filmin ilk 20 dakikasında Bradley’in ve şirketteki çalışanların kibri, üstten bakışı ile Linda’nın sabırlı ve saygılı çalışan kimliği arasındaki tezat iyi bir şekilde kuruluyor. Uçak düştükten sonra, Bradley ve Linda arasındaki patron çalışan ilişkisi ters yüz olmaya başlıyor.

Bu ıssız adanın ortasında medeni dünyanın getirdiği kurallar yoktur. Önemli olan tek şey hayatta kalmayı başarabilmektir. Adada doğada hayatta kalma yeteneklerine sahip tek kişi Linda’dır. Çünkü o doğada neler yapabileceğini bilen zeki bir kadındır. Film, Linda’nın doğayla olan yakın ilişkisini anlatının içine dengeli bir şekilde entegre ediyor.

İş dünyasında ezilen, görmezden gelinen kadın artık geride kalıyor, ada onun dünyası olmaya başlıyor. Her açıdan baskın gücü eline almaya başlayan bir kadına dönüşüyor. Otoriter, kibirli Bradley ise korkak, aciz ve zayıf bir kişiliğe bürünüyor. Dolayısıyla Bradley, hayatta kalabilmek için nefret ettiği, küçümsediği Linda’nın yardımına muhtaç kalıyor. Filmin kara mizahı tam da bu noktada ortaya çıkmaya başlıyor.

Bradley adada bile patronluk taslamaya devam ediyor. Linda ise her zamanki sabrı ve saygısı ile yaklaşıyor, tabii bu durum çok uzun sürmüyor. Bradley’in yanından uzun bir süre ayrılarak onu aç ve susuz bırakıyor. Geri döndüğünde ise kendinden emin bir şekilde, Bradley’e, artık buranın ofis olmadığını vurguluyor. Linda, adadaki hakimiyeti yavaş yavaş eline alıyor. Barınak inşa ediyor, ateş yakıyor, beslenmek için yaban domuzu avlıyor, temiz su buluyor, adadaki imkanlar dahilinde araç gereçler yapıyor. Zekası ve yeteneği ile tam bir hayatta kalma dersi veriyor. Buna karşılık olarak Bradley hiçbir şey yapamıyor ve otoritesi tamamen yıkılıyor.

*Yazının buradan sonrası spoiler içerir

Film huzurlu bir alanda yavaş yavaş gerilimini inşa ediyor, başlangıçta adada Linda ve Bradley arasındaki çekişme eğlenceli bir şekilde sunuluyor fakat film ilerledikçe bir şeylerin ters gitmeye başladığını anlıyoruz. Bu şey Linda’nın giderek kontrolden çıkan davranışları oluyor. Linda’nın iş dünyasında bastırdığı travmaları açığa çıkmaya başlıyor ve bunu bir intikam aracına dönüştürüyor.

Adanın dış dünya ile olan izolasyonu Linda’nın sosyal normlarını yıkıyor. Yazının başında da bahsettiğim gibi ada onun dünyası oluyor, onun kuralları, onun hakimiyeti, işte bu güç Linda’yı kontrolden çıkararak sadistik davranışlara itiyor. Bradley, Linda’daki tuhaflığı sezdiğinde (Bence bu Linda’nın eşinin ölümünü anlattığı sahnede gerçekleşiyor.) adadan daha doğrusu Linda’dan kurtulmak için bir sal inşa ediyor ve durumu anlamaması için dostça yaklaşıyor. Adadan kaçağı gece Linda’ya özel bir yemek sunuyor ve onu zehirliyor.

Adaya düştüklerinden bu yana gücü elinde tutan Linda ilk defa savunmasız bir durumda kalıyor. Gücü eline alan Bradley’in bunu kaybetmesi çok uzun sürmüyor, inşa ettiği sal onu yarı yolda bırakıyor ve Linda, Bradley’i bir kez daha kurtarıyor. Fakat bunun ağır bir bedeli oluyor. Linda, zehirlenmesine karşılık -kısasa kısas- olarak Bradley’e de aynı hamleyi yapıyor, zehir önce Bradley’i felç edip savunmasız bırakıyor, sonrasında Linda, Bradley’e unutamayacağı bir ders veriyor.

Bu noktadan sonra Linda’nın acımasızlığını ve yeri geldiğinde her şeyi yapabileceğini açıkça görüyoruz. Örneğin Bradley’in nişanlısı Zuri, bölgenin yerlilerinden bir adam ile adaya geliyor ve onlarla Linda karşılaşıyor. Linda, onları Bradley’in yanına götürürken tuzağa düşürüyor ve uçurumdan aşağı atarak öldürüyor.

Film başlangıçta hayatta kalma mücadelesini çevresel bir faktör gibi gösterirken yavaş yavaş karakterler arasındaki kişisel bir savaşa dönüştürüyor. Burada asıl gücün sahibi Linda olsa da bu güç zaman zaman kırılarak Bradley’in eline de geçiyor. Özellikle filmin sonlarına doğru ikili arasında adeta ölüm-kalım savaşı baş gösteriyor.

Stil-Teknik

Filmin stil ve tekniğine baktığımızda ise Sam Raimi’nin 80’lerdeki yönetmenlik becerilerini burada da görüyoruz. Ormanın içinde sarsıntılı ve süzülerek hızla ilerleyen dinamik kamera hareketleri, (Shaky cam) şok anında karakterin yüzüne yapılan zoom (Bradley’in felç kaldığı sahne) gibi teknik unsurlar yer alıyor. Bununla birlikte filmde gore /gross-out etkili bir şekilde kullanılıyor. Linda’nın yaban domuzunu avladığı sahne, hem dinamik kamera kullanımı (Tıpkı The Evil Dead’de olduğu gibi kötülüğün gözünden yapılan çekim burada da domuzun gözünden gösteriliyor.) hem de yoğun gore detaylarıyla şekilleniyor. Ayrıca Linda’nın Bradley’e kalp masajı yaptığı sahnede üzerine sürekli kusması Raimi’ninThe Evil Dead (1981) ve Evil Dead II (1987) filmlerindeki gross-out’u hatırlatıyor.

Filmde en yoğun korku öğelerinin olduğu an Linda’nın rüya sahnesidir. Bu sahne kısa fakat etkili bir korku yapısıyla çerçeveleniyor. Gecenin karanlığında denizin içinden sürünerek çıkan Zuri, karanlıktaki çarpık yürüyüşü ve “Beni neden öldürdün” diye haykırması o an gerçekten yaşıyor mu yoksa yürüyen bir ölü mü düşüncesini akıllara getiriyor. Hemen sonrasında sahnede oluşan derin bir sessizlik ve araya giren ani ürkütücü bir ses efekti ile Linda’nın arkasında Evil Dead II (1987) ve Drag me to Hell (2009) filmlerinden aşina olduğumuz korkunç bir yüz beliriyor. Bu sahnenin kurgu yapısı ve çekim tekniği gerçekten de Raimi’nin önceki filmlerinden bir sahneyi izliyormuş gibi etki bırakıyor. Bu yönüyle çok başarılı bir jump scare tekniği olduğunu söyleyebilirim.

Filmde kullanılan pratik efektler de oldukça başarılı görünüyor. Karakterlerin yaraları, yüzlerine fışkıran kanlar son derece gerçekçi bir izlenim bırakıyor. Her ne kadar bazı sahnelerde CGI kullanılsa da ağırlıklı olarak pratik efektlere yer veriliyor.

Sam Raimi, Send Help ile iş dünyasındaki hiyerarşiyi ıssız adanın ortasında kaotik, kanlı bir intikama dönüştürüyor. Rachel McAdams’ın zeki ve delilik arasında gidip gelen rahatsız edici performansı Misery’deki (1990) Annie Wilkes’ı anımsatıyor. (Bu açıdan film ilerleyen yıllarda klasikler arasına girebilir.) Dylan O’Brien ise Bradley’in bencil, kibirli ve manipülatif kişiliğini başarılı bir şekilde canlandırıyor. Usta bir yönetmen, iyi bir hikaye işleyişi ve iki başarılı oyuncu ile Send Help bu yılın en iyi filmleri arasında yerini alıyor.

Diğer Yazılar: Ayfer Kaplan
DROP: KABUL ET VEYA REDDET
DİJİTAL ÇAĞIN KORKUSU Christopher Landon’ın yönettiği, Jillian Jacobs ve Chris Roach‘ın senaryosunu...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir