KURBAN

Küçük Bir Yalanın Vicdanla Savaşı

Yönetmen Michal Blasko’nun Slovakya’nın Oscar aday adayı olarak seçilen filmi ‘’Victim’’ (Obet), ırkçılık, göçmenlik, ötekileştirme sorunlarına odaklanan bir film. Hikayesini başarılı bir şekilde aktaran Victim, söylemek istedikleriyle adından sıkça söz ettirecek bir filme benziyor.

Ukraynalı göçmen bir annenin oğlu saldırıya uğrar. Genç oğlu ciddi bir şekilde yaralanır. Polis soruşturmaya devam ederken, mahalleli onların arkasında durur ve bu olaya sebep olduğu düşünülen komşularını suçlar. Olayla ilgili gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca ve insanlar bu ailenin yanında olup eylemler düzenleyince mesele farklı noktalara taşınmaya başlar. Devlet de ailenin yanında olduğunu göstererek farklı şekillerde kendilerine pay çıkarmaktan geri durmaz. Gittikçe kimin yalan söylediğini, gerçeğin ne olduğunu anlamak zorlaşır. Kendi vatanı olmayan yerde yaşadığı sıkıntılar Irinia’yı tek başına mücadele etmek zorunda olduğu bir savaşa sokar. Fakat bu savaş başkalarıyla değil kendi vicdanıyla olacaktır.

Yeni bir hayat kurmaya çalışan göçmen ailenin hikayesi gerçek bir olaya dayanıyor. Ergenlik çağındaki oğluyla birlikte yaşayan bir annenin bir yandan geçim sıkıntısı çekerken bir yandan da vatandaşlık almaya çalışması, başlarına gelen olaya karşı yaklaşımlarını değiştirmelerine sebep oluyor. Daha önce ret yanıtı alan Irina bu defa reddedilmek istemiyor. Irina’nın tek istediği başlarına gelen talihsiz olayın basit bir şekilde bitmesi ve vatandaşlık hakkını elde etmesi. Bir taraftan oğlunun söylediği yalanın ortaya çıkmaması için elinden geleni yapsa da daha sonrasında vicdanıyla büyük bir çatışmaya giriyor. Filmin özellikle bu noktasında oyunculuğunu Juliette Binoche’a aşırı benzetmekten kendimi alamadığım Vita Smachelyuk, çok başarılı bir performans sergiliyor. Donuk, mimiksiz ifadeleri filmin ruhunu çok iyi yansıtıyor.

Göçmen hikayesiyle, ırkçılığın hiçbir şekilde kontrol altına alınamayacağını da anlatan film, oldukça üzücü bir konuyu sinema aracılığıyla bizlere yeniden hatırlatıyor. Blasko göçmen sorununu bir anne ve oğul üzerinden anlatırken aynı zamanda da anne ve oğulun birbirleriyle çatışmalarını da aktarıyor. Söylenen yalan sayesinde devletten alınacak para ve sosyal olarak daha fazla önemsenmek anneyi uzun bir süre daha rahatsız edecek gibi görünüyor.

İnsanın bu korkunç dünyada tercihi ne olmalı?

Sürekli yalan söyleyerek yaşamak mı yoksa kötüye gideceğini bilerek vicdanını rahatlatmak mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir