“BİR TOPLUM, ANCAK SİSTEMİN DAYATTIĞI VE BİREYLERİNİN FIRSATÇIYA DÖNÜŞMEKTE BİR AHLAKSIZLIK GÖRMEDİĞİ ZAMAN YOZLAŞABİLİR”

Türkiye sinemasındaki erotik film furyası çoğu zaman ya sansasyonel bir anekdot gibi anlatılıyor ya da Yeşilçam’ın “çöküşünün” simgesi olarak görülüyor. “Parçalı Yıllar” filmi ise tam da 70’lerin Türkiye’sinde yaşanan ekonomik krizin sinema sektörünü dönüştürdüğü bir dönemde geçiyor. Hikâye, tiyatro oyuncusu Aytekin’in ailesini korumak adına girdiği erotik film dünyasındaki yükselişini ve bu süreçte yaşadığı kişisel değişimi konu alıyor.

Kadrosunda Yetkin Dikinciler, Levent Özdilek, Mine Çayıroğlu, İlkin Tüfekçi, Necmi Yapıcı ve Bilge Şen gibi başarılı isimlerin yer aldığı filmin fikir aşamasından sinemaya uzanan yolculuğunu, senarist ve yönetmeni Hasan Tolga Pulat’la konuştuk. Film, Amazon Prime‘da izlenebilir.

“Parçalanan yalnızca Aytekin’in hayatı değil. Bir ailenin, bir sinemanın ve bir ülkenin değerlerinin parçalanmasını anlatıyorum. “

Pelin Denizli: Aytekin’in hikâyesinin film olma eşiğine nasıl geldiğinden bahsedebilir misiniz?

Hasan Tolga Pulat: Bu dönemle ilgili merakım lise yıllarımda başladı. İzleyici olarak tanıdığım, beğendiğim değerli tiyatro ve sinema oyuncularını bu filmlerde izlemek şaşırtıyordu beni. Sinema eğitimi aldığım yıllarda ise neden bu kadar önemli oyuncunun erotik filmlerde yer aldığını sorgulamaya başladım. Böyle bir dönem neden yaşanmıştı sinemamızda bunu merak ettim. Ekonomik, sosyolojik ve kültürel nedenlerini öğrendikçe bana bugünkü Türkiye’yi anlamak ve anlatmak için kilit bir dönem geldi. Yaklaşık yirmi yıl içinde dönemi anlatma isteğim idealleriyle hayatın gerçekleri arasında sıkışan Aytekin’in hikâyesine dönüştü.

P.D.: Senaryoyu yazarken referans aldığınız kaynaklar, kişiler, anlatılar oldu mu? Süreç nasıl geçti sizin için?

H.T.P.: Dönemin erotik filmlerini, röportajlarını ve sinema tarihini araştırdım. O yıllarda çalışan oyuncu ve yönetmenlerle konuşma fırsatım oldu. Onların anlattıkları, hikâyenin gerçekliğini kurmamda çok etkiliydi. Ama Aytekin’in kişisel ikilemleri benim de hali hazırda yaşamakta olduğum ikilemlerdi. Sektör, meslek hayatının mecburiyetleri ve ideallerim arasında kaldığım bir dönemde yazma ihtiyacı hissettim senaryoyu.

P.D.:Filmin adı Parçalı Yıllar. “Parçalanma”yı yalnızca Aytekin’in hayatında değil; Yeşilçam’da, ailede, politik atmosferde ve belki bir kuşağın değer sisteminde de görüyoruz. Sizin için başlıktaki asıl “parçalanan” şey nedir?

H.T.P.: Parçalanan yalnızca Aytekin’in hayatı değil. Bir ailenin, bir sinemanın ve bir ülkenin değerlerinin parçalanmasını anlatıyorum. Aytekin’in yaşadığı kırılma, dönemin Türkiye’sinin de bir kırılma. Ahlaklı kalmak mı, fırsatçı olmak mı? Bir toplum, sistemin dayattığı ve bireylerinin fırsatçıya dönüşmekte bir ahlaksızlık görmediği zaman yozlaşabilir ancak. Sistem çürümeye başladıysa, komşun hızla fırsatçıya dönüştüyse sen kendini nasıl koruyacaksın?

“Bu dönem zaten sömürünün çok belirgin olduğu bir dönem. Ben aynı sömürüyü yeniden üretmek istemedim.”

P.D.: Türkiye sinemasındaki erotik film furyası çoğu zaman ya sansasyonel bir anekdot gibi anlatılıyor ya da Yeşilçam’ın “çöküşünün” simgesi olarak görülüyor. Siz o döneme bakarken bu iki anlatıdan daha farklı bir anlatım sahipleniyorsunuz demek doğru olur mu?

H.T.P.: Kesinlikle. Ben erotik film dönemini anlatmaktan çok, o dönemi yaratan koşullarla ilgileniyorum. Ekonomik kriz, siyasi atmosfer, fırsatçılık ve yozlaşma… Erotik filmler bütün bunların sinemadaki yansımasıydı. Bugünkü TV dizilerimiz gibi!

PD.: Mekânlar konusunda nasıl seçimler yaptınız? Özellikle dikkat ettiğiniz unsurlar oldu mu?

H.T.P.: Filmi ağırlıklı olarak iç mekânlarda kurduk. Bu hem bütçeyle ilgili bir tercihti hem de karakterin giderek sıkışan dünyasını anlatıyordu. Mekânların dönemi yansıtmasının yanında hikâyenin ruhunu taşımasını önemsedim.

PD.: Çok güçlü isimlerin olduğu bir oyuncu kadrosu da var. Oyuncu seçimine nasıl karar verdiniz?

H.T.P.: Bu hikâyenin en önemli ihtiyacı güçlü oyunculuklardı. Özellikle Aytekin karakterinin bütün çelişkilerini taşıyabilecek bir oyuncu gerekiyordu. Filmde onsuz tek bir sahne yok. İdealleri ve yaşamın dayatmaları arasında kalan bir karakteri kendi gerçek hayatını da belirli idealist kurallara göre yaşayan bir oyuncunun oynaması karaktere çok daha büyük bir samimiyet katacaktı. Yetkin Dikinciler bu sebeple karakteri seyirciye büyük bir inandırıcılık ve samimiyetle geçirdi. Levent Özdilek, Mine Çayıroğlu, İlkin Tüfekçi, Necmi Yapıcı, Bilge Şen ve adını sayamadığım değerli tüm oyuncularımız filme büyük bir bağla katıldılar. Ve çok büyük bir samimiyet kattılar. Bizimle oldukları için minnettarım.

P.D.: Erotik sinemayı anlatan bir film çekerken kameranın kendisinin de teşhir edici ya da sömürücü bir bakış üretmesi riski var. Görüntü dili ve mizansen açısından bu sınırı nasıl belirlediniz; özellikle bedenleri nasıl göstereceğiniz konusunda kararlarınız oldu mu?

H.T.P.: Bu dönem zaten sömürünün çok belirgin olduğu bir dönem. Ben aynı sömürüyü yeniden üretmek istemedim. Kameranın odağı bedenler değil, o bedenlerin arkasındaki insanlar, yaşadıkları çaresizlik ve kırılmalardı. Bu sebeple erotik anları ve çıplaklığı doğru mizansen ve kurgu tercihleriyle göstermektense hissettirmeye çalıştım.

P.D.: Kurgu süreci nasıl ilerledi? “Atmaya kıyamamak” kimi zaman bir yönetmenin zorlandığı bir durum olabiliyor, sizde bu nasıl ilerledi?

H.T.P.: Kurguda önceliğim Aytekin’in karakter yolculuğuydu. Dönemi anlatan pek çok detay vardı ama hikâyenin duygusunu ve ritmini korumak gerekiyordu. Bu nedenle filmin bütününe hizmet eden bir anlatımı tercih ettik. Kamera genellikle manüpile etmekten kaçınan bir mesafede oldu hep. Dramatik anların altını çizmek için numaralar yapmaktan kaçındım ya da komediyi çiğleştirecek anlardan uzak durdum. Olabildiğince tarafsız kalmaya ve bir karakteri anlamaya çalışan biçimi tercih ettim, hem sette hem de kurguda.

P.D.: 1970’lerde geçen bir hikâyeyi bugün izlediğimizde “istemediğin işi yapmak ama üretmeye devam edebilmek” meselesi kültür-sanat alanında hâlâ oldukça güncel. Senaryoyu yazarken geçmişle bugün arasında sizi özellikle rahatsız eden bir süreklilik fark ettiniz mi?

H.T.P.: Aslında hiçbir şey değişmedi. Bugün de sanatçılar ekonomik koşullar nedeniyle istemedikleri işler yapmak zorunda kalabiliyor. İdeallerimizle hayatın gerçekleri arasındaki mücadele hâlâ devam ediyor. Erotik filmlerin yerini tamamen rating kaygısıyla yapılan bilinçli bir şekilde yozlaşmaya yol açan diziler ve kötü sinema filmi, dijital içerikler aldı. Hâlâ aynı fırsatçılıkla işler üretiliyor. Ve bu işlerde oynayan ya da oynamayı tercih etmeyen kişiler olarak ikiye ayrılıyor sanatçılar, oyuncular, yönetmenler, senaristler, yapımcılar… Film biraz da bu yüzden bugüne ait.

P.D.: Geri dönüşler nasıl oldu? Hatrınızda kalan bir olay, durum yaşandı mı?

H.T.P.: Özellikle seyircinin filmi yalnızca erotik sinema dönemine ilişkin bir hikâye olarak görmemesi benim için önemliydi. Antalya’da oyuncularımızın aldığı ödüller, Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini almamız da çok kıymetliydi. Amazon Prime’da yayınlanıyor şu an ve haftalarca ilk on içinde kaldı. İzlemeleri iyi gidiyor. Neredeyse her kesimden ve her yaş grubundan insana değdi film. Mutluyum.

PD.: Bundan sonrası için planlarınız neler?

H.T.P.: Üzerinde çalıştığım farklı sinema ve televizyon projeleri var. Yine insanı merkeze alan, karakterlerin çatışmalarını ve yaşadıkları dönemin toplumsal koşullarını birlikte ele alan hikâyelerle ilgileniyorum. Bir de önemli bir yabancı klasik romanı İkinci Dünya Savaşı Türkiye’sine sinema filmi projesi olarak uyarlama planım var.

Diğer Yazılar: Pelin Denizli
“YAPAY ZEKÂ, DOĞRU KULLANILDIĞINDA SANATÇININ İFADE ALANINI GENİŞLETEN GÜÇLÜ BİR ARAÇ”
5. Evrensel Bilimkurgu ve Fantastik Film Festivali, özgün ve çarpıcı film seçkisiyle...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir