THE OFFER

DÜNYANIN EN İYİ FİLMİ NASIL YAPILDI?

2022 sinema için kesinlikle çok özel bir yıl. Çünkü başta Hollywood olmak üzere dünya sinemasının en büyük filmi olan The Godfather, bu yıl vizyona girişinin 50. Yılını kutladı. Amerika başta olmak üzere dünyanın birkaç ülkesinde yeniden gösterime girdi veya tek seferlik özel gösterimler yaptı. Bendeniz de İstanbul’da Beyoğlu Atlas 1948 Sineması’nda filmi 4K taranmış haliyle izleme şansı yakaladım ve elbette yine hayran kaldım. Bu film ve seri hakkında kısa zaman önce de 50. Yıl yazısı yazmış ve orada bir sanat eserine duyulan aşk başlığı altında filme olan duygularımdan bahsetmiştim. O yüzden bu yazıda oraya pek girmeyeceğim.

Malumunuz, sinemada bir senaryo sıkıntısı yaşanıyor. Arthouse, Hollywood, Avrupa, tüm ülke sinemalarını katabileceğimiz bu sorun elbette en çok da en popüler olanda, yani Hollywood sinemasında kendini belli ediyor. Ondan sebeptir ki son dönemde Hollywood, eski efsanelerinin remake’lerini, devam filmlerini, spin-off’larını, dizilerini çekmek gibi birçok yola başvurdu. Özellikle Star Wars, Lord of the Rings gibi efsanelerde bu denendi. Ancak bunu denemelerin başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Star Wars’ın Disney’e satıldıktan sonraki son dönem üçlemesi genel olarak beğenilmedi, Lord of the Rings ise dünya tarihinin en pahalı dizisi olarak Amazon çatısı altında çekiliyor. Ancak 2010’larda çekilen Hobbit filmleri neredeyse fiyasko olarak sonuçlandı ve ilk üçlemenin yanına bile yaklaşılamadı. Yakın zamanda da 90’ların en önemli başyapıtlarından biri olan Heat’in yönetmeni Michael Mann, filmin öncesi ve sonrasını paralel biçimde aynı anda anlatan bir roman yazdığını duyurdu ve birkaç hafta önce de bu roman tamamlandı. Büyük ihtimalle filme de çekilecek.

The Godfather serisine gelecek olursak gelmiş geçmiş en iyi devam filmi (seride benim de favorim olan) The Godfather Part II’den 16 yıl sonra çekilen The Godfather Part III ise elbette çok izlense de hep ilk iki filmin gölgesinde kaldı ve onlar kadar beğenilmedi. Kurgusundaki gözle görülür kopukluklar, Al Pacino’nun çocuksu görünen ince telli saçları, Sofia Coppola’nın yerden yere vurulan oyunculuğu sonrasında, üçüncü filmden 30 yıl sonra, 2020’de serinin efsanevi yönetmeni Francis Ford Coppola filmi yeniden kurguladı ve bölüm 3, The Godfather Coda: Death of Michael Corleone adıyla Amerika’da yeniden gösterime girdi ve dijital ortamda satışa sunuldu. Filmin bu kurgusu oldukça beğeni alsa da elbette tüm dünyada yeniden gösterime girmediği için belli başlı hayranlar, sinefiller, sinema eleştirmenleri dışında çoğu insanın bu yeni kurgudan haberi bile olmadı.

Büyük ihtimalle de bu sebepten Paramount Pictures, 2021’de The Godfather’ın yapım sürecini anlatacak olan bir dizinin planlandığını duyurdu ve kendi kanallarında 2022’de gösterileceğini açıkladı. Senaryonun ise filmin efsanevi yapımcısı Albert S. Ruddy’nin daha önce hiç yayınlanmamış olan Making of The Godfather (The Godfather’ı Yapımı) adlı anılarından uyarlandığı söylendi.

THE OFFER ANALİZİ

Dizinin yaratıcıları Michael Tolkin ve Leslie Graf. Açıkçası isimlerini daha önce hiç duymamıştım ve bu bende diziye başlamadan önce bir tereddüt yaratmıştı. Ancak diziye başladığımda anladığım ilk şeylerden biri kesinlikle “bu insanların da The Godfather’ı aynı benim sevdiğim gibi sevmeleri”. Öncelikle çok uzun bir zamandır bu kadar iyi bir cast seçimine denk gelmediğimi söylemek durumundayım. En çok da yer aldığı her sahnede “Coppola resmen kendini canlandırmış” dememe sebep olan Dan Fogler’a adeta bayıldım. Paramount’un efsanevi patronu Robert Evans rolüyle, yanına muazzam İngiliz aksanını koyarak bizleri sarhoş eden Matthew Goode, ilk filmin bir diğer efsanevi yapımcısı Albert S. Ruddy rolüyle yeniden rüştünü ispatlayan Miles Teller, Mario Puzo’ya adeta bürünen Patrick Gallo ve Ruddy’nin sekreteri Bettye McCartt olarak ışıl ışıl parlayan Juno Temple. Cast seçiminin kusursuzluğundan dolayı rahatlıkla söyleyebiliriz ki dizinin senaryosunun yazımında halen hayatta olan Robert Evans’la kurulan iletişim ağı muhteşem. Yaşanmış olarak tüm olaylar tek tek anlatılıyor, akıcılık hiç kaybolmuyor. Ve bu yapılırken kesinlikle dizinin en iyi başardığı şey de artık The Godfather’ın çekimlerinin başladığı bölümlerde özellikle sahnelerin gösterilmesi değil, sahnelerin çekim anlarında reji ekibinin gösterilmesi. Bunun ne kadar doğru bir karar olduğu diziyi izlerken net bir şekilde ortaya çıkıyor. Sahnelerin daha çekilirken bile sette yarattığı gerginlik, filmin gala sahnesinde insanların izlediklerinde yüzlerinde oluşan ifadeler gibi anlar çok iyi yansıtılıyor ve bu sahnelerde gerçekten duygulanmamak elde değil.

Ayrıca dizinin sanat etiği üzerine oldukça çarpıcı yorumlar yaptığını da düşünüyorum. The Godfather çekilirken birebir gerçek mafya babalarıyla ‘mecburen’ iletişime geçilmesi, onlara yapılan iyilikler, mekan kiralama işlerinde mekan sahiplerine kimi zaman zorbalığa dahi varan hareketler yapılması gibi daha birçok şey. Yani dizi burada aslında mükemmel eserlerin mutlaka yapım esnasında içinde etik olmayan olayların da yaşanmış olduğunu, yaşanacağını ve belki de ‘yaşanmak zorunda olduğunu da anlatıyor. Ancak elbette The Godfather’ın bu konudaki durumunu konuşurken dönem konjonktürünü de unutmamak gerektiği kanaatindeyim.

Bir başka önemli artısı ise film çekilirken arka planda sürekli 70’lerin diğer çekilmiş ve daha çekilmemiş ancak çekilecek olan başyapıtlarıyla ilgili sohbetler dönmesi, tartışmalar yapılması. Bu da nostalji anlamında seyirciyi çok güzel yakalıyor.

Sonuç olarak The Offer dizisi, çok büyük ihtimalle sinema tarihinin gelmiş geçmiş en önemli filmi olan The Godfather’ın yapım sürecini hiç sıkmadan, gayet akıcı bir dille anlatıyor. Seriyi sevenlerin özellikle bu diziden çok büyük keyif alacağı kanaatindeyim. İyi seyirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.