Borges’ten Nolan’a ya da Babil Kitaplığı’ndan Beşinci Boyuta

(“INTERSTELLAR/YILDIZLARARASI” VE “BABİL KİTAPLIĞI” BAĞLANTISI)

Borges, herhangi bir edebiyat müptelasının (edebiyat derken klasik anlamdaki yazın söz konusudur burada, son dönemde moda olan vampirli kumpirli, yerli yabancı sabun köpüğü tadındaki edebiyata bir şey katmayan eserler değil) çok yakından tanıyor olabileceğini düşündüğüm Arjantinli bir yazardır. Edebiyata ‘Borgesvari’ tanımını kazandırdığını düşünürsek aslında ilk cümle oldukça basit kalıyor onu tanıtmak için. Ancak amacımız onu tanıtmak değil, hala tanımamış olmanızın sizin için bir kayıp olduğunu göstermek. Öyle ki bu sizin Nolan’ın Interstellar/ Yıldızlararası filminin en can alıcı sahnesini daha iyi anlamanız (ya da anlamamanız) açısından da bir anahtar niteliği taşıyor.

Aynı sebeplerle artık Hollywood sinemasının en iyi yönetmenlerinden biri olduğunu yaptığı her işle kanıtlayan Christopher Nolan’dan (ve senarist kardeşi Jonathan N.) da ayrıca bahsetmiyoruz. Onun yerine Following/Takip’ten başlayarak bütün filmografisini izlemenizi öneririz. Burada söz konusu olan film Interstellar/ Yıldızlararası ve onun finalinde karşımıza çıkan, beşinci boyutun varlıklarının zamanı üç boyutlu hale getirerek Cooper’ı içine koydukları tesseract biçimli mekan ve burada geçen sahne.

Interstellar/Yıldızlararası insanoğlunun dünyadaki tüm kaynakları, hatta dünyanın kendisini bile tüketip artık yaşanamaz bir hale getirdiği ve bu nedenle yaşanacak yeni gezegenlerin aranmaya başlandığı (belki yakın) bir gelecekte geçiyor. Satürn yakınında birdenbire beliren bir solucan deliği ise insanların bu konudaki umudu oluyor. Çünkü solucan deliğinin diğer ucu, içinde yaşanabilir şartları taşıması muhtemel olan üç gezegenin de bulunduğu başka bir galaksiye açılmaktadır. NASA’nın elinde kalan ‘gerçekten uçmuş’ son pilot olan Cooper’ın da aralarında bulunduğu ufak bir ekip, solucan deliğinden geçerek üzerinde yaşam olması muhtemel gezegenleri kesinleştirmek üzere gönderilirler. Tabii burada araya filmin bir diğer konusu olan zaman kayması, izafiyet teorisi giriyor ve dünya zamanına göre birkaç yılda bitmesi gereken görevin süresi biraz uzuyor. Bu aşama da konumuz olmadığından üzerinde durmuyoruz. Ancak ekip 2. gezegendeki şartları kontrol ettikten sonra yaşanan bazı olumsuzluklar onları yakınında 3. gezegenin de bulunduğu Gargantua adındaki dev karadeliğe sürüklüyor. Bu aşamada Cooper, ekip arkadaşı Brand’ın gemisini ana gemiden ayırarak 3. gezegene yollarken, kendisi de zamanla ilgili veriler toplayabilmek için karadeliğin olay ufkuna doğru dalış yapar. Bundan sonrası bizim izlerini Borges’de bulduğumuz beşinci boyuta geçildiği aşamadır. Tabii bugün bilim bir karadeliğin olay ufkunda olanları (sonsuz karanlıktan başka) henüz bilemediğinden, bundan sonrası tamamen yönetmenin hayalgücüne göre şekillenmiş. Bu şekillendirmede de Borges’in Babil Kitaplığı öyküsünde anlatılan kütüphane etkili olmuş gibi görünüyor.

Dikkat edilirse film, Cooper’ın kızı Murph’ün odasındaki kütüphanenin raflarını göstererek başlar. Bu da bize aslında bu kütüphanenin filmin öyküsü açısından önemli bir mekan olduğunu göstermektedir. Nitekim hemen ardından Murph’ün kütüphanesindeki kitapların bir sebep yokken raflardan düştüğünü öğreniriz, ki bu sıklıkla devam eder. Murph bu ‘poltergeist’leri bir hayaletle açıklamak istese de babası bunu bilimsel bir yöntem olarak görmez. Ancak fırtınalı bir anda Murph’ün odasındaki sesleri duyan Cooper, Murph’le birlikte odaya çıktığında yerdeki tozlar üzerine ikili kodla sayılar yazıldığını görür. Bu da aslında NASA’nın gizli üssünün koordinatlarıdır. Cooper NASA’nın verdiği görevi kabul edip gitmek üzereyken, bu sefer Murph odada düşen kitapların şifre içerdiğini ve şifreyi çözdüğünü söyler. Şifrede ‘STAY/KAL’ demektedir. Ve bütün bunlar henüz on yaşında ufak bir kız olan Murph’ün odasındaki kütüphanede gerçekleşirler.

Cooper, Gargantua’nın olay ufkuna daldığında gemisi parçalanmaya başlar ve kendisini uzay boşluğuna fırlatır. Kendisini kaybeden Cooper, bilinci yerine gelmeye başladığında hızla tesseract(tetraküp) biçimli bir yapıya doğru düşmekte olduğunu fark eder. Sonra yapının içinde bir noktada yapının duvarına tutunarak düşüşünü yavaşlatır ve durur. Filmin senaryosunda Cooper’ın içine düştüğü yapının duvarları şu şekilde tasvir edilir: “Her tuğla sıkıca paketlenmiş kağıtlar halindeydi… Sayfalar… Kitaplar- bir kitaplık rafının arkasından görüleceği gibiydi…” ve Cooper kitaplardan birini sertçe hareket ettirip diğer tarafa düşürdüğünde, duvarın diğer tarafında on yaşındaki Murph’ü görür. Aslında Cooper’ın içine düştüğü yapı “küçük bir kızın odasındaki her anın fiziksel boyutudur”. Bir teserract şeklinde maddeleştirilen bu boyut, iç içe geçmiş, üst üste gelmiş ve sonsuz sayıda tekrar eden Murph’ün odasıdır aslında. Orada yaşanan her an, tesseract’da fiziksel bir oda olarak yer alır. Ancak Cooper’ın bulunduğu, tesseract’ın içinden bakıldığında hep kütüphanenin bulunduğu duvardan görülür oda. Dolayısıyla tesseract’ın içinde nereye bakarsanız bakın sonsuz bir kütüphaneye, kitapların sırtı yönünde değil sayfaları yönünde bakıyormuş gibi görürsünüz.

Bu noktada Borges’e dönüş yaparak, onun ünlü öykülerinden biri olan Babil Kitaplığı’na bir bakmak gerekiyor. Gelmiş geçmiş bütün kitapların içinde bulunduğu, sonsuz büyüklükteki bir kütüphane olan Babil Kitaplığı’nı Borges öykünün başlangıcında şöyle tanımlar: “Evren, (kimileri kitaplık diye anıyorlar) birbirinden engin havalandırma boşluklarıyla ayrılmış, alçak parmaklıklarla çevrili, sayısı belirsiz, belki de sonsuz, altıgen dehlizlerden oluşmuştur. Altıgenlerin hangisinden bakılsa uçsuz bucaksız üst katlarla alt katlar görülebilir. Dehlizlerin dağılış düzeni de değişmezdir. Her yanda beşer uzun raftan toplam yirmi raf, biri dışında duvarların tümünü kaplamaktadır. Rafların yüksekliği, tavandan zeminedir; sıradan bir kütüphanecinin boyunu pek aşmaz.”. Babil Kitaplığı’nın Borges tarafından yapılan bu fiziksel tanımıyla, Cooper’ın içine düştüğü tesseract’ı karşılaştırdığımızda benzerlikler açıkça görülecektir. Cooper da içinde bulunduğu boyutu yapay zeka TARS’a şu cümlelerle açıklar: “Bütün bunlar küçük bir kızın odası. Oradaki her an. Sonsuz bir karmaşıklık.”. Ancak Cooper bu anların her birini kitaplarla dolu aynı kitaplığın ardından gördüğü için bütün uzamlarda kitaplık yer almaktadır ve tıpkı Babil Kitaplığı’nın sayısı belirsiz, belki de sonsuz, altıgen dehlizleri gibi Murph’ün odasında yaşanmış her an (yani zaman) da fiziksel bir boyut/mekan olarak tesseract’ın sayısı belirsiz, belki de sonsuz hücrelerini oluşturmaktadır. Cooper hangi hücrenin kitap kaplı duvarından bakarsa baksın uçsuz bucaksız üst katlarla alt katlardaki hücreleri de kitaplığın arkasından görebilmekte, yani Murph’ün odasında yaşanmış olan her ana ulaşabilmektedir. Böylece Murph’ün odasındaki on yaşındaki veya 30 yaşındaki haline kitapları düşürerek ya da toz üzerine kodlar yazarak mesaj verebilmektedir. Tesseract, Cooper’ın Murph’ün odasındaki geçmiş ve geleceği bir bütün olarak görmesini sağlamak için inşa edilmiştir. Cooper tesseract’tayken, onun için evren duvarları kitaplarla kaplı (ama bunu tersinden gördüğü) sonsuz bir kütüphanedir aslında.

Borges’in öyküsünde de “Kitaplık” evrene verilen bir isimdir. Gelmiş geçmiş, yazılmış, yazılmakta olan, yazılmamış ya da hiç yazılmayacak olan bütün kitaplar burada bulunmaktadır. Her şeyin- geleceğin ince ayrıntılı bir tarihçesi, kendi ölümünüzün sahici öyküsü kitaplıkta yer almaktadır. Kitaplık bir toplamdır. Borges’in Babil Kitaplığı’ndaki kitapları sınıflandırması bizim zamanı bölümlememizle aynı nitelikleri taşımakta ve geçmiş, şimdi, gelecek üzerine kurgulamaktadır kitapları. Diğer taraftan, tesseract’ın Murph’ün odasındaki geçmiş, şimdi ve gelecek anları bir yapıya toplaması gibi, Kitaplık da aslında geçmiş ve gelecek bütün zamanların kitap formatında bir toplamıdır. Kitaplık ise evren yani zamanın bütünsel halidir. “Evren, birdenbire, insanlığın umudunun sınırsız boyutlarını ele geçirmişti” der Borges öyküde; Cooper’ın düştüğü tesseract’te de beşinci boyutun varlıkları bütün boyutları ele geçirerek (zamanı fiziksel bir boyuta taşıyarak), dünyadaki insanları kurtarmaya çalışan Cooper’a bir umut vermişlerdi. Yine öyküde Borges, “O dönemde, insanlığın temel gizlerini- Kitaplık’ın ve zamanın kaynağını- aydınlığa kavuşturmanın bir yolu bulunacağı umudu da besleniyordu.” der. Burada Borges “Kitaplık’ın ve zamanın kaynağını” diyerek, Kitaplık’ın zamanla aynı şey olduğunu, dolayısıyla da kitaplıktaki her kitabın zamandaki bir ana tekabül ettiğini ima ediyor gibidir. Tıpkı tesseract’taki her hücre gibi. Ayrıca “zamanın gizini çözmek üzere” veriler toplayabilmek için kara deliğin olay ufkuna dalan Cooper’ın oradan bir kütüphaneye ulaşması da rastlantı olamaz. Cooper kitaplığın gizini çözdüğünde, oradan kızına ulaşarak (yani zaman ötesine geçerek-beşinci boyut) insanlığın kurtuluşu için bir umut aşılıyor.

Filmin başında, henüz şimdideyken, Murph odasında yaşanan garip olayları (sesler, kitapların raftan düşmesi vs.) açıklamak için hayalet fenomenini kullanıyordu. Bunu babasına söylediğinde “Hayalet diye bir şey yoktur.” Yanıtını alıyordu. Bir sonraki seferde yine aynı sebebi tekrarladığında da “Bana bir hayaletten korktuğunu söyleme. Olayın derinlerine in. Tam olarak sonuca varabilmek için gerçekleri ele al, analiz et, neden ve nasıl olduğunu araştır.” Yanıtını alıyordu. Film ilerleyip finale yaklaşıldığında ise, Murph babasının sözleri sayesinde aslında o kitapları yere düşürenin, gelecekten mesaj yollamaya çalışan babası olduğunu anlıyordu. Biz de seyirci olarak, tesseract’taki Cooper’ın bunu yapışına tanıklık ediyorduk. Peki Murph’ün başta hayalet fenomenine sığınması bir rastlantı mı, tercih mi? Yoksa yine Borges’in öyküsüne bir gönderme mi? Borges de Babil Kitaplığı’nda “Her şeyin önceden yazılmış olduğu inancı, bizleri ya yok sayıyor ya da hayalete çeviriyor.”. Bu nedenle bilime inanan Cooper kızının hayalet açıklamasını asla kabul etmiyor. Çünkü insanoğlunun yapacağı keşifler, gideceği yerler, sahip olduğu beyin karşısında bunun oldukça basit bir açıklama olacağını düşünüyor. Nitekim sonunda tekrarladığı şey hep aynı oluyor “Bizdik TARS, onlar bizdik.”. Çünkü insanoğlu yok değildi, bir hayalet değildi; şimdi değil ama sonra, çok sonra beşinci boyutun varlıklarına dönüşeceklerdi.

“Moleküler kalınlıkta süper ince kâğıda yapılmış, saydam ve ipeksi sayfalara sahip tek bir ciltte toplanmış olsa, Babil Kitaplığı ne kadar yer kaplardı?” diye soruyor Levent Şentürk, “İbrikli Gökgürültüsü’nden Alçı Krampı’na Babil Kitaplığı’nın Mimarisine Giriş” başlıklı makalesinde. Ve Nolan da Interstellar/Yıldızlararası’yla buna cevap veriyor sanki; bir an kadar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir