CHICAGO YEDİLİSİNİN YARGILANMASI

1968 yılı başta Amerika tarihi olmak üzere tüm dünya tarihini de etkileyen önemli olayların yaşandığı bir yıldı. Martin Luther King’in öldürülmesi, Vietnam savaşı, Fransa’daki hükümet karşıtı olaylar ve Türkiye’deki emperyalizme karşı mücadele bu yılın en temel olaylarından bazıları. Amerika’nın komünizmin yayılmasını önleme bahanesiyle Vietnam ile savaşı da dünya genelinde farklı etkiler yarattı. 68 yılına gelindiğinde, Vietnamlıların yanı sıra 60 bine yakın Amerikan askeri bu savaşta ölmüştü ve Chicago’da yaklaşan başkanlık seçimleri öncesi Amerika’nın Vietnam’a asker göndermesi protesto edilmekteydi.

Chicago Yedilisinin Yargılanması, 28 Ağustos 1968 yılında Lincoln Park’ta yaşananlar sonrası eylemcilerin yargılandığı davayı konu ediniyor. Birbirinden farklı grupların bir araya geldiği bir eyleme dönüşen bu olaylar sonucu, bu grupların liderleri olarak görülen 8 kişi yargıç karşısına çıkartılıyor. Bu 8 kişiden biri aslında olaylara hiç karışmamasına rağmen jüriyi etkilemek adına davaya dahil edilen Kara Panterler’in lideri. Sonuçta davalılardan biri siyahi ise o suç kesin işlenmiştir(!)

Film, davaya atanan savcıya verilen direktiflerle başlıyor. Yani daha ilk sahneden itibaren davanın ne kadar taraflı yürütüleceği çok açık. Ancak dakikalar ilerledikçe eylemcilere yapılan haksızlıklar, Amerika tarihine kara bir leke olarak geçen bu davayı tüm gerçekliği ile gözler önüne seriyor. Bu anlamda yani tarihi gerçekliği anlatma adına film oldukça başarılı. Davada yaşanan olayları mahkeme kayıtlarındaki gibi anlatan, dönemin hükümetinin davaya yaptığı müdahaleleri cesurca senaryosuna yansıtan, hukuk sistemindeki taraflı yargıçların, savcıların durumunu ve adaletsizliği ortaya koyan değerli bir film.

Filmin yönetmeni ve senaristi Aaron Sorkin daha önce A Few Good Men filminin senaryosunu yazarken yaptığını bu kez bu filmde yapmış. Gücün sahiplerinin ellerindeki gücü adaletsizce ve insan canını hiçe sayarak kullandıkları durumları, izleyicinin jüri olduğu mahkeme salonlarına taşımış. Chicago Yedilisinin Yargılanması filminde tarihi bir adaletsizliği taraflı yargıcın ellerinden alarak izleyicileri taraf haline getirmiş. Filmin en büyük sorunu ise içinde bulunulan durumun yeterince sinir bozucu olmasına rağmen yine de kara mizaha yönelmesi olmuş. Ayrıca her ne kadar dönemin kıyafetleri kullanılmaya çalışılsa da fazla renkli, tiyatral bir ortam ortaya çıkmış. Bunlar da olabildiğince sorunlu olan bu gerçek davayı gerçeklikten uzaklaştırmış. Oyuncu kadrosu birbirinden önemli isimlerle dolu olan filmin en gerçekçi rolleri ise Mark Rylance’ın canlandırdığı eylemcilerin avukatı ve Frank Langella’nın canlandırdığı yargıçtı. Eddie Redmayne ve Sacha Baron Cohen iyi performans göstermiş olsalar da gerçek karakterlerine benzetilme çabası ile belirgin hale gelen makyajları ve Eddie Redmayne’ın genç eylemciden ziyade liseli ergen tavırları biraz yavan kalmış. Joseph Gordon-Levitt’in canlandırdığı savcı rolü filmde çok önemli bir yer kaplayabilecekken daha geri planda kaldığından Levitt’in oyunculuğunun filme etkisinden bahsetmek zor. Bobby Seale’i canlandıran Yahya Abdul-Mateen’in ise fark yarattığını söyleyebilirim.

Filmin özellikle park sahneleri ve hükümetin gençlere aldığı tavır ile Gezi Parkı olaylarını andırdığını da söylemem gerek. Cumhuriyet’teki yazısında Emrah Kolukısa da aynı benzerliğe değinmiş. Bizler Gezi Parkı’nda direndiğimiz zamanlarda da polisin benzer şiddetine, amaçları şehirlerini, parklarını korumak olan eylemcilerin terörist olarak yargılanmasına şahit olduk. Bu anlamda Gezi Parkı’nda bulunmuş bir nesil olarak bu film daha anlamlı geliyor elbette. Sırf bu yüzden bile Chicago Yedilisinin Yargılanması mutlaka izlenmesi gereken filmlerden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.