HAYATININ ÇETELESİNİ TUTAN ADAM

Bu belgeseli TRT’de izlemek gerekir. Mülkiyeliler Birliği Açık Hava Film Gösterimleri Günlerimiz seçkisinde Kuzeyden Gelen Adam belgeselinin Ankara’daki ilk gösterimi gerçekleşti. Gösterim sonrası belgeselin yönetmeni Hüseyin Karabey ile de bir söyleşi yaptık. Böylece belgeselin hazırlık sürecine dair detayları da öğrenme şansını yakaladık.

Kimsenin çevirip geçemeyeceği, bir kez bakıp unutamayacağı bir şey izlemiştim.

Kadir İnanır‘ı hep filmleriyle tanıdım. Meğer o, kendini yalnızca ekrana bırakmamış. On yedi yaşından beri not tutmuş, fotoğraf biriktirmiş, görüntüler kaydetmiş; kendi hayatının kayıtçısı olmuş. İnsanın hayat hikâyesinde bir yer vardır: Dipnotların asıl metne sızmaya başladığı yer. Kadir İnanır, 26 Haziran 2026 tarihinde aramızdan ayrılırken notları, duruşu ve filmleriyle bunu başarmış. Haziran ayında öldüğünden de ayrı bir sızı bıraktı içimde. Kenara düştüğü notlar, yıllar içinde onun anlattığı hikâyenin kendisine dönüşmüş.

Kadir İnanır Arşivi


Belgeselde bunun ne demek olduğunu tek karede anlatan bir an var. Kadir İnanır’ın kendi el yazısıyla yazdığı bir sayfa ekrana geliyor. Hayat yolculuğunun ortasında, düz yolun kaybolduğu bir karanlıkta kendine geldiğini yazmış. “Uzun süre felsefeyle derinden ilgilendim.” diyor. O anda anlıyorsunuz: İnanır yalnızca oynamamış, düşünmüş de. Düşündüğünü de tıpkı yaşadığını kaydettiği gibi kâğıda geçirmiş. Hatta bu notlar çok da uzak olmayan bir zamanda kitap olarak da raflarımızdaki yerini alabilir.

Hüseyin Karabey (Fotoğraf: İlker Yavuz)


Hüseyin Karabey ile Kadir İnanır‘ın yolları 2011’de, Jülide Kural sayesinde kesişmiş. İnanır’ın on yedi yaşından beri biriktirdiği devasa arşivi (on binden fazla fotoğraf, yüzlerce saatlik kayıt, el yazısı defterler) görünce bunun dijitalleşmesi gerektiğini anlamış. Sadece bu aktarım bile bir buçuk, iki yıl sürmüş.

Beni asıl heyecanlandıran, bu arşivin yalnızca İnanır’ı kaydeden bir arşiv olmamasıydı. Kadir İnanır setlerde sadece oynamamış; bazen kamerayı, bazen fotoğraf makinesini kendisi tutmuş. Kırık Bir Aşk Hikâyesi‘nin setinde, arabayla giderlerken kamera bir anda yoldan dönüyor. Kadrajın karşısında değil, arkasında biri var sanılırken, o anı tutan elin Kadir İnanır’a ait olduğunu öğreniyoruz. Kamera arabayı kullanan Ömer Kavur’u gösteriyor. Bunu görünce yaşadığım sevinci kelimelerle anlatamam.

Ömer Kavur – Kadir İnanır Arşivi

İnanır’ın arşivi böylece yalnızca onun başına gelenleri kaydeden bir arşiv olmaktan çıkıyor. O da bakmış, o da seçmiş, o da kaydetmiş.

Ortada kırk saatlik bir kayıt var. On üç yıl boyunca, farklı dönemlerde biriken kırk saat. İnanır, anlattığı her şeyi kamera karşısında yeniden yaşamış; bazı anlatıların ardından bir saat durup nefes almaları gerekmiş. Çünkü burada yalnızca geçmiş hatırlanmıyor, geçmiş yeniden kuruluyor. Yönetmen bu kırk saatten neyi seçip neyi bıraktığında, filmin kendisine de yeni bir katman ekliyor. Artık yalnızca Kadir İnanır’ın hatıraları yok karşımızda; yönetmenin o hatıralar arasından yaptığı seçim de var. Hangisinin hatıra, hangisinin yeniden yaşanan bir an olduğunu artık kesin biçimde ayıramıyoruz. Belki de filmin en dürüst tarafı tam olarak bu belirsizlik.

Jenerikte yüz on üç filmin adı listelenmiş. Yüz on üç filmden kesilmiş kareler, bir adamın kamera önünde yaşadığı hayatla kamera arkasında kaydettiği hayatı üst üste bindiriyor perdede. Bir tarafta karakterler var, öte tarafta o karakterlere hayat veren adam. Ama belgesel ilerledikçe bu iki taraf arasındaki çizgi de inceliyor. Kadir İnanır’ın kendi arşivi, bize yalnızca oynadığı rolleri değil, o rollerin arasında yaşamış bir insanı da gösteriyor.

Kadir İnanır – Kuzeyden Gelen Adam

Belgeselin bende bıraktığı asıl duygu buydu: Kadir İnanır’ın hayatı boyunca tuttuğu notlar, biriktirdiği fotoğraflar, kaydettiği görüntüler ve yazdığı defterler, yıllar sonra tek bir anlatının parçalarına dönüşmüş. Bu bir aktör belgeseli değil. Bir adamın kendi hayatı için tuttuğu çetelenin, yıllar sonra başka birinin kamerasından yeniden okunması. Üstelik o çetelenin içinde yalnızca bir sinema oyuncusunun hayatı yok; Türkiye’nin yakın tarihine, sinemasına ve bir insanın kendi yaşadıklarına nasıl baktığı da var.

Belgesel bittiğinde aklımdan geçen ilk cümle bu yüzden hâlâ aynı: Bu filmi TRT’de yayınlamak gerekir. Çünkü Kadir İnanır’ın yıllarca kendi eliyle tuttuğu kayıt, sonunda yalnızca onun hayatını anlatan bir filme değil, bir dönemin hafızasına dönüşmüş.

Belgeselin finalinden, Kadir İnanır’ın son sözüyle, bitireyim:

“Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!”

30. Adana Altın Koza Film Festivali
Diğer Yazılar: Barış Arslan
ENGELSİZ FİLMLER FESTİVALİ: MÜMKÜN MÜ?
Engelsiz Filmler Festivali on dördüncü yılında. Bu cümle bir başarı hikâyesi gibi...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir