13. ULUSLARARASI SUÇ VE CEZA FİLM FESTİVALİ NOTLARI

13. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali bu yıl da dopdolu geçti. Film seçkisini oldukça tatmin edici ve doyurucu bulduğum festivale katılım da oldukça yüksekti. Fırtınalı, soğuk bir döneme denk gelse de sinema salonlarını dolu görmek oldukça hoş bir his. Kalabalık bir salonda film izlemek, benzer duyguları birçok kişiyle yaşamak çok keyif veriyor bana.

Her yıl ‘’Herkes için Adalet’’ diyen Suç ve Ceza Film Festivali’nin izleyici ile buluşturduğuna sevindiğim birçok film oldu. Fakat özellikle All Your Faces, Heroic, Green Border, Es Brennt, Terrestrial Verses en beğendiğim, en çok etkilendiğim filmler arasında. Bu etkileyici filmleri sizler için kısaca anlatmak istedim.

All Your Faces

All Your Faces empati duygusunun herkes için ne kadar gerekli olduğunu hatırlatan önemli bir konuya sahip!

Onarıcı Adalet kavramını ilk kez bu filmde duydum. Onarıcı adalet: Suçlu ve mağdurların bir araya getirildiği bir program. Bu program gönüllülerin de katılabildiği profesyonellerden oluşuyor. Yargılamadan dinlemeyi becerebilen kişilerin önderliğinde yapılan bu toplantılarda, yıllar önce işlenen bir suç karşısında mağdur olmuş kişiler, benzer suçları işleyen kişilerle bir araya geliyor. Bir çember oluşturarak tıpkı dayanışma terapilerinde olduğu gibi sırayla konuşuyorlar. Birbirlerinin sözlerini kesmemek için ortalarındaki sehpada bir sopa bulunuyor. Bu sopayı alan kişi konuşuyor, konuşması bitince sopayı yerine koyuyor. Her iki taraf için de oldukça zor geçen bir üç saat olsa da bir süre sonra kişiler arasında empati kurulduğunu görmek insana insanca duygular hissettiriyor. Filmin birçok noktasında gerilimi hissediyorsunuz. Yalnızca üç dakika süren bir soygunun mağdur olan kişilerdeki muazzam güçlü yan etkilerine şahit oluyor izleyici. Bu noktada film, empati kurdurma yönteminde oldukça başarılı. Film aynı zamanda, mağdur ve suçlu toplantıları dışında farklı bir hikayeye de yer veriyor. Yıllar önce üvey abisi tarafından istismar edilen genç bir kadın, abisinin hapishaneden çıktığını öğreniyor.  Bunun üzerine onarıcı adalet programındaki görevli, bu kadının korkularının azalmasına, abisiyle yüzleşmesine de yardımcı olmaya çalışıyor. Bu noktada onarıcı adaletin oldukça önemli bir yapı olduğunu düşünmemek mümkün değil.

Heroic

İlk gösterimini Sundance’te yapan Heroic Meksika’daki askeri yapıya, şiddete, erkek egemen toplumun korkunçluğuna gerçekçi bir bakış!

Filmin başrolündeki Luis 18 yaşında bir asker. Luis’in tek isteği askeri okulda rütbe kazanırsa annesine sağlayacağı sağlık sigortası ve rahat bir gelecek. Bu yüzden yaşadığı ve tanık olduğu zorbalığa rağmen askeri kolejde kalmaya kendisini ikna etmeye çalışıyor. Üstü olan acımasız Sierra tarafından eğitim alarak ve onun pis işlerini hallederek yüksek bir rütbeye gelebileceğine inanan Luis yapı ve karakter olarak içinde bulunduğu sisteme uygun biri değil. Fakat her şeye rağmen sakinliğini koruyarak düzene ayak uydurmaya çalışıyor. Üstü Sierra, Luis’i yakın markajına alıyor. Kendisinin koleje ilk katıldığındaki haline benzettiğini söylediği Luis’e kimi zaman fazla yakın davranarak kimi zaman da bezdirme taktikleri uygulayarak rahatsız edici bir yakınlık kuruyor. Kendisine itaat etmesini istediği Luis bu katı düzenin içinde bir yer bulabilmek için adeta kendisiyle güçlü bir savaşa giriyor. Filmin rüya sekanslarının ve karanlık anlatımının etkisi oldukça kuvvetli. Luis rolüne hayat veren başrol Santiago Sandoval Carbajal, profesyonel bir oyuncu olmadığı halde filmin ritmine çok uyan bir karakter olmuş.

Green Border

İnsanın insanlığından utanacağı bir dram Green Border

Avrupa Birliği topraklarına ulaşmaya çalışan mülteciler, Belarus diktatörünün alaycı bir şekilde tasarladığı jeopolitik krizin ortasında kalmıştır. Belarus ve Polonya arasındaki ‘’Yeşil Hudut’’ denen bataklıklarla dolu tehlikeli ormanlarda hayatta kalmaya çalışan kişilerin hikayesi oldukça şiirsel ve gerçekçi bir şekilde anlatılmış. Siyah beyaz filmde mültecilerin yaşadığı sıkışmışlık hissi, izleyiciyi filmin ilk 10 dakikasında içine alıyor. Bir tarafta rahat yataklarından kalkıp mülteciler için mücadele eden, elinden gelenin fazlasını yapmaya uğraşan aktivistler, bir tarafta suçsuz yere açlıktan, susuzluktan ölen insanlar… Film bittiği zaman insan, insanlığından utanıyor. Hiçbir şey yapamıyor olmanın verdiği ağırlığın altında kalıyor.

Es Brennt!

-Niye batıyor?

Çünkü kimse suyun üstünde tutmaya çalışmıyor…

Maalesef gerçek bir hikayeye dayanan, insanın kanını donduran bir hikaye. Es Brennt, Almanya’da yaşayan Arap kökenli mutlu bir ailenin ırkçılık yüzünden hayatlarının nasıl karardığına odaklanıyor. Mahkemeye taşınan süreçte Arap asıllı ailenin hayatını kökünden değiştirecek bir felaket yaşanır.

Yönetmen Erol Afşin Kadıköy Sineması’ndaki gösterimin ardından yapılan söyleşide bu hikayeyi önce kısa film senaryosu olarak yazdığını ardından uzun metraja çevirdiğini söyledi. Bu durum, filmin belli yerlerinde oldukça belli maalesef. Bazı planlar oldukça uzun ve tekrara düşüyor. Hikayeye katkı sağlamayan neredeyse 7-8 tane aşırı uzun plan var. Fakat bu teknik eksiklik yine de hikayeden ve karakterlerle kurduğumuz bağdan pek bir şey alıp götüremiyor. Filmin cümlesi: ‘’Benim başıma geleceğini tahmin etmezdim!’’ İki yerde duyuyoruz bu cümleyi. Kimsenin kendi başına geleceğine inanmadığı korkunç bir olayı izlemek, sinemadan çıkınca ellerimin titremesine uzun bir süre kendime gelemememe neden oldu.

Filmin sonlarına doğru küçük küçük çocuk babasına, kağıttan sandalın neden battığını soruyor.

-Niye batıyor?

Çünkü kimse suyun üstünde tutmaya çalışmıyor…

Babanın bu yanıtı filmin ve yaşamın özeti niteliğinde.

Terrestrial Verses

Bu kadar da olurmuş!

Yönetmen Ali Asgari ve Alireza Khatami’nin ortak filmi Terrestrial Verses kendi ülkesinde gösterime giremeyen oldukça etkileyici bir film. Filmde çeşitli toplumsal otoriteler tarafından dayatılan kültürel, dini ve kurumsal kısıtlamaların üstesinden gelmeye çalışan insanların kısa hikayelerini anlatılıyor. İzlerken ‘’bu kadar da olmaz’’ diye düşündüğümüz her şey İran’da maalesef yaşanıyormuş. Bu kadar da olurmuş.

Filmin dili, çoğu zaman espirili ve naif de olsa anlattığı hikayelerin ağırlığı altında kalmamak mümkün değil. Bu hikayeler bize, çok yakın bir ülkede insanların başına gelen ve mücadele etmek zorunda kaldıkları zorlukları anlatıyor.

Diğer Yazılar: Özlem Çetinkaya
Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir