Yıl 1993, Mayıs’ın 13’ü. ‘Ah Gülendam’. Babamla geçirdiğim son yaz tatilinde kendi başıma gittiğim ilk konserde duymuştum bu sözleri. Seyircilerin arasından sahneye davet edilen Cemil Özeren, ‘Ölünce Sevemezsem Seni’ demek yerine heavy metal bir solo atmıştı gitarla. Aklım Haluk Levent’in 2000 yazındaki Bodrum Kalesi konserine gitti.

Yıl 1993, 12 Haziran. Nijerya!
O gün seçim var. MKO Abiola’nın kazandığı düşünülen seçimler, sonuçlar açıklanmadan askeri cunta tarafından iptal ediliyor. Cunta lideri İbrahim Babangida, “Yolsuzluk ve usulsüzlük” diyerek seçim sonuçları resmi olarak açıklanmadan, delil göstermeden bunu yapıyor. Yani gün bitmeden. Abiola 1994’te kendini başkan ilan ettiği için tutuklanıyor. 1998’de hapishanede şüpheli bir şekilde ölüyor. Bir ulusun “sivil gelecek” hayali böylece…
Babamın Gölgesi (My Father’s Shadow), 1993’te geçen tek bir günü, günümüze değin yaşanan travmaları da hatırlatarak anlatıyor. İki küçük kardeş, uzun süredir hayatlarından çekilen babalarıyla bir gün geçiriyor. 12 Haziran 1993’te Lagos’a gidiyorlar. Gün başlarken evin içine radyodan sızanla; bir arka plan olarak değil, giderek kaçınılmaz hâle gelen bir ağırlıkla temas ediyorsunuz.
Film yarı-otobiyografik. Akinola Davies Jr., bu hikâyeyi kardeşiyle birlikte yazmış. Sope Dirisu‘nun canlandırdığı Folarin, bir kahraman değil. Hayatta kalmaya çalışan, Lagos’un kaosunda bir birey. İki çocuğunu da tuttuğunu sanan bir adam. İki çocuksa o günü onla yaşamış kadar ona tutunmuş.

Afrika’nın en uzun köprüsünden geçerken kamera Makoko’ya bakıyor. Lagos’un en yoksul mahallesi, suyun üstüne kurulu. 2026 yılına girerken kentsel dönüşüm bahanesiyle Nijerya hükümeti tarafından yıkıldı. O sahne artık başka bir şey: Yok edilmiş bir kentin son görüntüsü. Sinema burada hikâye anlatmaktan çıkıp belge olmaya başlıyor.

Davies Jr., bize aslında dışarıda olanı göstermiyor. Sokak sesleri var; kalabalık var; seçim uğultusu var. Ama kamera içeride kalıyor. Dar açılar. Sıkışmış çerçeveler. Bu bir anlatım tercihi, aynı zamanda dönemin kendisi. Ülkenin içinde bulunduğu tıkanıklık, görüntü diline çevrilmiş. Olayları belgelemiyor; hissettiriyor. Benim gibi sonra internete girip araştırma yapmaya zorluyor izleyenini. Siyaset burada kavram değil, karakterlerin üzerindeki o dayanılmaz atmosfer. Sokaktan gelen her ses, küçük çocukların bakışlarında bir tedirginliğe dönüşüyor. 1993’ün iptali, bir seçim hükümsüzlüğü olarak değil, umudun sessizce gasp edilişi olarak anlatılıyor.
Cannes’da Resmi Seçki’ye alınan ilk Nijerya yapımı. Hem de Caméra d’Or Özel Mansiyonu’yla ödüllendirildi.

Babamın Gölgesi, kamera açılarından ya da ödüllerinden bağımsız olarak nadir bir şeyi başarıyor: Makro-siyasetin soğukluğunu, en mahrem ve en kişisel alana taşıyor. Tarihin değil, hafızanın filmi. Belgelerin değil, babanın burnundan süzülen kanın. Benim için de “seçimim çalındı” demeden “seçim çalınıyor” demenin bir penceresi.

Akinola Davies Jr. ve kardeşi Wale‘in, 2020 yılı yapımı Lizard ile kurdukları anlatıyı, olgunlaştırdıkları görülüyor. Gelecek projelerinin aynı çizgide devam edeceğini düşündüğümden yakından takip edeceğim.
Ben de Görsem
- Babamın Gölgesi, Mubi’de gösterimde.
- Belki bu yaz 8. Mülkiye Açık Hava Film Gösterimleri seçkisinde.
