KOCAELİ’DE DAYANIŞMA, DİRENİŞ VE BELLEĞE AÇILAN BİR PENCERE: KARDEŞ TÜRKÜLER İLE 30 YIL

Kardeş Türküler’in kuruluşundan günümüze uzanan müzikal ve politik yolculuğu… Güldüm, şarkılara eşlik ettim, oturduğum yerde halaya durdum ve ağladım. Bence tüm diller, dinler, kuşlar, nehirler, denizler ve ağaçlar da böyle yaptı. Nefisti!

Şimdi bir şiirin kıyısındayız,

Yeni bir hayatın kıyısında…”

32’inci Adana Altın Koza Film Festivali zamanı böyle bir tweet atmıştım “Kardeş Türküler ile 30 Yıl” belgeselini izledikten sonra.

Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş’ın yönettiği “Kardeş Türküler ile 30 Yıl“, yalnızca bir müzik grubunun portresini sunan bir belgesel değil; Türkiye’nin son otuz yılındaki toplumsal ve siyasal dönüşümleri de perdeye taşıyan bir belleğin ürünü.

Ayşe (Çetinbaş) ile sosyal medya üzerinden yazışmıştık ancak fiziki olarak tanışıklığımız geçtiğimiz Aralık ayında Diyarbakır’da düzenlenen 3. Amed Film Festivali‘nde oldu. Amed izleyicisi, festivalin açılış filmi de olan “Kardeş Türküler ile 30 Yıl“ı, Adana seyircisinin gösterdiği heyecan ve coşkuyu çığ gibi katlarcasına büyütüp film ekibinin kucağına bıraktı. Alkışlar, halaylar, kahkahalar ve gözyaşları bu 30 yıllık yolculuğa eşlik etti.

Eğitim-Sen’in Ev Sahipliğinde Gösterim

Ben de Amed’de hazır Ayşe’yi bulmuşken belgeselin özel bir gösterimini İzmit’te (Kocaeli) yapma sözünü almıştım. Ve bu buluşmayı ne mutlu ki 7 Şubat Cumartesi günü, Eğitim-Sen Kocaeli Şubesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdik.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Kocaeli Şubesi Mevlüt Taştan Konferans Salonu’nda gerçekleşen belgesel gösterimine Kocaeli’nin eğitim ve akademisyen dünyasından emekçilerle öğrenciler, sendikalılar ve elbette Kardeş Türküler hayranları katılım gösterdi. Eğitim-Sen’e ev sahipliği ve misafirperverliği için; kendisine söylediğim andan itibaren elini taşın altına koyup gerçekleşmesini sağlayan kıymetli dostum Kocaeli Üniversitesi Radyo-TV-Sinema bölümü öğretim görevlisi Dr. İren Dicle Aytaç‘a bir kez de bu satırlardan teşekkür etmek istiyorum.

Belgesel gösteriminin ardından, bendenizin moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşiye belgeselin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş ile filmin kurgucularından Tatlıhan Tuncel katıldı. Söyleşide belgeselin ortaya çıkış süreci, arşiv çalışmaları, kurgu tercihleri, prodüksiyon süreci, festival yolculuğu ile Kardeş Türküler’in 30 yıllık hikâyesini sinema diliyle aktarmanın zorlukları ele alındı. İzleyicilerin duygu-düşünce ve sorularıyla; Ayşe Çetinbaş‘ın ise samimi yanıtlarıyla zenginleşen söyleşi, belgeselin taşıdığı kültürel ve politik anlamı, verilen zorlu mücadeleler, kayıplar, yaslar ve konjonktürel değişimlerle paralel akan bir zeminde yeniden hatırlamamıza vesile oldu.

Kardeş Türküler’i ve 90’ları Hatırlamak

Türkiye’nin kültürel hafızasında ve müzik tarihinde çok önemli bir yere sahip olan “Kardeş Türküler” grubu, 1990’lı yılların başında üniversite sıralarında filizlendi. 1993’te Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü çatısı altında başlayan yolculuklarını Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Lazca, Arapça, Rumca ve daha birçok dilde türküleri, geleneksel olanla çağdaşı sentezledikleri özgün düzenlemelerle dile getirirken; birlikte yaşama kültürünü, hafızayı ve dayanışmayı da günümüze taşımayı başaran bir gösteri topluluğu oldu.

Anadolu’nun, Mezopotamya’nın ve Balkanlar’ın seslerini aynı sahnede buluşturan Kardeş Türküler, bu coğrafyada birlikte yaşamanın mümkün olduğunu ve barışa olan gerekliliği her daim savundu ve müziği aracılığıyla da güçlü bir biçimde ifade etti; etmeye de devam ediyor… “Kardeş Türküler İle 30 Yıl” belgeseli de grubun hikâyesini; müziğin, hafızanın ve toplumsal mücadelenin iç içe geçtiği katmanlı bir anlatı ve başarılı bir kurguyla ele alıyor.

Grup, 1995’te BGST’yi (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu) kurup konserler yoluyla dinleyicisi ile buluştu; Kalan Müzik etiketiyle 1997’de “Kardeş Türküler” isimli ilk albümlerini çıkardıktan sonra hayatlarına Kardeş Türküler olarak devam etti.

Harbiye Açık Hava Konser Alanı – Kardeş Türküler

Türkiye’de toplumsal olayların ivme kazandığı; protest-devrimci müziğin ise arzının ve talebinin fazla olduğu dönemlerdi 90’lar. Memleketin doğusunda yıllardır amansız bir çatışma yaşanıyor, Kürtçe konuşulması ve dinlenmesi yasaklanıyordu.

Tüm bu koşullar içerisinde grubun “Böyle bir zamanda sanat yapılır mı; yapacaksak nasıl bir söz söyleyebiliriz?” soruları hiç bitmemiş. Anadolu’da, kırsalda kadim halkla hemhal olan grup kentlinin de sesine kulak verme gereksinimi hissetmiş. Onları buna yönlendiren de Arto Tunçboyacıyan. Tuçboyacıyan’la yapılan “Çocuk (H)Aklı” albümü, kentlerde yaşayan ve farklı kültürlerden gelen emekçi çocukların hikâyelerine odaklanıyor.

Sırasıyla Türkiye’yi sarsan siyasi ve toplumsal olayları kesitler halinde görebiliyoruz belgeselde; Madımak Katliamı, Hrant Dink ile gidilen Türkiye-Ermenistan sınır gezisi, Gezi Direnişi, Suruç ve Ankara katliamları, 8 Mart yürüyüşü, 2011’in 1 Mayıs’ı, 6 Şubat depremi ve Boğaziçi Üniversitesi kayyım rektör protestoları…

“Anlaşılmayan” Diller!

Beni bir Kardeş Türküler hayranı olarak çok mutlu eden şeylerden biri de -verdikleri tüm mücadeleler dışında- işlerine olan saygılarını, araştırmacı ruhlarını belgeselde görmek oldu. Mesela bir şarkı için şehir şehir geziyorlar, bir yörenin kadınlarını stüdyolarına toplayıp “kadın ağzı” ile okunan ve gün yüzüne çıkmamış anonim eserlerin keşfine düşüyorlar; düğünlere, işçi atölyelerine gidiyor, konser verdikleri şehirlerin sokaklarını arşınlayıp seyyar kasetçilerden hazineler buluyorlar. Bu sebeple Türkçe dışında sadece Kürtçe değil; Ermenice, Azerice, Süryanice, Arapça, Gürcüce, Lazca, Romanca (Çingene halk şarkıları), Rumca ve benzeri “anlaşılmayan” dillerde şarkıları; Alevi, Sünni ve Yörük ezgilerini çok sesli vokaller ve geleneksel çalgılarla bütünleştiren kendilerine özgü bir sound yaratıyorlar. Kalan Müzik‘in kurucusu Hasan Saltık‘ın da belgeselde ağzından duyduğumuz şekliyle artık Kardeş Türküler soundu denilen bir müzik ortaya çıkıyor.  

Hasan Saltık / Kalan Müzik’in kurucusu

“Anlaşılmayan” diye özellikle tırnak içinde belirtmemin nedeni belgeselde bahsedilen bir anıya atıfta bulunmak istememdi. İstiklal Caddesi’ndeki Mephisto dükkanının çalışanıyla gerçekleşen sohbette genç adam, polislerle yaşadığı trajikomik bir anıyı anlatıyor. Mephisto ülke ve dünya gündeminde popüler olan albümleri çalar ve sesi hoparlörler aracılığıyla dışarıya, caddeye verirdi. Polisin ise çalmasını istemediği şarkılar Kürtçe olanlardı. “Kürtçe çaldığımızda polis bizi uyarırdı. Bir gün Kardeş Türküler çalıyorum, polis ‘Kürtçe şarkı çalma’ anonsu yaparak geçti. Sonra geri gelip dükkana girdiler ve ‘Kürtçe çalma, kapat dedik, niye kapatmıyorsun?’ dediler. Ben de şarkının Kürtçe değil, Süryanice olduğunu söyledim. Anlamadı tabii ve ‘Anlaşılmayan dillerde şeyler çalma o zaman!’ diye uyarıp gittiler.

Fark ettim ki bu topraklarda var olmuş ve konuşulan dillerde şarkıları belki de ilk kez Kardeş Türküler‘den dinledik. Ermenistan diye bir ülkeyi bilsek de Ermenice bir şarkıyı kaçımız duyup dinledi ya da mesela Gürcüce bir dilin olduğunu, o ezgilerin tınısını da sayelerinde öğrenmedik mi? Grubun bu kültürel çoğulculuğu sahiplenmesi kadar belgesel de belgeselin yapımcıları da aynı sorumluluğu üstleniyor ve hatırlatıyor. Grubun üyelerinin ısrarla altını çizdikleri gibi Kardeş Türküler, 32 yılı aşkın süredir barış için çabalıyor, barışa olan inançlarıyla üretmeye devam ediyorlar. Belki de tam da bu sebeple -bu kadar kalabalık ve çok sesli olmasına rağmen, dile kolay- 32 yıldır varlığını koruyabiliyor.

Kocaeli’deki gösterime katılan izleyiciler de söyleşi kısmında duygu ve düşüncelerini dile getirirken belgeselin kolektif hafızadaki yansımasını hatırlayarak çok samimi ve anlamlı katkılarda bulundu. Ben de dahil olmak üzere söz alan herkes özellikle belgeselde gördüğümüz ya da ismi anılan ancak şu anda aramızda olmayan çok kıymetli isimleri yeniden andık: Hrant Dink, Neşet Ertaş, Mehmet Uzun, Sırrı Süreyya Önder, Dilberay, Ayşe Selen, Hasan Saltık, Esma Redzepova aklımızda kalanlardı…

“Belgeseli Vizyona Sokmayı Düşünmüyordum”

Söyleşi sırasında yönetmen Ayşe Çetinbaş, şu güne değin Adana, Ankara, Amed Film Festivallerine katıldıklarını, İstanbul galasını Kasım ayında Şişli’de yaptıklarını, birkaç tane özel gösterim düzenlediklerini ve bundan sonrası için de festival yolculuklarının devam edeceğini söyledi. “Bu belgesel vizyona girecek mi? diye kendisine sorduğumda beklemediğim bir yanıt aldım: “Aslında ben bu belgeseli vizyona sokmayı düşünmüyordum.”

Tatlıhan Tatlı, Ayşe Çetinbaş, Çayan Demirel, Arzu Arda Deger

Ben bu yanıtı alacağımı hiç düşünmemiştim. Çetinbaş, Kardeş Türküler‘in onlara ulaştığını, böyle bir belgesel istediğini ama yine de bu projenin bir sipariş üretim olarak algılanmaması gerektiğinin altını özellikle çizdi. Bu belgeseli çekmenin aynı zamanda toplumsal sorumlulukları olduğunu ancak planladıklarından çok daha fazla zamanı bu belgeselin çekimi ve kurgusu için ayırdıklarını da belirtti. Çayan Demirel, şayet o talihsiz sağlık sorununu yaşamamış olsaydı bu belgesel, 10 yıl önce bitecekmiş. Çayan’ın kaldığı yerden filmi sırtlanan Ayşe Çetinbaş, yapımcı koltuğundan sonra kendisini mecburen reji koltuğunda bulmuş. Hayli zor ve yorucu zamanlardan geçti(ler) ve nihayetinde işi şahane bir şekilde kotardı(lar). Katıldıkları festivallerde böylesine ilgi ve takdirle karşılaşacaklarını çok tahmin etmemiş Çetinbaş. Gelen özel gösterim taleplerine de artık yetişemediklerini ve bu sebeple belgeseli vizyona sokmanın daha doğru bir karar olacağını belirtti.

Hemfikirim; Türkiye’nin müzik, sinema ve politik tarihi ile kendi kişisel tarihlerimize ve toplumsal belleğimize çok büyük bir pencere açan, kıymetli bir arşiv çalışması olan bu belgeselin izleyici ile buluşması hem önemli hem de gerekli, naçizane… Çünkü sadece geçmişe dönük bir yolculuk değil yaptığımız; bugünümüzü ve geleceğimizi anlayabilmek adına da altın değerinde bir kılavuz arşiv adeta.

Filmin tüm emekçilerine selam olsun, ancak şu isimleri özellikle anmazsam bu yazı eksik kalacakmış gibi; 30 yıllık hikâyenin sayılamayacak denli kaydını kamerasına alan görüntü yönetmeni Koray Kesik ve bunca görüntü arasından en doğrusunu, en uygun yere konduran diğer iki kurgucusu; Özcan Vardar ile Erhan Örs… Gözünüze, emeklerinize sağlık.


“Kardeş Türküler İle 30 Yıl” belgeseli, birlikte üretmenin, birlikte direnmenin ve birlikte şarkı söylemenin hikâyesi… Bulduğunuz yerde kaçırmayın!

Şimdi bir şiirin kıyısındayız,

Yeni bir hayatın kıyısında…”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir