Ara Pası

* Zizek’ten naklen: ‘Bir geminin batmasından sağ kurtulan zavallı bir köylü kendini Cindy Crawford’la ıssız bir adada bulur. Onunla seviştikten sonra Cindy, tamamen tatmin olup olmadığını sorar; “evet”, diye cevap verir köylü adam, ama aldığı tatmini dört başı mamur hale getirmek için küçük bir ricası vardır –en iyi arkadaşı gibi giyinebilir, bir pantolon giyebilir ve dudaklarının üzerine bir bıyık kondurabilir miymiş. Cindy, adamın sapık olmasından şüphelenir ama adamın verdiği garantiler üzerine bu isteğini yerine getirir. Adam, Cindy’e sokulur, onu dirseğiyle dürter ve müstehcen bir gülüşle ona şöyle der: “Biraz önce ne yaptım biliyor musun? Cindy Crawford’la seviştim!’

(Köylü adamın yerine film festivallerine katılan sinema yazarlarımızı koyun.)

* ‘Venom’ın ne kadar berbat bir film olduğunu kelimelerle anlatmak mümkün değil ama literatüre ‘ikimizin annesi de Martha’ saçmalığına eş değer bir ‘ikimiz de loser’ız’ söylemini soktuğu için kendisine saygı duyuyorum.

* ‘Johnny English Strikes Again’, rejinin ve senaristin hiçbir artı değer katmadan her topu Rowan Atkinson’a atması yüzünden ölümcül basitliğe ve düzlüğe hapsolmuş bir film, insanda gülme yerine üzülme hissi uyandırıyor daha çok. Keşke bu saçma “dijital dünya vs. analog dünya” hikâyesi yerine açılış ve kapanışta arz-ı endam eden ‘Atkinson sınıfı’nın maceraları anlatılsaymış.

* Festival sezonu, artık tartışma dönemi demek ve festivaller her türlü garipliği bünyesinde barındırıyor, bunların çoğuna da alıştık sayılır ama ilk defa, gittiği festivale gitmemiş, izlediği filmi izlememiş gibi yapan sinema yazarlarının, moderatörlerin, oyuncuların olduğu bir festival sezonu geçiriyoruz. Akreditasyon ve ‘festivalleme’ bağımlılığı kanser gibi bir şey galiba, kolay tedavi edilmiyor.

* Dario Argento ve Wes Craven’ın mirası, Panos Cosmatos gibilerinin omzunda yükselecek.

* Yıllardır el gitmeyen, gittiğinde de keşke bir 30 yıl daha gitmeseydi dedirten filmlerde bu hafta: ‘Silverado’ (1985).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.