ÇELİŞKİLER KESKİNLEŞSİN DİYE BÖYLE Mİ GEÇSİN ÖMRÜM?

İstanbul Film Festivali’nde ilk gösterimi gerçekleştirilen “Yaşamaya Mecbursun” belgeseli Bulutsuzluk Özlemi müzik grubunun hikâyesini anlatıyor. Müzik belgeselleri her zaman ilgimi çekmiştir. Müzik gruplarını anlatırken grubun oluşumundan günümüze kadarki evrimini takip etmek belirli bir dönemi grupla eş zamanlı bir şekilde anlamaya olanak tanır. Gruba girip çıkan üyeler, grubun ayakta kalma mücadelesi ve seyircisiyle kurduğu ilişki pek çok dinamik hakkında fikir verir. Tüm bu etmenler ele alınan konunun, müziğin ve grubun toplumsallığıyla birlikte çerçevelenmesine imkân sağlar. Bugünden geriye doğru baktığımızda neyin tarihini araştırırsak araştıralım kuşkusuz içinde bulunduğu dönemle ilişki içindedir. Bu tarihsel bağlam iyi kurulduğunda her hikâye gibi müzik belgeselleri de tadından yenmiyor. 

Yönetmen Caner Kaya ve ekibi de grubun kırk yıllık öyküsünü, Nejat Yavaşoğulları’nın çocukluk, öğrencilik yıllarına kadar uzanarak ve grup öncesi müzikal girişimlerini de kapsayarak ele alıyor. Bu sayede geniş bir tarihsel zemin üzerine oturan belgesel, muhtıralar, darbeler ve katliamlarla dolu Türkiye tarihini kendisine sağlam bir fon yapıyor. Bunda Bulutsuzluk Özlemi’nin politik şarkıları ve tavrı da etkili. “Acil Demokrasi” ve “Bedreddin” albümleri, grubun kırk yıllık müzik hayatında bu duruşunu en net biçimde gösteren ilk akla gelen eserler.

Nejat Yavaoğulları

Belgeselin önemli bir boyutu da konuşan kafa tarzını kırmak için yaptıkları. Böyle bir tarihten söz ettiğinizde akla hemen arşiv geliyor. Yönetmen bu malzemeyi elverişli biçimde kullanıyor. Kişisel arşivle toplumsal arşivi birbirine dokuyarak bu boyutu anlatımlarla zenginleştiriyor. Müzik grubunun yakın zamanda kırkıncı yılını kutlaması ve bu kapsamda turneye çıkması da filmin önemli bir unsuru. Böylece film izlemeye giden biriyken, bir konsere giden seyirci gibi oluyoruz. Konserlerden ve turnelerden görüntülerle birlikte performanslara şahit olduğumuz gibi pek çok şarkıyı da tekrar dinleme fırsatı buluyoruz. Bu yapı, zamanlar-kişiler ve olaylar arasında geçiş için de işlevsel biçimde kurulmuş ve değerlendirilmiş.

Sina Koloğlu

Nejat Yavaşoğulları’ndan sonra en çok duyduğumuz kişi Sina Koloğlu belki de. Grubun hafızasını oluşturan bu iki müzisyenin anlatımları sayesinde kişisel öykülerin nasıl kolektif bir zemine kavuştuğunu öğreniyoruz. Bir yandan bu öykü bizi 12 Eylül darbesinin kasvetinin dağılmaya başladığı 80’lerin sonu, 90’ların başına götürüyor. Beyoğlu’nun kültür ve müzik hayatı açısından mekânlarıyla birlikte sağladığı altyapıyı hatırlıyoruz. Kentli bir müzik yapan grubu izlerken kentin değişimini görmek de kaçınılmaz oluyor. Hem Türkiye’nin rock tarihini hem de ülkenin toplumsal tarihini paralel bir şekilde takip etmeyi kolaylaştıran faktörlerden biri de müzik yazarlarının aktardıkları. Murat Meriç’in ifade ettiği gibi, Bulutsuzluk Özlemi’nin hikâyesi memleketin de özeti gibi…

Belgesellerin en ilkel fonksiyonlarından bilgi vermenin de çoğu izleyici açısından gerçekleşeceğini sanıyorum. “Caniko” şarkısıyla Eurovision serüveni, grubun isminin nasıl ortaya çıktığı ve değiştirme çabaları, Nejat Yavaşoğulları’nın el yazmaları gibi pek çok hikâye ve materyal bu filmle gelecek kuşaklara aktarılıyor. Üniversite şenliklerinin aranan ekibi, Nejat Yavaşoğulları’nın dilediği gibi yaş aldığında da sahnede ter döküp yeni kitlelere hitap eden bir grup oluyor. Ne mutlu ki biz de buna şahit olup filmle beraber yeniden hatırlıyoruz. Belgeselde Gezi’ye selam da var, İdil konseri de. Bilmediğim bir ziyaret İdil konseri ve grubun o dönemde bunu yapması gerçekten kıymetli. Bu diyalog zemininin yeni süreçte de derinleşmesi için sanatçılara ve müzisyenlere önemli iş düşüyor. Turne programları yaparken bu girişimler değerlendirilmeli. Beyaz perdede festivaller dışında belgesel izleme olanağı bulamayan bizler de bu belgeselin gösterim takvimini takip etmeliyiz, zira genellikle bir şehre gittiğinde tek seanslık özel gösterimler yapılıyor. Belki sizin şehrinize de gelir, kim bilir. 

Bir gecede ana muhalefet partisinin başına kayyum atandığı ve üniversitelerin tek imzayla kapatıldığı dönemlerden geçerken bunları yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. “Çelişkiler keskinleşsin diye böyle mi geçsin ömrüm(üz)?” diye sorarak “Acil Demokrasi!” talep etmenin tam da sırası.

*Bu yazı, Mersin Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Sinema Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi DR. ONUR AYTAÇ tarafından kaleme alınmıştır.

Diğer Yazılar: FikriSinema
DAVID FINCHER’IN SON FİLMİ “THE KILLER” NETFLIX’TE!
Michael Fassbender‘ın başrolünde yer aldığı David Fincher‘ın yeni gerilim filmi “The Killer”...
Devamını Okuyun
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir