ANKARA’DA DAYANIŞMA VE “YAŞASIN KISA FİLM!”

2025’in son günlerinde, Ankara’nın ayazını kıran bir sinema sıcaklığına, Kült Kavaklıdere’nin o kendine has atmosferine sığınıyoruz. Artales Kısa Film Gösterimleri’nin 25. durağında, hem perdenin arkasındaki emeğe hem de tüm salonun tek bir yürek olup “İyi ki doğdun” dediği o güzel ana tanıklık ettik.

Takvimler 24 Aralık 2025’i gösteriyor. Kült Kavaklıdere’nin 1 numaralı salonundayız. Dışarıda Ankara ayazı, içerideyse sinemanın birleştirici gücü var. Bu gece benim için ayrı bir önem taşıyor; zira 24 aydır bu sahnenin tozunu yutan, Artales ile seyirci arasında köprü kuran kıymetli Hayri Çölaşan, Trabzon Film Festivali’ndeki görevi nedeniyle aramızda yok. Bu yılın son gösteriminde, yani 25. buluşmada moderatörlük koltuğuna vekaleten ben oturuyorum. Karşımda, bu hikayenin mimarları; Artales Film’in kurucuları Taha Emre Yılmaz ve Yılmazcan Mutlu var. Onlarla sadece bir röportaj yapmıyoruz; aslında yokluktan var edilen, “Yapabilir miyiz?” sorusundan “İyi ki yapmışız.” noktasına gelen bir yolculuğu konuşuyoruz. Artales Kısa Film Gösterimleri, ikinci yılını doldurup 2026 ile birlikte üçüncü yaşına “merhaba” demeye hazırlanırken, bu dayanışma hikayesinin satır aralarına inmek istedik.

Barış Arslan

“Vitrine Bakar Gibi İzlemekten, Kamera Arkasına Geçişe”

Hikayenin başına döndüğümüzde, karşımıza sinema okulundan mezun gençler değil, hayatın içinden gelen iki tutkulu sinemasever çıkıyor. Yılmazcan Mutlu, aslında bir elektronik haberleşme mezunu ve bilişim uzmanı. Sinema tutkusu, Ankara’da iş hayatına atıldıktan sonra Taha ile yollarının kesişmesiyle somut bir hal alıyor.

“Alaylı olmanın verdiği çekincelerimiz olsa da kendimize güvendik.” diyor Yılmazcan. 2012’de başlayan dostlukları, 2019’da Artales Film’in kurulmasıyla profesyonel bir zemine oturmuş. Bir arkadaşlarının video klibini çekerek başladıkları bu süreç, onları kamera arkasına ısındıran ilk kıvılcım olmuş.

Taha Emre Yılmaz da bu sevdaya “alaylı” olarak gönül verenlerden. Eskiden ekipmanlara ulaşmanın ne denli zor olduğunu hatırlatıyor bize:
“Ekipmanlar çok pahalı ve ulaşılmazdı, vitrine bakar gibi uzaktan izliyorduk. Ancak dijital devrimle beraber ‘yapabilir miyiz?’ sorusu gündemimize geldi. Kamuda çalışıyor olmam, kendimi finanse etmemde büyük destek oldu. Yılmazcan ile 10 yılı aşan dostluğumuzu son 6 yıldır Artales çatısı altında profesyonel bir boyuta taşıdık.”

2025 Raporu: 61 Film, 29 Yönetmen ve Kocaman Bir “Biz”

Artales sadece bir gösterim platformu değil, aynı zamanda yaşayan, üreten bir organizma. Ancak asıl güçlerini, Ankara seyircisiyle kurdukları bağdan alıyorlar. Yılmazcan Mutlu, 2025 yılı için ortaya çıkan tabloyu gururla özetliyor:
“Hedefimize doğru gidiyoruz. Bu sene kurmaca, belgesel, deneysel ve canlandırma türlerinde toplam 61 kısa filmi seyirciyle buluşturduk. 29 değerli yönetmeni burada ağırladık. Kült Kavaklıdere Sineması’nın salonlarını dayanışma amacıyla bize açması, bu işin sürdürülebilirliğinde en kritik rolü oynadı.”

Gerçekten de Ankara seyircisinin o titiz bakış açısı bu etkinliği bir film festivali havasına sokuyor. Bu dayanışma yeni üretimlere de kapı aralamış durumda.

Salondan Yükselen Ses:  “İyi ki Doğdun Selen!”

Ankara seyircisinin sinema literatüründeki yeri her zaman başkadır; dikkatlidir, sorgular, yönetmeni terletir ama en önemlisi kucaklar. Bu gece bunun en canlı örneğini yaşadık.

Seçkide yer alan Selen Örcan’ın “Herkesin Yapabileceği Bir Şey” filmi, sistemin çöktüğü gerçeğini iki farklı açıdan sorgulayan güçlü bir yol hikayesiydi. Selen, aramızda değildi ama filminin Ankara’da gösterildiği günün aynı zamanda doğum günü olduğunu öğrendik. O an, tüm salon tek bir ağızdan “İyi ki doğdun!” diye haykırdı, o anları kaydedip kendisine canlı bir doğum günü hediyesi olarak gönderdik. Sinemanın sadece perdedeki görüntü değil, salondaki duygu birliği olduğunu bir kez daha hissettik. Öte yandan Ceren Özkanlı Samlı ve Erinç Durlanık’ın “Kraliçenin İllüzyonu” belgeseli, Türkiye’de fon bulma zorluklarına rağmen İngiltere’den buldukları destekle tamamlanan bir Drag Queen direnişini perdeye taşıdı. Ceren’in gönderdiği mesajdaki “Drag sanatının bir direniş olduğu ve bu personanın arkasındaki emeği görünür kılmak istedik.” vurgusu, gecenin entelektüel derinliğini perçinledi.

Ayrıca Gizem Altunay Erkuş (Amre), Nur Özkaya (Kaçmandan Çok Korktum) ve Ekrem Ayhan Çalkay (Ben Süpermarket Değilim) ile filmlerinin gösterimi sonrası keyifli söyleşiler gerçekleştirdik. Hem sinemayla ilişkilerini hem de filmlerini yaparken yaşadıkları deneyimleri izleyicilerle paylaşma fırsatı yakaladık. Bu etkileşimin ne kadar kıymetli olduğunu tekrar deneyimlemiş olduk.

Kamera Arkası: Hayri Çölaşan

Gösterimlere uzun süredir dayanışmayla kapısını açan Kült Kavaklıdere’nin bu gösterimlere katkısını kutlamak gerekiyor. Gösterimlerin ilk günden beri paydaşı olan https://www.kameraarkasi.org/ ve Hayri Çölaşan’ın kısa film ekosistemine katkılarını ve Türkiye kısa film hafızasını koruma çalışmalarını da unutmamak gerekiyor.

Gecenin sonunda, bu organizasyonun kahramanlarından, tüm gösterimlerin seçkilerini planlayan ve 24 gösterimdir moderatörlüğü üstlenen Hayri Çölaşan’ın yokluğunu hissetsek de, onun bıraktığı not Artales Kısa Film Gösterimlerinin ruhunu özetler nitelikteydi:

“6 Şubat 2024’te, yani tam 2 yıl önce ilk gösterimi yapmışız. Ben 24 aydır sürekli moderatörlük yapıyorum. Hep ‘acaba ne zaman bir işim çıkacak da gelemeyeceğim’ diye düşünmüştüm; o gün bugüne kısmetmiş. Trabzon Film Festivali’ndeki görevim nedeniyle aranızda değilim ama biliyorum ki Ankara seyircisi filmleri yine çok dikkatli izleyecek. Burada yönetmenlere, festivallerde bulamadıkları kadar geniş bir söyleşi imkanı sunuyoruz. Biz de onlardan öğreniyoruz; teknikleri, oyuncu yönetimini… Paylaştıkça çoğalıyoruz.”

Son Söz: “Yaşasın Kısa Film!”

Söyleşiyi bitirirken Taha Emre Yılmaz, içten bir cümleyle geceyi mühürlüyor: “Yaşasın kısa film!”

Artales Kısa Film Gösterimleri, ekipman eksikliğini bahane etmeyenlerin, fon bulamasa da hikayesini anlatmaktan vazgeçmeyenlerin ve sinemayı bir vitrin olmaktan çıkarıp eyleme dönüştürenlerin hikayesi. 2025’i Selen’e gönderdiğimiz o coşkulu videoyla kapatırken, Ankara’nın bu inatçı ve umutlu sinema hareketine şahitlik etmek, gelecek adına hepimize iyi geliyor.

2026’da, 3. yılda, yine o salonda ve yine o perdenin karşısında görüşmek üzere.

Fotoğraflar için Onur Sert’e ve video çekim için Metin Kaybaki‘ye teşekkürler.

Diğer Yazılar: Barış Arslan
8. ULUSLARARASI SİNEMA VE FELSEFE SEMPOZYUMU ÜZERİNE: EMEK, DİYALOG, KEYİF VE UMUT
5-6 Aralık 2025 tarihlerinde, Ankara Kent Konseyi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen 8. Uluslararası...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir