LOUIS MALLE SİNEMASI: AHLÂKİ BELİRSİZLİKLER VE TESADÜFLER

Sinematek/SinemaEvi’nin 28 Nisan’da başlayıp 3 Temmuz’a kadar devam eden programı kapsamında “Louis Malle: İçimdeki Ateş” adıyla usta yönetmenin birçok filmini izleme fırsatı yakaladık. Louis Malle denilince akla çoğu zaman Fransız Yeni Dalgası (Nouvelle Vague) geliyor. Fakat Louis Malle her ne kadar Fransız Yeni Dalgası yönetmenleriyle birlikte anılsa da onun sineması bu harekete tam olarak dahil değil. Bunun temel nedenlerinden biri Malle’in Yeni Dalga’nın teorik merkezini oluşturan Cahiers du Cinéma Dergisi çevresinden bir eleştirmen olarak gelmemesi. Öte yandan klasik bir sinema eğitimi almış olmasıyla birlikte sinemasının daha geleneksel anlatıya yakın oluşu da bunlar arasında sayılabilir. Bu yazıda Louis Malle’i program boyunca izleyebildiğim dört filmi üzerinden irdelemeye çalışacağım.

Rastlantılar, Caz ve Film Noir…

Yönetmenin ilk uzun metraj filmi, 1958 yapımı, film noir ve polisiye ögeleri taşıyan İdam Sehpası’ndaki (Ascenseur pour l’échafaud) en dikkat çekici özelliği müzik kullanımı ve caz… Caz müzikle kurduğu bağın bu filmde bu kadar ilgi çekmesinin en önemli sebebiyse caz müziğin efsane ismi Miles Davis’in film için yaptığı müzikler. Caz müzik öngörülmez bir ritmik akışa sahip. Yani kuralsız değil fakat her an tetikte tutan, şaşırtan iniş ve çıkışlara sahip bir müzik türü. Kalıplaşmış tekrarlar yerine sürekli dönüşen ve dinleyicinin beklentisini boşa çıkaran… Bu açıdan filmin neredeyse cazı üzerine biçilmiş bir kaftan gibi giydiğini söylemek abartı olmaz. Gösterim öncesi Alper Maran’ın sunumuyla izlediğim ve Miles Davis’in filmle ilişkisine dair ilginç detaylar da öğrendiğim İdam Sehpası, ünlü cazcının neredeyse 6-7 saatte stüdyoya girip doğaçlamayla müzik yaptığı bir film. Haliyle caz hem filmin ritmi hem de doğası için biçilmiş bir kaftan.

İdam Sehpası (Ascenseur pour l’échafaud)

Louis Malle’in farklı tür ve dönemlere ait filmleri olsa da bu ilk filmle kendi sinemasının en önemli temel taşlarını döşüyor. Zira Louis Malle’in filmlerindeki kaderin şekillenişi, İdam Sehpası’nın da ana omurgasını oluşturan beklenmedik tesadüflerden oluşuyor. Biz Malle’in neredeyse tüm filmlerinde karakterlerin kontrol edemediği tesadüflerle şekillenmiş hayatlarını izliyoruz. İdam Sehpası ise matematiğini tamamıyla bunun üzerine inşa ediyor.

Filmin hikâyesi Florence ile sevgilisi Julien’in Florence’ın kocası olan silah sanayicisi Simon’u öldürme planı etrafında gelişiyor. İki aşığın planı ilk bakışta kusursuz duruyor ancak Julien’in unuttuğu bir ayrıntı nedeniyle asansörde mahsur kalması, olayların tamamen kontrolden çıkmasına yol açıyor. Aynı gece genç bir çift Julien’in arabasını çalıp başka bir cinayet işleyince de olaylar giderek karmaşık bir hal alıyor. Malle burada klasik polisiye sineması krokisini kıran bir tarz benimsiyor. Polisiye sinemadaki gibi neden-sonuçtan ziyade art arda gelişen tesadüfler belirliyor her şeyi. Bu tesadüfler ve öngörülmezlik de caz müziğe inanılmaz bir alan açıyor. Başta da dediğim gibi karakterlerin kaderi onların planları ile değil rastlantılar tarafından şekilleniyor. Tıpkı cazın ritmi gibi…

Louis Malle’in sinemasının bir başka özelliği de politik oluşu. İdam Sehpası, yazıda ele alacağım diğer üç film kadar doğrudan politik olmasa da polisiyenin ve film noir’in yanı sıra politik sinemanın da ögelerini barındırıyor. Diğer filmlerde bu konuya daha fazla değineceğim fakat İdam Sehpası’nın politik tarafı, İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın toplumsal ve bireysel dönüşümüne bakması. Suçun bu kadar alelade bir duruma dönüşmesi savaş sonrası toplumun durumuna dair önemli bir ipucu veriyor. Öte yandan Julien’in eski bir asker oluşu, Simon’un Cezayir sömürgeciliğinde oynadığı role yapılan gönderme ve yine Julien’in arabasını çalan gencin kendisini bir asker olarak tanıtması… Louis Malle’in bu yazıda anacağım doğrudan İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan Adı Lucien ve Elveda Çocuklar öncesi İdam Sehpası’nda da savaşın izlerini bu kadar yoğun hissettirmesi onun sinemasına dair önemli bir yapı taşı görevi görüyor.

Malle’in sinemasının bir diğer ortak özelliği ise iyilik ve kötülük kavramlarının keskin sınırlarla çizilmemesi. İdam Sehpası’nda cinayet işleyen Julien’i, arabayı çalan iki genci ya da Florence’ı mutlak anlamda suçlu ya da kötü olarak tanımlayan bir anlatı kurmuyor Malle. Farklı türlerde anlatılar ve biçimler kullanıyor olsa da filmlerinde bu ahlâki belirsizliği korumaya devam ediyor. Bununla birlikte karakterlerini hiçbir zaman tarihsel bağlamdan koparmıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın içindeki ya da sonrasındaki Fransa’yı, kimi zaman da 68 kuşağının yarattığı toplumsal dönüşümü bireylerin deneyimleri üzerinden görünür kılıyor. Bu yönüyle Malle’in kamerası büyük tarihsel kırılmaların insan yaşamındaki izlerini takip ediyor, toplumsal değişimi birey üzerinden okuyan bir bakış geliştiriyor. Film doğrudan politik bir anlatı olmasa da Malle’in daha sonraki sinemasını belirleyecek olan ahlâki belirsizlik, tesadüf, bireyin tarih karşısındaki kırılganlığı ve karakterleri yargılamayan gözlemci bakış gibi temel özelliklerin ilk örneği.

İkinci Dünya Savaşı, İşbirlikçiler ve Çocuklar…

Elveda Çocuklar (Au revoir les enfants) ile Adı Lucien (Lacombe, Lucien), Louis Malle’in İkinci Dünya Savaşı’nı iki farklı açıdan ele aldığı, benzerlikler kadar farklılıklar da içerin iki filmi. İlk bakışta biri çocukların dünyasını, diğeri ise işbirlikçi bir gencin hikâyesini anlattığı için birbirinden oldukça farklı görünüyor. Ancak her iki film de aynı tarihsel döneme, benzer ahlâki sorulara ve Malle’in politik sinema anlayışına dayanıyor. Bu nedenle iki filmi birlikte okumak, bu tabloyu netleştirmek açısından anlamlı görünüyor.

Elveda Çocuklar (Au revoir les enfants)

Elveda Çocuklar, Louis Malle’in otobiyografik özellikler taşıyan filmi aynı zamanda. Dini eğitimin verildiği yatılı bir okulda geçen film, savaş yıllarını çocukların gözünden ve daha çok okul içerisinde anlatıyor. Elveda Çocuklar, okulda gizlenen Yahudi bir çocukla Fransız bir çocuğun çatışmalı arkadaşlığı etrafında şekilleniyor. Adı Lucien ise işgal altındaki Fransa kırsalında yaşayan, direniş ile Nazi işbirlikçiler arasında kalıp tesadüfen Nazilerle yolu kesiştiği için işbirlikçi olan Lucien’i konu alıyor. Bu iki filmde de savaş sadece arka planda akmakta olan tarihsel bir olay değil, karakterlerin tüm davranışlarını şekillendiren görünmez bir güç olarak işlev görüyor.

En önemli ortak nokta, her iki filmin de İkinci Dünya Savaşı’nı büyük tarihsel olaylar üzerinden değil, sıradan insanların deneyimleri üzerinden anlatması. Tıpkı savaş sonrası Fransa’daki izlerin ipuçlarını bıraktığı İdam Sehpası’nda olduğu gibi ama bu defa ipuçları şeklinde değil. Savaş yıllarının etkileri daha yakıcı ve hatta ahlâki belirsizliği ortaya çıkaran durumlar daha keskin anlatılıyor. Fakat değişmeyen şey ahlâki belirsizliğin keskin virajlara rağmen netleşmemesi. Savaşın gündelik yaşamı nasıl dönüştürdüğü ve insanların ahlâki tercihlerini nasıl etkilediği salt iyi ve kötü üzerinden şekillenmiyor yine. Adı Lucien’de bir Nazi işbirlikçisini izlerken tıpkı İdam Sehpası’ndaki gibi tutkuların ve arzuların su yüzüne daha çok çıktığını görebiliyoruz. Florence ve Julien’i cinayete sürükleyen yasak aşklarının arzusu ile Lucien’i işbirlikçiliği ile Yahudi bir kadına olan aşkındaki arzu, onun ahlaki ikilemini bulandıran, belirsizliğe iten çatışma noktası oluyor.

Adı Lucien (Lacombe, Lucien)

Her iki filmin de ahlâki belirsizlik üzerine kurulu olduğunu söylemiştim. Örneğin Elveda Çocuklar’da okul çalışanı olan gencin, Yahudi çocukları ihbar etmesi ilk bakışta açık bir kötülük gibi görünse de film bu kötülüğün arka palanını da es geçmiyor. Malle, zengin çocukların okuduğu bir okulda, ayağı aksayan, aşağılanan ve ekonomik olarak alt sınıfta olan bir gencin bu eyleminin ortaya çıkış sürecine de yer veriyor. Aynı şekilde Adı Lucien’de Lucien’in Nazi işbirlikçilerine katılmasının ideolojik bir bağlılıktan çok, aidiyet arayışı, var olma çabası olduğunu göstermekten de çekinmiyor. Ülkemizde arka planı çok da tartışılmak istenmeyen “suça sürüklenme” eylemin ne olduğunu anlatıyor bir bakıma Malle. Ancak yönetmen bunu yaparken karakterleri aklamıyor, onları yalnızca suçlarıyla tanımlamayı reddediyor ve meselenin somut koşullarını da açıklıkla ortaya koyuyor.

Malle bu iki filmde de yine tesadüfleri kullanıyor. Adı Lucien’de Lucien’in direniş örgütüne katılamayıp tesadüfen işbirlikçi polislerle karşılaşması onun için tarihin akışını baştan sona değiştiriyor. Elveda Çocuklar’da ise Gestapo subayının sınıfta Yahudi çocuğu aradığı sahnede, Fransız olan Julien’in çocukça bir refleksle arkadaşına bakması, subayın saklanan Yahudi çocuğu fark etmesine yol açıyor. İki sahnede de tarih, küçük bir bakışın ya da rastlantısal bir karşılaşmanın sonucunda yön değiştiriyor.

Elbette bu iki film arasındaki en önemli fark, seyircinin olayları kimin gözünden izlediği. Adı Lucien’de film boyunca seyirci olayları bir failin ve işbirlikçinin dünyasından izliyor. Elveda Çocuklar‘da ise kamerayı bu defa kurbanların dünyasına çeviriyor. Bu temel farka rağmen Louis Malle kendince kurduğu ahlâki belirsizlik, tesadüfler matematiğini işletmeye devam ediyor.

Mayıs 68 ve Bir Burjuva Mikrokozmosu

Son olarak ele alacağım Mayıs’ta Milou (Milou en mai) son derece ironik ve politik bir film fakat yukarıda bahsettiğim Adı Lucien ya da Elveda Çocuklar kadar sert politik bir yapısı yok. Ancak film, yönetmenin sınıf, iktidar ve toplumsal dönüşüm/kırılma çerçevesinde geliştirdiği eleştirel bakışın en ironik örneklerinden biri. Louis Malle bu kez İkinci Dünya Savaşı’nı değil, Fransa tarihindeki bir başka kırılma noktası olan Fransa’daki 1968 olaylarını konu alıyor. Burada da filmin asıl meselesi 68 olaylarını anlatmak değil. Tıpkı diğerleri gibi toplumsal dönüşümün izlerini ve belirleyiciliğini bireyler üzerinden anlatmak. Malle, işçi sınıfının ve öğrenci hareketinin yükseldiği bu dönemde kamerasını toplumun en ayrıcalıklı kesimlerinden biri olan Fransız burjuvazisine ve bu olayların orada nasıl yankı bulduğuna çeviriyor. Mayıs’ta Milou özetle Fransa 68’inin siyasal dönüşümünü bir aile mikrokozmosu üzerinden inceleyen toplumsal bir taşlama filmi.

Mayıs’ta Milou (Milou en mai)

Film, Fransa kırsalındaki bir malikânede geçiyor. Annelerinin ölümü üzerine büyük bir kırsal malikânede toplanan aile üyeleri, cenazenin nasıl kaldırılacağına karar vermeye çalışırken ülke genelinde grevler, öğrenci hareketleri ve ulaşımın durması nedeniyle buradan ayrılamıyor. Dışarıdaki Fransa köklü bir değişimin eşiğindeyken içerideki burjuva aile miras, mülkiyet ve kişisel çıkar hesaplarıyla meşgul oluyor. Ve dışarıda olup biten bu değişim onları ilk başta rahatsız eden ama belli bir noktada varlıklarına tehdit oluşturan bir olguya dönüşmeye başlıyor.

Mayıs’ta Milou, Luis Malle’in diğer filmlerinde de yaptığı toplumsal olayların bireyler üzerinde yarattığını etkileri gösterdiği o meşhur formülasyonundan fazlasını temsil ediyor. Malle burada doğrudan bir sınıfın reflekslerini ve toplumsal değişimin buradaki röntgenini çekiyor. Diğer üç filmde büyük kırılmaların ardından ya da içinde, bireyleri izlerken sınıfsal karakterler daha geçirgen anlatılıyordu. Örneğin İdam Sehpası’nda patronunu öldüren Julien’in onun eşiyle yasak aşkı, Julien’in arabasını çalan gençlerin ikisinden de farklı bir sosyal statüde olması ya da o gençlerin karşılaştıkları Alman çiftin de yine burjuva olması gibi. Buralarda sınıfsal karşılaşmaların ve hikâyelerin iç içe geçtiği ve hepsinin farklı tepkilerinin olduğu hikâyeler izledik. Adı Lucien ya da Elveda Çocuklar’da da farklı sosyal sınıfların kendi dinamikleri, arzuları ve belirsizlikleriyle bu toplumsal değişimlerin eşiğinden geçişlerine tanıklık ettik. Fakat Mayıs’ta Milou burjuvazinin bir aile üzerinden mikrokozmosunu yaratıyor. Biz artık değişimin bireyler üzerinde etkisini izlemiyoruz bu filmde, doğrudan bir sınıfın reflekslerini görüyoruz. Her ne kadar filmde hizmetçi, bahçıvan gibi farklı sınıflardan insanlar görsek de odakta artık bir sınıf var.

Film bu karakteristiği açısından diğerlerinden ayrılırken bu defa, özellikle taşlaması bakımından ünlü yönetmen Luis Buñuel’in filmi Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (The Discreet Charm of the Bourgeoisie) ile benzerlikler gösteriyor. Malle’in filmi Buñuel’in eserinden sonra çekildi. Doğrudan bir etkilenme olduğunu söylemek güç ama iki film arasında belirgin tematik ve anlatısal akrabalıklar bulmak mümkün. Her iki yönetmen de burjuvaziyi, bu sınıfın saygınlık, nezaket ve kültür söyleminin ardındaki bencil, çıkarcı, ikiyüzlü ve aç gözlü yapısı üzerinden eleştiriyor. Yoksa iki yönetmenin kullandığı sinema dili birbirinden farklı.

Buñuel, burjuvaziyi gerçeküstücülük aracılığıyla hedef alıyor. Burjuvazinin Gizli Çekiciliği’nde karakterler sürekli yemek yemeye çalışıyor ancak bunu hiçbir zaman başaramıyor. Buñuel yarattığı dünyada burjuvaziyi ve onun üzerine kurulu bütün toplumsal düzeni grotesk bir mizahla adeta parçalıyor. Louis Malle ise çok daha gerçekçi bir anlatım benimsiyor. Fakat mizah, karakterlerin gündelik davranışlarından doğarak absürdün sınırlarında dolaşmaya başlayınca Buñuel’in grotesk dünyasıyla benzerlik yaratıyor. Yahut Buñuel’in rüya ile karışan gerçeklik anlatısı, Mayıs’ta Milou’da mezarının kazılışını izleyen anne hayaleti olarak benzer bir tat yaratabiliyor.

İki yönetmen de burjuvaziyi yalnızca ekonomik bir sınıf olarak değil, ahlâki çelişkiler ve toplumsal ikiyüzlülük üreten bir yaşam biçimi olarak eleştiriyor. Bu nedenle filmleri, farklı sinema dillerine sahip olsalar da benzetmek kaçınılmaz oluyor.

Sonuç olarak incelemeye çalıştığım bu dört filmde Louis Malle, farklı dönemlere ve türlere ait hikâyeler anlatmasına rağmen, Fransız toplumunun tarihsel kırılmalarını sıradan insanların gündelik yaşamı üzerinden ele alıyor. Savaş, işbirlikçilik, sınıf çatışması ve burjuvazi eleştirisini ahlâki belirsizlikler, tesadüfler ve bunları ortaya çıkaran somut koşullar ekseninde irdeleyen politik bir sinema geliştiriyor.

*Bu yazı, sinema eleştirmeni ve gazeteci SUZAN DEMİR tarafından “AYIN KONUK YAZARI” konseptimiz için kaleme alınmıştır.

Diğer Yazılar: FikriSinema
57. SİYAD ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU
Sinema Yazarları Derneği‘nin verdiği 57’nci Türkiye Sineması Ödülleri, dün akşam İstanbul Modern’de...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir