BEKLEYİŞ

KADININ ADI VAR, ERKEĞİN CEKETİ YOK: “BEKLEYİŞ”

Kişinin kendi benliğini, varoluşunu, yaşam hikâyesini kavraması, kabullenmesi, halihazırda o devinimin içinde mücadele ederken bunu yakın dostlarına bile anlatabilmesi bazen çok zorken, bunu kameraya alarak hiç tanımadığı insanların seyrine sunması, kendi özelini en yalın haliyle, sakınmadan başkalarıyla paylaşabilmesi daha zor, hatta cesaret isteyen bir eylem olsa gerek.

Söz konusu kadınlar olduğunda “cesaret” kelimesi doğuştan üzerimize takılmış nazarlıklı altın gibi. Evet, kadınlar hele ki bu ülkenin kadınları pek çok konuda çok cesur.

Bekleyiş, baba figürü olmadan bekâr bir anne olarak bebeğini doğurma ve büyütme kararı alan avukat ve yönetmen Aslı Akdağ‘ın toplumsal normlara baş eğmeden “kutsal aile” imajının (anne-baba-çocuk) alternatifini yarattığı otobiyografik bir belgesel.  58. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü’nü alan belgesel, bir kadının kişisel başkaldırışı niteliğinde adeta.

Bir kadının hamile kaldığı an itibarıyla aşama aşama hamileliğindeki gelişime, bebeği bekleme sürecinde yaşadıklarına ve nihayetinde dünyaya gelişine şahit oluyoruz. Kadın olmak, anne olmak bunca zorken Akdağ bize “Gelin size ilk elden bekâr bir anne olmak nasıl bir mücadele istiyor”u göstereyim diyor.

Akdağ, belgesel fikrini bebeğini yalnız başına büyütmeye karar verdiğinde netleştirmiş. Geride bir anı bırakmak niyetiyle günce hazırlamak istemiş başlangıçta,  sonra bakmış ki etrafında böyle nice kadın hikâyesi var, hem bu sorunu daha görünür kılmak istemiş hem de hemcinslerine en becerebildiği yoldan, sinemayla dokunmayı tercih etmiş.

“Bekleyiş” kişisel bir hikâyeden yola çıkıyor ancak anlatılanlar kişinin yer aldığı toplumdan azade kalamıyor. Zaten Akdağ’ın derdi ve mücadelesi, içinde yer aldığı baskıcı toplumun değer yargılarının alaşağı edilebileceği üzerine. Ne kadar eğitimli biri olursanız olun ya da ülkenin en büyük metropolünde yaşayın, muhafazakâr bir topluma doğmuşsanız gelenekleri, alışkanlıkları, “değer ve ahlak” anlayışını aşmanız çok zor.

Akdağ’ın kamerasına aldıkları kendi annesi, anneannesi, komşuları ve arkadaşları. Kendisini evlendirmeye kalkışanından durumuna yargılayana kadar tüm tepkileri gerçekçiliğiyle kadrajına dahil etmiş yönetmen. Çoğunlukla olumsuz olan bu tepkilerden komşusuna ait olan bir tanesi çok dikkat çekici: Evde bir erkeğin ceketi asılı olmalı.”

Evde bir erkeğin asılı ceketini görmediğimiz gibi erkek de görmüyoruz. Çünkü bu belgesel kadının hikâyesi üzerine kurulu; kadının adının olduğu erkeğin ceketinin bile olmadığı bir anlatıyı tercih etmiş Akdağ. Çocuğunu babasız büyütmeye karar veren bir kadının hikâyesinde baba olarak tanımlanan erkek figürünün olmayışı bu bağlamda yönetmenin seçimi açısından doğru bir karar.

“Bekleyiş”in görüntü yönetimi açısından biraz zayıf kaldığını söylemek mümkün. Dramatik alandaki doğru tercihlerini ve bunların getirdiği kuvvetli etkiyi sinematografik açıdan da gösterebilseydi şayet çok daha güçlü bir yapım olabilirdi. Yazının girişinde de belirttiğim gibi kişinin kendi özelini en yalın haliyle, sakınmadan başkalarıyla paylaşabilmesi zorken, bunu kameraya alıp seyirlik hale getirmesi bile cesaret isteyen bir eylem. Hâl böyleyken teknik eksikliklerine çok da takılmadan bu cesareti görmeye öncelik vermeli.

Tüm bunları göğüslerken kendisiyle yüzleşen ve yüzleştikçe cesaretini büyüten Aslı Akdağ “Bekleyiş” ile oğlu Aren’e bir nevi “resimli günlük” hediye etmiş denilebilir. Yönetmenin kendi sözleriyle bitirecek olursak; “Biz kadınlar değişelim ki erkek de toplum da değişsin.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir