HAFIZA: 36. ANKARA FİLM FESTİVALİ AÇILIŞI TÖRENİ

İlk festival deneyimimi yirmi yıl önce 16. Ankara Film Festivali ile yaşamıştım. Ulusal Uzun Film Yarışması kapsamında “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” adında bir film izlediğimi hatırlıyorum. O kadar sevmiştim ki filmin gösterimden sonra Hatay Sokak‘ın Kocatepe tarafında filmin yönetmeniyle karşılaşınca ‘Ahmet Abi!’ diye seslenip filmi için teşekkür etmiştim.

Kendime Mülkiyeli demediğim zamanlardı. ‘Siyasal’da okuyorum derdim. Sonra yeni sorular, yeni cevaplar arandı. Mülkiye ve Mülkiyeliler Birliği nedir? Ne değildir? Bende yansıması ne oldu? Değişti de değişti? Bu süreçte Ankara ile bağ kurduğum şeylerin değerini artıran, farklılaştıran şeyler öğrendim.

Ankara’da sinema alanında bir etkinlik yapılması fikrinin ortaya atıldığı yer de Mülkiyeliler Birliği bahçesiymiş. 1. Ankara Film Şenliği, 16.sıyla tanışma fırsatı bulduğum Ankara Film Festivali’nin ilk yılındaki adıymış. Mahmut Tali Öngören’in, İlhan Alkan’ın, Ülkü Orbay’ın ve Alper Aktan’ın çabalarıyla bir şehri yeniden sanatla buluşturmayı amaçlayan bu girişim, 12 Eylül’ün bastırdığı sesi yeniden açmak için bir araya gelen paydaşların gücüyle yol almış.

Kentli olma, kentte kamusal bir kültür üretme arzusu

O ilk etkinliğin sekreteryasını yürüten Ülkü Orbay’ın sözleri hâlâ geçerli: “Bu işe amatörce başladık ama Ankara sanat alanında pek etkin bir kent değildi.” Bugün, kırk yıla yaklaşan bir zaman sonra, Ankara ne durumda!

Üniversitede toplu bilet alıp öğrencilerini tiyatroya götüren hocalarım vardı. Ankara Devlet Tiyatrosu’yla ilk tanışmam Şinasi Sahnesi’ndeydi. Bugün, 36. Ankara Film Festivali’nin açılış töreni bu sahnede yapılıyor.


Tören ve Onur Ödülleri

Festivalin açılışında, bu yılın afişini tasarlayan Atay Erol’a plaketi Habib Aydoğdu takdim etti. 207 tasarım arasından seçilen afişin festivalin duygusunu çok iyi yansıttığını belirtti.


Geçen yıl aramızdan ayrılan İnci Demirkol’u anmak için hazırlanan video gösteriminin ardından, festivalin ilk afişlerini tasarlayan Nezih Danyal da sahnede anıldı. Ardından yarışma kategorilerinin jürileri ve seçkilerdeki filmler, kısa tanıtım videolarıyla izleyiciye tanıtıldı.

Selman Nacar, hikâye anlatımındaki özgün çalışmaları nedeniyle Vakıf Özel Ödülü’ne değer görüldü. Ödülünü Fadik Sevin Atasoy’un elinden aldı ve konuşmasında, “2024 Ağustos’unda Filistin’e giden Ayşenur Ezgi Eygi ile sinema üzerine sohbetlerinden” söz ederek, “İsrailli bir askerin kurşunuyla vefat eden arkadaşına” ödülünü ithaf etti.

Kadın oyuncular için ilham kaynağı olan ve yeni şeyler denemekten çekinmeyen Demet Evgar, Vakıf Özel Ödülü’ne layık görüldü. Video teşekkür mesajında, “Sinemanın bir ülkenin kendini yeniden anlatma biçimi olduğuna inanıyorum.” dedi.

Türkiye’de sinemanın yaşayan bir kültür merkezi olarak Sinematek/Sinema Evi, Kitle İletişim Ödülü’ne layık görüldü.

Üretkenliği ve özgün sanatçı kimliği nedeniyle Aziz Nesin Emek Ödülü ise Zuhal Olcay’a verildi. Olcay, video mesajında, “Bütün sinemacı kadınlar ve kadın meslektaşlarım için alıyorum.” dedi.

Toplumsal belleğimize yer eden çalışmaları ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kurucu grubundaki katkıları nedeniyle 2025 Sanat Çınarı Ödülü’ne Rutkay Aziz layık görüldü. Aziz, sahnede yaptığı konuşmada şöyle dedi:

Biz inatla ilerici, devrimci tiyatro yapıyoruz. Mutsuz bir ülkede ben niye mutlu olayım? Eşim dostum arkadaşlarım başkanlar bir hücrede yaşarken hukuksuzluğun adaletsizliğin egemen olduğu koşullarda ben niye mutlu olayım. Ama Umutluyum. Kadınlar katılmaksızın gerçek bir kitle hareketi olamaz. Bizim kadınlarımız gençlerimiz insanımız bu demokrasi ve barış mücadelesinde biz de varız diye seslerini çıkartıyorlar. Evet, umutluyum. Bizim umudumuz ölmeyecek!”

Ödüller, elbette birer saygı göstergesiydi ama asıl değer, o seslerin salonda yankılanma biçimindeydi

Dayanışma

Bugün sanatsal üretim yolu, 80’lerin sonlarında olduğu gibi, zorluklarla örülü ama fark şu: Artık yalnız değiliz. Yeni kuşak yönetmenler, bağımsız sinemacılar, kadın üreticiler ve queer sanatçılar, hepsi kendi sözünü arıyor. Ne var ki, bu sözün karşılığını alacağı kamusal alan daralıyor. Festivaller, bu yüzden, yalnızca gösterim alanı değil, birer dayanışma zemini hâline geliyor.

Böylesi zamanlarda, sinemanın dili de kendini yeniden tanımlıyor. Çünkü üretim sadece sanatsal değil, aynı zamanda politik bir eylem. Belki de asıl ödül, bu dayanışmanın sürmesi.

Ankara Film Festivali, bir kentin sinema arşivinden çok, onun hafızasıdır. Yirmi yıl önce festivalle tanıştığım, aynı şehirde, 36. kez Ankara Film Festivali başlıyor.

21 Kasım’a kadar yolunuz Hatay Sokak‘a düşerse, film izlemeseniz de olur, tek mekânlı festivalin tek mekânında bir hafıza arayın.

Herkese iyi seyirler.

Diğer Yazılar: Barış Arslan
GÜNDÜZ MNEMOSYNE GECE MNEMOSYNE
Ölülerle son bir temas daha kurmak fikri akla gelir elbet. Son kez...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir